komple sebebiyle epey eleştiri almış insan. bu vesileyle şunu sormak istiyorum. müzik yüksek sanat olmak zorunda mı? üstelik pop müzikten bahsediyoruz. bu kadın keskin bıçak'ı yaptığı zaman tamam, ünzile'yi, deli kızın türküsü'nü yaptığı zaman tamam, bi de neşeli bi şey koyalım rakkas'ı yaptığı zaman eyvallah, çakkıdı'ya komple'ye tu kaka.
biz kendimiz mesela, hergün ağır muhabbet mi yapıyoruz, hiç geyik yapmıyor muyuz? geyik de hayatımızda yer işgal eden bir şey değil mi? eskiden halkın popüler müziği, bugün adına türkü dediğimiz şeyken, düriye'nin güğümleri kalaylı değil miydi, manda söğüt dalına yuva yapmış değil miydi? kaldı ki çakkıdı'nın sözlerini ben gayet kaliteli, eğlenceli ve şairane buluyorum. müzik de güzel e daha ne? ha komple için pek olumlu şeyler söyleyemeceğim ama zaten müzik sezen'in değil. sözlere gelirsek öyle çok çok da seviyesiz, kalitesiz bir şey değil. bence burak kut gidip ısrar etmiştir sezen abla be bak rompe'nin üstüne söz yazıp albüme koyacaz, patlama yapması lazım aç kaldım abla be demiştir. sezen de kıramamıştır. nesini büyütüyorsunuz anlamıyorum.
belki daha önce defalarca söylenmistir, ama türk olmaktan gurur duymamizi saglayan baslica sanatcimizdir. kim ona dil uzatirsa dili tas kesilir, bu ülkeye ettigi hizmeti belki 10, hadi bilemedin 50 kisi yapmistir simdiye kadar. sözleri, besteleri, yetistirdigi sanatcilar turkcemiz var oldukca insallah daha yüzlerce, binlerce yil unutulmayacak, sukranla anilacak. kendisiyle polemige girenler sadece onun ününden ün kazanmak isteyenler, onlarin adini 10 yil sonra kimse hatirlamayacak ama sezen aksu ismi türkiye denince her zaman akla gelecek üc bes simgeden biridir.
şahsen şunu merak ederim hep; içerken "yine mi çiçek" diye demleniriz, sevdiğimiz ağlarken "sen ağlama" diye içleniriz, aşık olunca oğlanı kolumuza takana kadar "erkek güzeli" diye sayıklar "belalım" hallerde dolanırız "arka sokaklarda" "akasyalar açarken" , oğlan kolumuzdayken de "yaz bitmeden gel" şeklinde cilvelenir, "davet" le şerefleniriz. bazen bir "dert faslı"nda evimizin her köşesi "sarı odalar" oluverir, ya da odalarımız sarıya döner acımızın hoyratlığıyla. sanki o "ben her bahar aşık olurum"u hayat felsefesi yapmamışız gibi birden bire "deli kızın türküsü"ne bürünür onunla yan yana çekilmiş fotoğraflar arasında "kavakları" mırıldanırız yüreğimizi yaka yaka. kana kana "aşk için ölmeli aşk o zaman aşk" derken akarız olgunluğa. ama biraz da çocukça "düş bahçeleri"nden düşüp içimizdeki en son çite doğru ilerlerken "ünzile" ye ağıt yakabiliriz. istanbuldaki bir aşk perişanlığında "ah istanbul istanbul olalı" diyedebiliriz zira tam da o an bizim için yazılmışçasına. sonrasında sanki o gülleri solan, bir kedim bile yok anam diye zırlayan biz değilmişçesine "elimi sallasam ellisi başımı sallasam tellisi" diye başlarız. başımızla sonumuzla onun başka başka şarkılarını da söyleriz. uzun uzun sezen dinleriz. her halimizle. eksikliğimizin hayatımıza kattığı deneyimlerle tamamlanırken, hep bir yerlerde söylediğimiz şarkıları yazan kişidir.
ha evet ben de bu noktada şunu merak ederim. acaba kendisi ne dinler? o da acaba bir öğleden sonrasında alelade açılan radyoda "masum değiliz"i duyduğunda bir sigara yakar mı?
bu dünyada iki türlü insan var; sezen aksuyu sevenler ve sevmeyenler. bir türlüsü daha var ki; hem sevenler, hem nefret edenler. bu üçüncüsü daha gerçekçidir.
