türkiye de en çok reklamı yapılan yer alaçatı dır. fekat en güzel windsurf yapılabilecek yer bodrum - fener koyudur. turgutreis ile akyarlar arasındadır. şiddetle bekleriz.
ögrenmesi emek istese de sonrasında yıllarca yapılmamasına ragmen unutulmayan bisiklet sürmek gibi bir spor aktivitesi. spor yapmanın mantıgında oldugu gibi ögrenme aşamasında kasları toplar, geliştirir; ancak, yapmak sanıldıgı gibi fazla kas gerektirmez. temelde, denge ve konsantrasyon işidir. rüzgar sörfünü gercekten ögrenmek demek, sörfle koordinasyonu saglamak ve rüzgarı yönetmeyi ögrenmek demektir. tersine sörfü rüzgara kaptırmak ve rüzgarın sörfü yönetmesi çok kolaydır. sörf yapmak, gidip gelmelerle başlar. gidip gelirken cizilen zik zaklarla başlangıç noktasına dönmek amaçlansa da her seferinde zik zaka baslanan noktadan bir arpa boyu daha uzaklasıldıgı için dönüş tehlikeye girer. ya bekleyen bir deniz bisikleti veya daha teknoljik olarak deniz motoru, ya da yelkeni tahtaya çıkarıp kollara kuvvet asılmak dönememe sorununu çözer.
boyunuza posunuza göre bir yelken ve bir board ile yapilan müthis spor.güc kuvvet gerektirsede cok rahat ve gayet basarili sekilde yapan bayanlara tanik oldum.en önemli seylerden biri dengedir,bir süre sonra denge olayi asilip kontrol altina alinacaktir.rüzgarin icinden gecmek gibi bir seydir,garip bir tutku ve vazgecilmesi zor bir zevktir. alacati,rüzgari ve kuruldugu kıyı itibariyle türkiyenin ve ayni zamanda avrupanin da en iyi windsurf merkezidir.hakkinda yapilan reklamlar sisirilme degildir,bu reklamlarin tek kötülügü yogun talep nedeniyle fiyatlarin git gide abartilmasidir. (bkz: alacati)
ozellikle yeni baslayanlar icin ozel yapilmis ekipmaniniz yoksa (cok kucuk yelken, cok buyuk sorf tahtasi) ogrenmesi gercekten zahmetli, acili bir surec gerektiren bir spordur. her dustugunuzde yelkenin ipinden tutup siddetli ruzgarda yelkeni sudan kaldiracagim diye gunun sonunda elleriniz siser, kizarir, hatta su toplar. ciddi fiziksel caba ister ogrenmek, vucudun parmak uclarindan boyuna kadar zorlanmayan hic bir kasi kalmaz. ama ogrenirken bile keyif alirsiniz, hele ilk defa ruzgari doldurup biraz hizlanip ve bir 10 metre kadar bile olsa ilerlediginizde butun yorgunluk ucar gider. ilerlemeyi ve donmeyi iyice ogrendikten sonra ruzgar sorfundeki en onemli safha yelkeni suya indirmeden donmeyi ogrenmektir. en az iki sekilde yapilabilir bu birincisi ruzgarin geldigi yone dogru ikincisi ruzgarin estigi yone dogru. ikisinin de ayri teknigi vardir. bunun disinda karadan kalkis yapma ve sudan kalkis yapma da ogrenildiginde sorf cok daha keyifli hale gelir. biraz ogrendikten sonra trapez (harness) denilen, bele takilip karnin ustunde duran bir kanca ve catala (bumba) takilan bir ipten olusan ve vucut agirligini kullanarak ruzgarin kollar uzerinde olusturdugu yuku hafifleten bir ekipman kullanilabilir. her sporda oldugu gibi ruzgar sorfunde de ekipmani hazirlamayi ve bakimini ogrenmek onemlidir. temel dugumleri, yelkeni germeyi, sorf tahtasina takmayi falan iyice ogrenmek gerekir. sadece doganin ruzgar gucu ile inanilmaz hizlara ulasilabilen, ayni anda hem dogayla mucadele edip hem de isbirligi yaptiginizi hissettiginiz esasli bir fiziksel faaliyettir.
