a. mankenlerin yuzyillarca ders alsalar bile asla kiviramayacaklari,* ancak gunumuz $artlarinda iyice ayaga du$urdukleri kavram-meslek. b. evdeki cocuk ya da evcil hayvanin, her b.ktan bi oyun cikarma ozelligi.
oyunculuk hisleri gosterme/ ve hatta yeri geldiginde gostermemedeki beceridir.
ornegin size kizginmis gibi yap derler. kizdiginizda yaptiginiz sey, bagirmak, kaşlari catmak, belki kizarmak vb disa vurumlardir. bunlari yapabilmek kolaydir. hemen herkes bunu yapabilir ogrenebilir.
ama iyi oyunculuk bu demek degildir. iyi oyuncu ingilizcedeki emotion(hislerin disa vurumu) ile feeling(his)i ayni anda yasayan kisidir. soyle ki, emotion, karmasik degildir. kizginlik ifadesini gostermek komplike degildir, ama o kizginligin altinda yatan hisler yani ezilmislik, alaya alinmislik, kirginlik, kendine guvensizlik, sevgisizlik vb. hislerin her birini yansitmak zordur. iyi oyuncu, bizi gercek olduguna inandirir, kotu oyuncu sadece oyuncu olduguna inandirir. bir al pacinoornegin, oynarken hem emotion hem de feeling'i verebilir. adamin yuzunde kizginligi aninda aklindan gecen ve kizginligi yaratan tum sebepleri bir bir okursunuz. rolunun icine girer, rolunun karakteri olur. bu siradisi, iyi oyuncunun yaptigidir. kalbinizde hissedersiniz adamin duygularini. inandirir.
oyunculuk, ekiple şekil alan, biçime ulaşan bir iş olduğu için, en önemlisi, ne yaptığının ve bu işe nasıl bir yöntem, bilinç ve teknikle faydalı olabileceğini anlayacak algıya sahip olmaktır. kendi başına sahnenin ortasında kalakalmayacak duyarlılığa sahip olmaktır. yönetmeni duymak, dekoru, oyuncuyu, rolü, rol yaptığını kısacası o büyük ekip işinin hangi parçası olduğunu ve amacu unutmamaktır. egolarından sıyrılmak, işe bakmaktır.
sahnede aldığınız hazzı başka hiçbir kadın/erkek, hiçbir uğraş, hiçbir meslek veremiyorsa size oyunculuk ,tarihsel sürecini bir kenara bırakalım, en ilkel şekliyle de olsa başlamış demektir. kaşınız gözünüzden tutun da ayak tırnağınıza kadar dışa vurursunuz iç enerjinizi, iliklerinizdekini bile akıtır dışarı sahne, delicesine sömürür yüreği, bilinci. sahneye çıkmadan evvel kendinize yaptığınız tüm tembihler adımınızı atar atmaz unutuluverir. böylesi baska bir iş var mıdır acaba diye hep düşündürmüştür beni, hem yüreğini çağıl çağıl ortaya koyduğun hem bilincinle ona gem vurduğun! hem delicesine yalanlar savurduğun, hem söylediğin yalanlara yalan olduğunu bile bile herkesten çok kendini inandırdığın, hem de hiçbir yalanı kaldıramayacak kadar asil bir yerde sahnede aşık atmak, oyunculuk. hem beni benden alır, hem beni bana anlatır!
bazı insanlar vardır, oyunculuk yapmak için doğmuşlardır, yetenekleri çok küçük yaşlarda fark edilir zaten, ve bu insanlar için oyunculuk hayattır, oyunculuk yaparken rahat ve mutludurlar. bazı insanlar ise yetenekten çok deli gibi çalışarak "iyi oyuncu" olmayı başarabilirler. bazıları ise kendine güvensizdir, özel bir yeteneğe sahip değildir, bunu gerçekten sevip sevmediğini bile bilmez ama bir şekilde oyunculuk yapar, insanlar izler... sonra bir gün iki yabancı konuk istiklal caddesi'nde bu kişiye bir yandan rolünün ismiyle çağırarak, koşarak yetişip tebrik ederlerse anlar ki başarılı olsa da olmasa da, kendini beğense de beğenmese de, bu yaşadığı kadar onu çok az şey mutlu olabilir. oyunculuk böyledir işte, aslında sanat tamamen böyledir. yok başarılı bir iş kurmuşsun, okulunu iyi dereceyle bitirmişsin, çok iyi para kazanıyorsun; bunların hiç biri bir alkışın, bir tebriğin, bir teşekkürün yerini tutamaz. oyunculuk, hele ki seviliyorsa, hele ki kişi kendinden memnunsa, insanı her anlamda tatmin eder.
uykuyu çağrıştırır bana. bilincimiz açıkken gerçekliğin terörüne maruz kalmaktan kurtulduğumuz yegane hallerden biri gibidir... benliği rafa kaldırıp, yaşama es verdiğin.
çetin tekindor’un, babam ve oğlum filminde dedeyle torunun ilk kez yakınlaşması sahnesinde, attan ürken torunun içgüdüsel bir hareketle aniden dedesinin eline sarılması üzerine dedenin o an yaşadığı duygu yoğunluğunu ağzındaki sigarayı –bizim yüreklerimizle birlikte- titreterek gerçekleştirdiği artistik faaliyet. `
johnny depp'in oyunculuğu bana hep brad pitt'in oyunculuğunu anımsatır. ikisi için de "iyi aktör" denir; fakat ben her filmlerinde mükemmel oynamış gibi göründükleri sahnelerin yanında mutlaka "napıyor öyle" dediğim sahneler bulurum. sanki bir karakter yaratmak için çok fazla çabalıyor gibidirler. her şey ikna ediciyken birden zamansız bir mimik verirler; ellerini ayaklarını nereye koyacaklarını bilemeyip karşıdaki oyunculardan rol çalar ya da rol çaldırırlar. bu durum, iyi bir aktör olmaya çalışılmış ve bu bir ölçüde başarılmışsa da, bana göre oyunculuk konusunda çok büyük bir yeteneğe sahip olmamaktan kaynaklanıyor.
oysa meryl streep veya robert de niro bir sahnede göründüğü anda her şeyin olması gerektiği gibi olacağına dair güveniniz tamdır. bir yönetmen meryl streep'le ilgili anılarını anlatırken, streep'in ölü rolü yaptığı sahneden sonra çekimin durmasına rağmen onun kıpırdamadığını görüp yanına gittiğini; yanıt alamayıp koluna dokunduğundaysa buz gibi soğuk olduğunu fark ettiğini ve kadının kendini dış dünyadan soyutlayarak kalp atışlarını yavaşlattığını anladığını söylemişti. bazen bu oyuncular hakkında aslında çok abartıldıklarının, hep aynı biçimde veya kendilerini oynadıklarının, hatta sinir bozucu ve itici olduklarının söylendiğini duyuyorum. bu algının nedeni, içine girdikleri her karakterde kendilerinden bir parça olduğunu düşündürecek kadar rol yapmıyormuş gibi rol yapmalarıdır. aynı tipler, johnny depp bir filminde ağız, diğerinde burun tikiyle karşılarına çıktığında; bir başkasında ördek gibi yürüdüğünde "of süper oyuncu" derler.