1-sezen aksu nefret edilesi bir insandır. acımasızdır bi kere. en kötü gününün şarkısını o yapmıştır. mesela ben şimdi küçüğüm gibi bi şarkı yapsam kalkıp bi de onu yüksek sesle kimseye okumam, içime atarım, gizlerim. kıyamam bi kere insanlara ya. sonra mesela masum değiliz'i yazmış olsam, demem kimselere. acırım o güzel insanlara, daha az farkında olsunlar herşeyin isterim, bu kuyuya çekmiyim onları da derim. ama sezen aksu'nun umrunda olmaz. agzına burnuna sıçar. bi de kadına olan bu kızgınlıgını bi yana bırakıp nefret ede ede bütün o şarkılarından en az birini top fiveına sokarsın. 2-sezen aksu sevilesi bir insandır. en yalnız anında çalar söyler, eşlik eder. yine büyük ihtimalle en güzel gününün şarkısını o yapmıştır. uzak ama yakındır. anlatır, hafifletir, paylaşır.
bütün bunlarla en karmaşık şeyi yaşatandır, kafa karıştırandır, bir sürü şeyi saçmalaştırıp; yeni anlamlar kazandırandır. ve yine de hepsi bir yana düşünüyorum da; sezen aksu olmasaydı hepimiz başkaydık. belki daha mutluyduk, daha mutsuzduk, daha az farkındaydık, daha sakindik, ve ama dahası "bu" değildik.
ben daha küçükken ve dertsiz tasasızken sözlerini bir türlü takip edemediğim onu alma beni al şarkısıyla tanıdım sezen aksu'yu. şarkının klibinde çok yakışıklı bir trompetçi vardı ve o klip her çıktığında annem işini gücünü bırakır odaya koşardı. ben de hep sezen aksu'yu hızlı ve karmaşık sözlerle bezenmiş eğlenceli şarkılar yapan bir kadın olarak bellemişim. bir de küçükken beni hep sezen aksu'ya benzetirlerdi de, kendimce bir bağ beslemiştim bu kadına.
sonraları arkadaşlarımın ablalarının sezen aksu dinleyip efkarlandığını gördüm hep. benim tanıdığım sezen aksu bana benzeyen eğlenceli bir kadın olduğundan, zerre anlamadım bu ablaları. bir şarkıda ağlamayı henüz bilmiyordum ben o zamanlar. hüngür hüngür ağlayan bu ablaları anlamam zaten mümkün değildi. ben ancak burak kut'a aşık olduğum dönemler bebeğim'i dinleyip ağlayabilirdim. o da aşkımdan tabi ki, sözlerinden falan değil.
neyse, göre göre sezen aksu'nun benim sandığım kadından çok daha fazlası olduğunu gülümse şarkısını dinledikten sonra anladım. ama o şarkının da adını yıllar yıllar sonra öğrenecektim. ben sadece bir kedim bile yok'a takılmıştım çünkü. hatta şarkıda acıktım, anneme küstüm bölümlerine çok içlenmiş olacağım ki, bu şarkı hiç aklımdan silinmedi.
hatırlıyorum, bir keresinde arkadaşım emra'nın ablasına gidip niye ağlıyorsun demiştim. o bana öyle şeyler demişti ki, nasıl olduysa sezen aksu şarkıları dinleyip ağladığım gün büyüyeceğimi, artık bir genç kız olacağıma inanmıştım. bir türlü regl günüm başlamadığından ve memelerim fındık büyüklüğünü aşamadığından, sezen aksu şarkılarında ağlayıp büyümek bana daha cazip göründü.
sezen aksu'nun ismini hatırlamadığım vurucu bir şarkısını ilk kez, ilk salak sevgilim onu arkadaşım emra'nın doğumgününe çağırmadığım için beni terkettiği günün akşamı dinledim. bana hiçbir şey ifade etmedi. sadece müziği güzeldi, ses müzikle ahenkliydi. ağlamadım tabi ki, hala burak kut favorimdi ağlamak için.
sonraları memeleri benden çok erken ve çok fazla büyüyen arkadaşım sinem'in çektiği kasette dinledim sezen aksu'yu. sahi o zamanlar kaset çekmek acayip bi modaydı. kasetçilerden 45'lik 60'lık ve 90'lık boş kasetler alır teybe takar ve iler geri sara sara çekerdik. hatta bazen televizyondan çekmeye çalışırdık da herkes sussa da gene olmazdı istediğimiz gibi. bir de sesimizi kaydederdik de sesimiz hep bize başkasının sesiymiş gibi gelirdi. konudan uzaklaşmadan bu kaset mevzuunu sezen aksu'ya bağlayayım: gidip bir 90'lık kaset alıp bir sürü sezen asku şarkısı çektirmiştim sinem'e. sırasını bile hatırlıyorum o şarkıların. a kısmın başında git, sonunda tükeneceğiz, b kısmın başında ağlamak güzeldir vardı.
