kanımca insanın yaşı arttıkça azalan tahamül kat sayısına baglı olarak tahamül edemedigim şeyi yapmayayım olayı
bir söz vardır konu ile alakalı eger 1 sene evvel yaptıgınız davranışların aynısını yapan 1 genç görüp sinirleniyorsanız yaşlanıyor hatta olgunlaşıyorsunuz demektir.
hiç tahmin etmediğiniz insanların size gelip hiç tahmin etmediğiniz konular hakkında konuşması, sizin de onu kırmamak için, ne kadar kırıldığınızı göstermeden ses çıkartmamanız. düşünceli olmak.
büyük mutluluklar, büyük üzüntüler, büyük umutlar ve büyük hayal kırıklıkları ile ulaşılan, kazanmayı da kaybetmeyi de göze almadan elde edilemeyen meziyet.
bir tek kelimenin bir insan uzerinde ne kadar derin izler bırakabilecegine ornek teskil eden kelime.
sorgulanması gereken husus, olgunlasmanın hareketlerimizde mi yoksa, hayata bakıs acımızın ne kadar degismis olup olmadıgında mı oldugudur.
olgun oldugunu varsayan sahıslar cogu zaman bunun ne oldugunu bile bilmezler. olgunlugu sakin tavırlar takınıp etrafındaki kimseleri ne kadar takmazlarsa o kadar olgun olduklarını sanırlar. en ufak bir seyden bile, mesela yere dokulen su birikintisinin olusturdugu sekli komik bir olguya benzetip gulmeyi becerebilen insanlara "off bos musun ya! buyu artık!" gibi kelimeler sarf etmeyi olgunluk bellerler.
oysa o insanın, o "sulu" ismi yakıstırılıp ciddi muhabbete taraf olarak alınmayan kimsenin, hayatta en ufak ve en sacma seye bile gulmeyi becerebildigini, dolayısıyla kendini ve etrafını mutlu edebilmeyi becerebildigini goremezler.
olgun olan kisi bu "sulu" kimsedir aslında. cunku bu kimse, hayatta hicbirseyin bir insanı en ufak derecede dahi olsa kırmaya degmeyecegini ve her dakika gulebilmenin mutlu olabilmenin hic ama hic bir zararı olmadıgını, aksine yararı oldugunu kesfeden kisidir.
yine de o sulu insan bu kimselerden, onlara almayı reddettikleri neseyi sacmasına karsın, saygıdan baska hicbirsey beklemez.
ne yazık ki onu da bulamaz bu kişi. uzulur, kırılır belki ama cekinmeden baskalarına da olsa o neseyi sacmaya devam eder. fakat hep o kazanır sonunda.
hayat oyle kısadır ki hicbir ayrıma, sınıflandırmaya, dargınlıga ve kavgaya degmez.
olgunluk affetmektir, unutmaktır. ve hareketlerden pek anlasılmaz. insanin kafasındadır aynen herşeyin orada olduğu gibi.
hircinliktan uzak, sessiz ve sakin, sorgulayan ama kizmayan, elestiren ama yargilamayan, bilen ama "biliyorum" demeyen, begenen ama hayranlik duymayan, seven ama sahiplenmeyen, konusan ama daha cok dinleyen, dokunan ama incitmeyen, arayan ama kendisini taniyan, yaslanan ama yasamdan korkmayan, yasayan ama zamandan korkmayan.... firtinalarda bir dakika durup düsünebilse insan, o zaman olgun olacak belki...
birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız kim karar verebilir birbirine dokunan taş ve su hakkında, kimin kimi ayakta tuttuğuna, ve günün aslında kumdan, tuzdan ve ışıktan oluşmadığına? boşlukları doldurduğumuzda belirecek hayatın anlamı, taşı ve suyu doğru yorumladığımızda, bir yarı öbür yarıyı anlayacak: olgunluk bize yaban meyvesi gibidir; gevşek ağızlarımıza dokunan zehir! kim sana verdiklerimi, senden aldıklarımı çözebilir? birbirine dolanan hayaller yumağıdır hayatımız, hayalleri dik tutmak gerekir.
...
2
ben yumuşak tuşlarına basacağım hayatın sen çatıyı kur. sırları soracağım ben, sen hayatın anlamını ara. yazın yönünü değiştireceğim ben sen yolculuğa çık. ben arka bahçeyi özleyeceğim sen inat et.
ömr-ü hayat çizgisinde, çocukluğun* bittiği yerde başlar. çeşitli sembolleri vardır olgunluğun ancak bu sembollerle donanmış her insan olgun sayılamaz. olgunluğun, yetişkinliğin toplumsal göstergelerine itibar etmeyiniz, ettirmeyiniz, zira her açıdan olduğu gibi olgunluk açısından da surete aldanmamak gerek.
bugünlerde benim için olgunluk ne, onu da söyliyim: olgunluk hiç bir zaman "ben oldum" dememektir.