ekipmanları , ilerleyen teknolojiyle beraber epeyce hafiflemiş olan spor. nitekim ağır bir direk ve hantal bir board ile ne kadar isterseniz isteyin bu iş olmuyor. çok sert havalar , kanca kullanılmazsa tam bir kabus halini alıyor. seyir halindeyken direğe yakın kolunuzdaki kasların koptu kopacak hali alması ise diğer bir zor nokta. fakat ayağınızın altından akıp giden deniz suyunu hissettikçe , arkanızdan gelen dalga sesini işittikçe herşeyi unutup rüzgara ve hıza doymanızı sağlayan olay.
yapmayı daha önce düşünmediğim ama bu sene çeşmede küçük çocuklar gibi dalgalarla boğuşurken artık bi şekilde öğrenme gereğini duyduğum zor ama zevkli gözüken spor.
zekice tasarlanmış, taşınabilir ve diğer yelken sporları ekipmanlarına göre göreceli olarak ucuz olduğundan, zengin sporu olarak bilinen yelken sporunu milyonlarca kişinin yapabileceği kadar yaygınlaştıran bir araçtır. yelkenin, tahta*adi verilen bir teknenin üzerine hareketli bir mafsalla (bkz: universal joint) bağlanması fikrinden ilham almıştır. bu sayede öne veya arkaya eğilebilen yelkenle hareketli bir dümene gerek duymadan yön tutmak mümkün olabilmektedir. böylece boardun altına sabit bir dümen ve yelkenin düşmesine engel olmak ve yön tutmak için kullanılan bir çatal bumba ile tamamlanan ekipman en küçük ancak en hızlı (bazı özel yapım trimaranları saymaz isek) yelken sınıfı olarak orataya çıkmaktadır.
newman darby adında bir pennsylvania'lı söz konusu dahice fikri ilk olarak kullanarak daha 1964'de sailboard adını verdiği ilk rüzgar sörfünü icad etmiş, popular science dergisine makale olacak ve yerel tekna fuarına katılacak kadar dikkat çeken buluş yine de yaygın populerlik kazanmadan kalmış, darby'nin bu buluşu için bir patent almaya gerek görmemesi sonradan yıllar süren bir hukuk savaşına sebebiyet vermiştir.
darby'nin icadına rağmen bugün rüzgar sörfü sporunun babaları olarak jim drake ve hoyle schweitzer kabul edilmektedirler. 60'ların başında darby'den tamamen habersiz iyi bir sörfçü olan drake yelken (hatta bir uçurtma*) takılarak yönlendirilen bir surf fikrini arkadaşlarıyla uzun süredir paylaşmaktadır. bu fikri hayata geçirmek için gerekli motivasyonu bunlardan biri olan schweitzer'den alır. bu sayede surf tuıtkusunu yelkenle birleştirmek hayalinden yola çıkan iki arkadaş aynı mafsal pratiğine dayanan "windsurfer"ı 1967'de hayata geçirirler. buluşlarına bir patent almayı ihmal etmeyen hoyle, girişimci ruhu , ticari dehası ve eşi diane'ın desteğiyle rüzgar sörfünü kitlelere yaymayı başaracaktır. 1970'ler ilk kez polyethyleneni board malzemesi olarak kullanan da hoyle'dur. (bugün hala kullanılan bu malzeme yanında daha haif ve sağlam özel amaçlı boardlar için karbon, kevlar ve epoksi de kullanılmaktadır.)
rüzgar sörfü tarihinde bir sonraki isim mike waltze'dur. schweitzer ailesinin oğullarının yakın arkadaşı ve maceraci kişilikli bir sörfçü olan mike rüzgar sörfünü dalga borduna uygulayarak 1980'lerde hookipa koşullarına adapte eden kişi olarak bilinir. maui hawai'de okyanus dalgalarının yüksekliği ile ünlü bu plajdan dünyaya yayılan görüntüler her yerdeki extreme sports meraklılarının gönlünü rüzgar sörfüne çelmeyi başarmıştır.
sonrasında yetişen gençler (öncelikle sörf tarihinde yukarıdaki isimlerden bile çok adı geçen robby naish) sayesinde rüzgar sörfü tüm dünyaya yayılmıştır.
