flemenk ressam birçok oğlu ve öğrencisi var sürüyle bunlar. karıştırmamak lazım. kafayı biraz çizmiş bir deha olduğuna inanıyorum. figürleri hep çirkin...
"pieter brueghel" olarak da bilinen bir rönesans ressamıdır, hayatına dair çok az yazılı vesika bulunduğu içün, hakkında bir araba tevatür türemiştir..
bir garip adam imiş brueghel, dönemindeki diğer ressamlar gibi azizlerle, iblislerle uğraşacağına daha çok tavukları, kazları resimlerine konu etmiştir; ki utanmasam surrealizmin dedesi diyeceğim ama, breton çarpar adamı imdi, neme lazım..
nitekim uzun yıllar boyu unutulmuştur brueghel, ta ki baudelaire kendisine hayran oluncaya değin.. işte bundan sonra gelsin şöhret, gelsin nam.. hatta sonrasında, aldous huxley bey "along the road" adlı eserinde kendisi içün "toplumsal bir feylesof ve ırkçı" tanımı bile yapmıştır; -değildir ayrı.. her resmine bir şiir yazdığı da rivayet edilir ayrıca; zira komedi ve trajedi şairliği yapmış döneminde..
resmettiği kahramanları tanımak da ayrı bir takıntısı imiş pieter beyin.. aylarca, çizeceği tiplerin yanında yatıp kalkar, onlarla yer içermiş yani (hollywood oyuncuları arasında da meşhur bir gelenektir bildiğimiz üzre).. bakınca hiç de rönesans adamı gibi durmaması tevekkeli olmayan bu beşerin, özellikle "kokanya diyarı" ve ölümünden az evvel bitirdiği "körler hikayesi" adlı resimleri fevkaladedir; ben giydim kullanıyorum şahsen..
büyük ve küçük babil kuleleri, the parable of the blind leading the blind, dulle griet (mad meg), the triumph of death ve the fight between carnival and lent adlı tabloları en çok tanınan flaman ressam.
ülkü tamer'in, ressamın "kardaki avcılar" adlı tablosundan esinlenerek yazdığı bir şiiri...
bruegel
gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor. köpeklerin bakışlarında birer keman tadı. avcılar ve kuşlar avdan dönüyor. zaten her yanda hüzün görülür uzakta çocuklar kayıyorsa, kızaklar tahtadan yapılmışsa, kar dinmişse, avdan dönüyorsa avcılar, insan anlamışsa ansızın, başladığını gökyüzünün, ayaklarının ucunda.
kuş tüyleriyle kaplıdır burunları birer sirk emeklisine benzeyen avcıların; soluk alır, tüy verirler yorulunca, yürekleri birleşir, geniş bir av ülkesi olur, içinde tazılar yaban ördeklerini, çantalı okullular kar tanelerini avlar. norveç'in nüfusunu bilir de okullular karın nüfusunu bilmezler nedense. zaten her zaman hüzün bulunur biraz. norveç'ten söz açan şiirlerde.
gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor. ağzımın kemiğinde dağınık bir şiir tadı. gürgenler ve kayınlar avdan dönüyor. sırtsız atmacalar çizerdim şimdi bir kayığın yelkeni geçseydi elime; unutmazdım, yelkenin bir köşesine tabut başlı bir avcı yerleştirirdim.
bruegel in ünlü ikarusun düşüşü isimli bir tablosu vardır. balmumu kanatli ikarus günese çok yaklasmis, kanatlari erimis, çoktan denize düsmüstür. fakat tabloda onu görmemiz güçtür. zira bir kösecikte bacaklari görünür ancak, ikarus suda çirpinmaktadır. kalan kisimda çalisan köylüler akip giden real hayat görünür. iste ironi. göksel, uhrevi, mytical ve religious olanin karsisinda dünyevi, real olan ve ayaklari yere basan.