bu kaseti o kadar çok dinledim ki o zamanlar, hepsini ezberlemiştim. hatta onu alma beni al şarkısını bile unutturmuştu bu şarkılar bana. bir zamandan sonra da sözlerine odaklandığımı hatırlıyorum. giit giit giiiiiiiittttttmeeee dur derken nasıl ürperirdi içim. ya da vazgeçtim'i dinlerken bir bak de yeter mi diyor acaba bir ah de yeter mi diyor diye nasıl hırpalardım kendimi.
neyse, dinleye dinleye sözlerine odaklandığım bir gün, unutmuyorum ki ağlamak güzeldir şarkısında, "ağlamak güzeldir, süzülürken yaşlar gözünden, sakın utanma" bölümünü dinlerken sessiz sakin ağlamıştım. ve henüz regl günüm başlamamasına, memelerimin büyümemesi rağmen o gün büyüdüğüme kanaat getirmiştim.
bundan çıkaracağımız ana fikir ise, maalesef sezen aksu değil, kendime işkence edip zorla zırlayarak salaklığın zirvesine oynayan ben oluyorum.
bilincimde son yıllarda bir 90lara çağrışım üreteci olarak yer etmiş kişidir..öyle ki bazı şarkılarında küçükken ailecek gittiğimiz tatil kampının havuzunun klor kokusunu duyar oldum..
eserlerine daha fazla değer vermesi gereken sanatçı.
gayet "bence" bir tanım bu tabii ki, keskin bıçak şarkısını bunca sene sonra algılayabilmem dolayısıyla... bu parçayı ilk defa ibrahim tatlıses kişisinden duymuş ve duymamazlıktan gelmiş olmanın pişmanlığını sadece kendime yüklememekteyim kısaca.
evet, karışık cümle kurup kısa birşey söyledim, özür dilerim.
resmi web sitesinde kendi evinden yapılmış bir video çekimi ile, kendisine yöneltilen soruları cevaplayan ve site açılışı münasebetiyle bir nevi "hoşgeldiniz" sedası veren zat-ı muhterem. aynı kayıtttan, kök adında ve ex oriente lux tadında ama sanırım daha evrensel içerikli bir albüm üzerine çalıştığını öğreniyoruz..
konuşmanın sonlarında ise şöyle bi' şey söyleyip orada öylece kalakalmama sebep olmuştur:
".....bu uzun yolculukta çok zor zamanlar oldu benim hayatımda da sert dönemeçler oldu, herkesin hayatında olduğu gibi ama ben çok şanslıydım sağlık nedenleriyle soluk alma problemleri yaşıyordum, doğru dürüst şarkı söyleyemiyordum yani sesimi kaybettim diyordum, yanımdaydınız sonra o çözüldü annemin bi lafı var, allah garip kulunu sevindireceği zaman eşşeğini kaybettirir sonra yine buldururmuş..
sonra yine bi hastalık geçirdim bu defa yüzümü kaybettim, dört yıl aynada bambaşka birisine baktım gene yanımdaydınız hiçç unutmayacağım bi şey..
sizin benim vefamdan emin olduğunuzu biliyorum ama bi kere daha yinelemek istedim benim yapabileceğim teşekkür ömür boyu üretmeye -sağlığım elverdiğince- devam etmek....."
komple adlı sarkısı ile bugunlerde gorunmez sekilde piyasanın içine sızmıs olan türkiye'nin minik sercesi. benim serce'm degil. sezen aksu'yu sevmiyorum.zaten bilmem kac milyon hayranı varken pek de onemli bi ayrıntı değil bu ama soyleyeceklerimin kesinlikle bu duygu ve düşüncelerim etrafında sekillenmedigini belirtmek isterim. kendisine karsı imtiyaz var mıdır yok mudur tartısmaları surup giderken televizyonlarda izledigim en sacma ve ikiyuzlu tavır su oldu "kesinlikle yok öyle bişey, ama o sezen, minik serce, baska biridir". tanrıca gibi buyutulmus, toz kondurulmuyor. sezen aksu hakkında aksi görüş bildirmek sanki bayraga küfretmek gibi bir hal almıs. bu nedir ya? sezen aksu simdiye kadar bu piyasa içinde 3287689239 gencin elinden tutmus ve de turkiyedeki bir cok kusaga hala hitap eden, ortalama ask sarkıları yazmıs olabilir. konserlerinde ortalama esprilerle herkesi güldürmüş bi sekilde herkese sempatik gelmiş olabilir, ama bu onu üzerine toz kondurulmaz hale getirilmiyor ki? [ mesela az önce "ortalama" dememden oturu bu entri direkt zamanın ötesine gidecek ama evet, ortalama, herkese hitap edebilecek bir muzigin cok ust boyutlarda sözler ve de muzikten olusamayacagını tahmin edebilirsiniz] kendisini