bu aynı zamanda rüzgar sörfünün "long board" ve "short board" olarak iki ana kol olarak gelişmesine de sebebiyet vermiştir. adı geçen ekollerden long boardun bir sınıfı olarak windsurf, tek tip malzeme ile yapılan bir olimpik sınıf mistralone designla 1984 yılında olimpiyatlara dahil edilmiştir.
son zamanlarda az rüzgar koşulları için tasarlanmış kısa ve geniş formula boardların gittikçe yaygınlaşması üçgen ve dörtgen rota yarışları için bu sınıfın yakın zamanda mistral one design'ın yerini alacağının sinyalerini vermektedir.
bugün çeşitli koşullar için tasarlanmış muhtelif malzeme ile belirlenmiş değişik short board (fun board) sınıfları da mevcuttur: "slalom,supercross,freestyle,wave, freewave,indoor ve bir yarış klasmanı olmayıp zevk-ü sefa için sörf yapmayı anlatan free ride."
ülkemizde potansiyelinin çok altında kalmış bir spor dalıdır. unsurlara bakılırsa rüzgar sörfünde dünya liderleri arasında olmamız beklenmeliydi: iklim ve doğa koşulları: özellikle ege kıyılarının her yerinde yaz boyunca bütün dünyadaki en iyi rüzgarlar esmektedir. sularımız dünya üzerindeki rüzgar sörfü merkezleri içinde belki de en tehlikesiz olanlarıdır. ve belki en önemlisi yılın 8 ayında ciddi soğuğa maruz kalmadan sörf yapılabilmektedir. maliyet: en azından başlangıç için (çünkü yarış ekipmanı başka birşeydir) en düşük maliyetli yelken sporudur.
oysa rüzgar sörfü ne yazık ki ne kitleye yayılabilmekte , ne de uluslararası sporcu yetiştirebilmektedir. gelişememesinin sebepleri şöyle sayılabilir: a) yüksek teknoloji rüzgar sörfü ekipmanları ülkemizde üretilmediğinden maliyeti herşeye rağmen standard gelir düzeyinin alım gücünün üzerinde kalmaktadır. b) dünyada rüzgar sörfü ile ilgili iki kurum mevcuttur. bunlardan biri isaf amatör yelken federasyonu olup bunyesinde bir sörf alt federasyonu bulundurmaktadır. ancak bu amatör federasyonun türkiye yelken federasyonu ile ilişki düzeyi bilinmemektedir. ikinci organizasyon pwa olup profesyonel rüzgar sörfçülerini bünyesinde toplar. ekipman kısıtlaması olmayan profesyonel yarışlara ilgi amatör sınıflara olan ilgiden kat be kat fazladır. ülkemizde ne yazık ki pwa sıralamalarında üst sıralarda yer almayı başarabilen sörfçü bulunmamaktadır. kısacası türkiye'de bir çok başka spesifik spor dalı gibi rüzgar sörfü aslında doğrudan ilişkili olmadığı bir başka spor dalının altında yer almakta müstakil bir federasyonu bulunmamaktadır. c)yetenekli gençlere imkan sağlayacak sponsorluk sistemi türkiye'de gelişememiştir. kasım krizi döneminde ilk kesilenler markaların reklam gelirleri ve bunların arasından sponsor harcamaları olduğundan ve bu durum halen süre geldiğinden durum geçmiştekinden de kötüdür. d) aynı sebeplerle gereken bütçeyi sağlayabilen yarış organizasyonlerı tertip edilememektedir. e) durum böyle olunca medya da sörfe ilgisini yitirmektedir. (ancak geçmişte varolan ilgi de ne yazık ki sporu yakın uzak tanımayan habercilerin magazin ekinin arka sayfasına "rüzgarla dans" gibi her sörfçüyü tiksindirecek başlıklar atıp yarışları izleyen bikinili kız fotoğraflarını baskıya yetiştirmekten öteye gidememişti. öyle yarış haberleri okudum ki dereceye girenlerin isimleri bile bulunmuyordu)
bütün bunlara karşın içimizden son olimpiyatlarda 11nci sırada yer alan bir ertuğrul içingir çıktığı hatırlanmalıdır. ancak ertuğrul'un aldığı bu netice tamamen bireysel bir çabanın ürünü bir mucize olup yukarıda anılan sebepler dolayısı ile asla ulusal başarı niteliğinde görülmemelidir.
