bilinen felsefeleri bilmeyen insanlara resimli bilgi ansiklopedisi tadında tanıtan kişi. taktir ediyorum. tek okuduğum kitabı simyacı olmasına karşın adamın olayını çözdüm gibi geliyo bana. :)
coelho'ya büyük yazar demek gerekir belki ama bu birçok yazara hakaret etmek sayılabilir aynı zamanda da. okuyucuyla bağı iyidir, o sebepten de çok satıyor olsa gerek. biraz eski biraz yeni ahit alıntısı, biraz bakın çözümleme yapıyorum betimlemeleri, evrensel ahlak ölçütleri ve buyrun mükemmel okunabilirlik düzeyinde güzel kitaplar size. ben seviyorum kendisini, çok satmanın ilkelerini de biliyor, okuyucuyu zeki hissettirecek şekilde yazmayı da. ama orda durmak gerek sanırım.
yetenek açısından coelhodan daha iyisini yazacak enaz elli tane adam çıkar şu sözlükten. felsefe göndermelerine ise hiç değinmek istemiyorum. yine de en az walt disney çizgi filmleri kadar içgörü kazandırıcı olduğunu inkar etmemek gerek.
beş kitabını da okudum ve hayır kötü bir yazar diyemem coelhoya. keşke yetenek ve yetkinlikle satış rakamları düz oranlı olsa dilerim bir tek başkaca yazarlar açısından.
beşinci dağ ve simyacı'da az buçuk yazar olduğunu kabul ettirip şeytan ve genç kadın kitabında bir ilkokul çocuğu tadında yazmayı beceren yazar. felsefeyi halka indirmeyi başarmasıyla takdir edilesi. en azından sofi'nin dünyası gibi bir rezillik söz konusu değil. simyacı kitabını 20 günde yazdığına dair söylentiyi de eklemek isterim. veronika ölmek istiyor özellikle tavsiye edilebilir.
kitapları best seller olmuş her yazar gibi daha dumanı üstündeyken kapışılmış eserlerinin gelecek nesillere klasik olarak kalmayacgı aşikar bir yazarımızdır paulo.nerde marquezdeki dil kullanımı,betimleme,olay örgüsü,kurgu,sadeliğin içinde yatan inanılmazlık,nerde simyacıdaki,veronika ölmek istiyordaki agdalı sok gözüme parmagını cinsinden mesaj kaygısı.yazarın görevi "anla hayatıııı,sev onuuuu,aman sakın ha kaçırmaaa"diye etrafa az gelişmiş bir felsefe sunmak,okuyucuyu illede bilinçlenmdirmeye çalışmak degildir.o yüzden her paulo okuyuşumda bahtsız kitap seçimime yanar,zaten bildiğim şeylerin bana "al ulan al" diye tekrar verilmesinden sıkılır ve nedense hep amerikada best seller olan "help your self" kitaplarından öğüt alıyormuşum gibi alık olurum biraz.
"on bir dakika"yla okuyucularinin beklentilerini karsilayamama korkusu duyan, aksine konuyu isleyisiyle kendisine bir kere daha hayran birakan ince insan..
insanı yormayan, mesajlarla dolu, bir kitabını okuduktan sonra onu hemen bitirip mutlaka diğerlerini de okumak isteyeceğiniz türde eserlerin yaratıcısı.
olagan hikayelerden, olaganustu kitaplar cikaran insan. kac yazar; bir gezginin, bir yalnizin veya bir fahisenin oykusunu yazmistir kimbilir. ama o, anlattigi insanlarin oykulerini bugunun dunyasinda unutulmaz yapiyor. yarinin dunyasinda da o kitaplar klasik diye satilir tahminimce.
aşk hakkında yaptığı; "will the water extinguish what the flames have written, this is same for all loves" (alevlerin yazdığını su söndürür, bu bütün aşklar için böyledir) betimlemesine hayran kaldığım yazar.
lakin 1 zamanlar, yıl bindokuzyüzdoksanaltı, bütün sözlerin, harflerin, sayıların gizli 1 takım güçlerle donandığına inanan, varlığın özünü kavramak içersinde bunları bilmenin gereğini savunan 1 görüş debelenip takılmıştı coelho ve “simya” dantelalı romanına. o günlerde sirkeci tren garında ruh ve maddecilerin 1 standı vardı. tibetin ölüler kitabını ve türevlerini de ilk orda gördüm, sanırım.
bindokuzyüzdoksanaltı, yığın yığın ellerde simyacı kitabı; 2-3 satır okunur, otobüs durağa, vapur iskeleye yanaşınca modern zaman simyasının sonuna kornalarla ererdi bezgin yolcular. silik gölgeler halinde 1 yerlere koşuşturan kümeler içersinden kim simyacıların izini sürebilecekti ki?
belki de simyacılar efsanevi varlılar olarak düşünülüp uzaklarda arandıkları için ya da onlara hiç inanılmadığı için 1 türlü bulunamıyor derdim, paris’te 1 cafede az evvel pablo ruiz picasso sergisinden yeni dönmüş ve baileys yudumlayan 1 mizaca sahip olsaydım ve hatta şöyle söylerdim; yaşama ve dönüştürme gücüne inanıldığı ölçüde daha 1 etkin olabilir simyacı..
tüketimin doyumsuzluğunu fark eden, şu ya da bu şekilde üreterek kendini var etmenin yollarını arayan, başka türlü değil de kendi küçük yaşam alanlarını değiştirmek isteyenlerin; üstüne 1 de toprağı eken, keşifte bulunan, düşünen, yazan, besteleyen, çocuklarını yetiştirebilen, yoktan var eden, var olanı eviren insanlar simyacı değil de ne diye sorsa idim; haliçte susamın çıtır desibeli hollis aşinalığında kanat takıp franz kline olur, 1 orta 2’den ayrılmış ece ayhan çocuğunu tokatlardı mark.
tüm koşulları red edenin hiç kimselerle “bir” kesişmemesi, dünyaya kalıcı bir merkez nokta hediye etmemesi, gece gördüğü rüyayı gün içinde hayra yormada uzmanlaşan çocuk ben’in günboyu bıkıp usanmadan tekrarladığı hayallerin kısa süreli çıkar uyumunun belirlediği ortaklıklarla inatlaşmasından mürekkep; yoğunluğu nedeniyle günlük hayatın sulandırılmış tüketim mekanizması içinde hemen göze çarpıp, kolay sindirilebilir olmayışının bedelini binbir dünyevi kaygı ile boğuşarak ödemesi gibi kalıplarla zaman tüketmek de var-
özü bön olarak tanımlanabilecek 1 tür için, hele böylesi 1 belde üzerinden; gerçekte, başka türlü bir şey mi istediğin?
bütün bir hayatı imge olarak yakalayan ayrıntı avcısı martılardan öte simyacı var mıdır peki, tarçın korunaklı şair sefası yapan siz sahlep?