netherlandish proverbs adli resminde doksandan fazla deyime yer vermistir ve takip etmesi ve anlamasi guc, bir o kadar da ilginc ve akillica bir calisma bruegel'in pek cok resmi tarla calisanlarini konu ettigi gibi bu resminde de donemin toplumunun kendine ozel ozelliklerini gormek mumkundur ayrica land of cockaigne adli resmi de oldukca ilginctir...konu ettigi tarla calisanlari arasinda cockaigne adli bir yer oldugu dedikodusu, aslinda daha cok hayali, vardir. burda herkes dinlenir,uyur,yatar,calismak zorunda degildir,uyudukca kazanir insanlar,surekli genc kalirlar ve gokten tavuklar yagar
landscape with the fall of ıcarus (ikaros'un düşüşünü içeren manzara) adlı tablosunu yunan mitolojisindeki bir öyküden yola çıkarak yapmıştır. ikaros dünyada ilk uçan adam olarak tanınmıştır. babası giritli mimar daidolos’tur. baba oğul kral minos’un emriyle labirente hapsedilirler. aslında labirenti yapan da daidolos’tur. hapsedildikleri bu labirentten daidolos’un balmumu ve kuş tüyünden yaptığı kanatlarla uçarak kurtulurlar. ikaros uçmanın heyecanıyla yükseklere, çok yükseklere çıkar ve babasının tüm uyarılarına rağmen durmaz. sonunda güneşe fazla yaklaştığı için kanatları erir, büyük bir hızla düşer ve denizin derinliklerinde kaybolur. bruegel bu eşsiz serüveni en etkili biçimde anlatan sanatçıdır ve onun bu tablosunda ikaros denize gömülürken; çiftçi, çoban, her şey, herkes son derece duyarsızdır, hiçbiri bu trajik ölüme dönüp bakmaz bile.
1500ler için çok farklı resimler ortaya koyan, "mad meg", "ölüm" ve "babil kulesi" tablolarının özellikle görülmesi gereken, tablolarındaki ayrıntılar, hatta savaş ve günlük yaşam hakkındaki simgeler ve netlik etkileyicidir. escher 'i anımsatır nedense bana.
meslektaşlarının para karşılığı kiliseye şaşaalı dini resimler yaptığı ya da feodal yapının tepesindeki görgüsüz zenginleri servetlerinin büyüklüğünü kanıtlayacak biçimde resmettiği dönemde, hollanda'dadaki günlük mütevazi yaşamı anlatan resimler yapmıştır. hieronymous bosch tarzı fantastik resimleri de mevcuttur. komposizyonda çok başarılıdır, genellikle diagonallerle bölünmüştür tabloları. değeri de malesef geç anlaşılmıştır ama avrupa sadece 'para için sanat' yapmayan bu adamın hakkını sonradan vermeyi başarmıştır. bir çok resmi viyana'dadır. ülkemizde ise resim sanatıyla ilgilenen halkın genelinin ilgisinin van gogh ve monet sempatizanlığından ibaret olması nedeniyle çok az tanınır.
mevsimleri anlatan resimlerinden biri olan karda avcılar kış'ı temsil etmektedir. tuali çapraz kullanımı ve ayrıntıların zenginliğiyle döneminin önemli resimlerinden biridir. orjinali ağaç üzerine 117x162 cm dir.
her resmi ayrı ayrı kitap konusu yapılabilecek bu ressam babanın bir de "peasant wedding" yani türk sanat tarihine "köy düğünü" diye tercüme edilmiş bir başyapıtı daha vardır..
bu resim, avrupa'da leonardoların, raphaellerin isayı sanatla bir milyonuncu kez kutsadıkları dönemde, 1568 tarihinde yapılmıştır. brueghel köylüleri en sıradan hallerinde, bir düğünde, yemek telaşında resmetmekle zaten dönemi açısından yeterince şok edici bir resim çıkarmıştır. velakin resmi bugün okuduğumuzda başka şeylerle de karşılaşırız..
düğünün "gelin"i, tıpkı çağdaşlarının isa'yı oturttukları yerde, resmin tam merkezinde durmaktadır. gelin görün ki “gelin” acayip bir biçimde çokça resmedildiği haliyle "isa"ya benzemektedir. bizim brueghelimiz durup dururken gelinin kafasına hale oturtamayacağından başka yollara başvurmuş, arkasına çerçeve işlevi gören yeşil bir bez asmış, tam kafasının üstüne, bizim üç boyutluluğa meyilli bakışımıza “duvar” olarak yansıttığı duvar çizimine* bir kap-kacak asmıştır..
gelin-isanın gözleri kapalıdır. figür eğer gelinse bu mutluluktan olabilir herhal. ama gözlerinin kapalılığı, kadrajdaki hiçbir figürle hiçbir bağının olmaması vs. altta yine ilahi bir çağrışıma yol açmaktadır.
resmin sol alt köşesinde ekmek yiyen çocuk ve şarap testilerinin bir araya gelmesi de tesadüf olarak değerlendirilemez bu durumda.
ayrıca resmin “son akşam yemeği” sahneleri ile bağını kurmak bile mümkündür hani.
en yalın halleriyle, kaba ve komik biçimdedir köylüler. kocaman kırmızı burunlarıyla bir anlamda karikatürize etmiştir onları sanatçı. peki böyle “kaba” ve “komik” bir ortamdan isa’ya niye gönderme yapmıştır? hayır ne ima etmiştir?