alacati'da baslangıc seviyesi kurslar verilmekle birlikte, profesyonel malzemeler ile bu sporu yapabilmek için 3 ay tam zamanlı emek harcanması gerektiği rivayet olunan aktivite.
başladıktan sonraki haftalar boyunca her uykudan kalkıldığında: "bu uyuz parmak ağrısı ne lan?" dedirten güzide spor. daha ilk günden ayak baş parmağımın mast ile board arasına sıkıştığı, üstelik düşüşlerden birinde boynumun kenarını bir şekilde çatala vurmayı başardığım aktivitedir ayrıca.
belirli bir hızın üstünde çıktıktan sonra düşmek gibi bir ibişlik yaparsanız o şıkır şıkır deniz suyunun insanın canını ne kadar yakabileceği konusunda bilgi sahibi olursunuz.
istanbul'da büyükçekmece körfezinde ve gölünde yapılabilen su sporu.
öğrenmek zor değildir, ancak fazla kilosu olanların zorlanacağı söylenebilir. rüzgarı ve dengeyi iyi anlamak lazım, gerisi kolay. düşe kalka öğreniliyor. mümkünse hafif havalarda öğrenmek lazım; eğer sert havalarda öğrenmeye kalkarsanız tırstırır. birkere bulaştınız mı vazgeçemezsiniz, gece gündüz aklınızdan çıkmaz, tekrar yapabilmek için içiniz gider. yaptıkça yapasınız gelir, dolayısıyla zaman size yetmez.
surf öğrenirken yaşanan en büyük kaygı, rüzgarla beraber kıyıdan uzaklaşırken "ulan boku yedik nasıl döneceğiz"'dir. dönmeyi bilmiyorsanız yapılacak en mantıklı iş yelkeni denize atıp manuel olarak board ve yelkenin pozisyonlarını değiştirip tekrar yelkeninizi kaldırmaktır.
hızlı giderken düşerseniz ne oluyor? 10 kişiden dayak yemiş gibi oluyorsunuz. surf yapanların genelde kavgadan korkmama sebebi sanıyorum bu.
biraz fiyatlardan bahsedeyim (yeni ekipmanlar): board: 1000-1200 euro yelken: 400 - 500 euro direk: 400 euro bumba: 200 euro trapez: 100 euro giysi: 100 euro ( yazın gerekmez ama 5 saat gibi uzun bir süre suyun içinde kalanlar için gerekli oluyor) extension, mafsal, çekme ipi ve diğer ipler vs. : ~100-150 euro toplam: ~2500-2650 euro
göründüğü üzere biraz pahalı bir spordur. temiz profesyonel 2. el malzeme almaya kalkarsanız, o da herhalde 1000 euro civarı tutar.
can alıcı soru: windsurf mu, yoksa 2 seneden beri "ulan benim olsun" dediğiniz hatun mu? can alıcı cevap: tabii ki hatun :) ama o hatun size o zevki yaşatır mı, bence hayır.
deniz hamami* kulturunun, bir ada ulkesi oldugunu, pasifik'te yer aldigini ve ekonomisiyle dunyanin 2. buyugu oldugunu inkar edercesine gelismemis bir ulkede* beklenenin otesinde gelismis bir spordur...
ozel klupleri ve dernekleri vardir... zaten bir japon eger hobi olarak spor yapiyorsa sanirsiniz ki olimpiyatlara secilmeyi bekliyor... en iyi ekipman, en iyi hocalar, en iyi klupler hep bu hobiye yonelik yapilan yatirimlari teskil eder...
en iyi yapilan yerler okinawa'dadir... yilin 10 ayi yapilabilir... ama ben oralara gidemem derseniz kanto dolaylarinda en rahat yapilabilen yer kamakura ve enoshima plajlaridir, bolgenin ruzgari kiyiya paralel ve okyanustan karaya dogrudur... deniz anasi yoksa ve tayfunlarla tehdit edilmiyorsa mayistan ekime kadar bolgedeki plajlar rengarenktir...