kotulemek için cakkıdı ve komple gibi iki sarkının kullanılmasını da sacma buluyorum. sezen aksu'nun simdiye kadar yaptıgı milyonlarca sarkı içinde o kadar kötü sarkılar var ki, komple de onlardan bi tanesi. yapmıssa nolmus? bişey olmuyor aslında ama olmaya devam eden su: sezen boyle sacma sozler yazmaya devam ettikce o marka imtiyazını kendi adına kullanıyor ve ben gun içinde bir yerde kulagıma bu sacma sozlu sarkılar calınırken "sezen yazmıs abiee yaiiea, süper sarkıaae" diye abuk sabuk seyler duymaya devam ediyorum, edecegim de, cunku sezen aksu kötü sey yapamazmış gibi bir imtiyazı var. gecmişe gidelim, kalaşnikof diyeyim size. kime gore neye gore kaypaklıgıyla sıyrılmayıp bu sarkıyı ard arda kac kere dinleyebilirsiniz diye sormak istiyorum? ya da kacınızın haberi var bu sarkılardan da "oo, sezen mi? ona söz söyleme carpılırsın" gibi bir kroumaya sahip? sezen aksu sadece "beni unutma", beni yak kendini yak, seni kimler aldı, yarası saklım, vazgectim, belalım sarkılarından ibaret bir kadın degil. siz her asık oldugunuzda, her acı cektiginizde bu sarkılara kosuyor olabilirsiniz ama yaptıgı 15 tane mukemmel sarkı diger gerisinde bıraktıgı bilmemkaçyuz sarkısını mukemmel sarkı yapmıyor. aynı komple'yi ve cakkıdı'yı yapmadıgı gibi. güzel sarkıları var evet, ama tanrıca degil, diva degil, bi kadın işte, aglak sarkı sözleri, arabesk karısık bi muzik. kendisi web sitesinde sırf onu sevenler için hep uretmeye devam edecegini söylemiş. insanın içinden "boyle ureteceksen uretme artık" diyesi geliyor, ki dedim bile.
kralice lafinin yetersiz kalacagi, kesinlikle insandan ustun bir varlik, bir tanrica... kendisinin son zamanlarda aylarca suren calismalar sonucu ortaya cikardigi kusursuz eser komple, derin anlamli sozleri ve bircok yabanci sarkici tarafindan kullanilan yaratici melodisi ile tanricamizin kusursuzlugunu tekrar gozler onune sermistir.
ben komplesine rağmen, tüm piyasa işlerine rağmen severim kendisini....
sen ağlama ile, son bakışla duyulan hissiyat pek çabuk geçiyor, komple gibi kasetleri kapışıveren (ve dahi şarkı içerisinde eleştiriliveren) conconlardan para kazanma hırsı eleştiriliyor.
aziz nesin de tekrar tekrar tefrikasını yapardı yapıtlarının, içimizde kim var ise para kazanmak için kural dahilinde esnemeler yapmayacak o atıversin taşı sezen aksu' ya ama bir kompleden çıkıp yaşla dolu gözlerin müsebbibi olan şarkıların yazarı kötülenmesin bi' zahmet
türkiye kimsenin karşısında bölünmeyeceği asal değerler arıyor.
sezen'i "çok iyi"den çıkarıp "uhrevi"ye sokmamız belki de toplumsal olarak asal bir değere sahip olamayışımızdandır. birilerinin başka birilerine sürekli bir şeyleri dayatıp kafasına çakmaya çalıştığı bir kültür ortamında herkesin üzerinde uzlaşıp bölünmeyeceği bir değer kolay kolay bulanamıyor tabii.
tüm ortak payda arayışlarına karşılık kendi renk ve tavrını muhafaza edenlerin yaşmaya devam ettiği türkiye'de bir türlü herkesi "türk" ve "müslüman" yapamayanlar sezen karşısında mutlak bir boyuneğiş görünce o kadar mutlu oluyorlar ki, herhalde keşke siyasal yaşamımız a böyle olsa diye içgeçiriyorlardır. ben en azından hıncal uluç'un sezen aksu'yu illâ da tanrıça katına çıkarmaya niyetli ayin duası kılıklı yazılarında bunu hissediyorum.
hep süper şarkılarıyla seveceğim, ancak cakkıdı ve komple gibi şeyler yazmasını da hiçbir zaman anlayamayacağım sanatçı. cakkıdı ilk çıktığında bir muhabbet ortamında biri "e kenan doğulu için küçüğüm gibi bir şey yazacak hali yok ya, adamına göre şarkı işte" demişti. ben de bu açıdan bakıp olayı az çok kafamda mantıklılaştırabilmiştim. ancak komple'yle bu mantığım da başarısız kalıyor, "yuh artık ya niye" diyorum, yahu neden yazar bir insan böyle 2 şarkıyı - sözü? şarkısına söz yazmaktan çok onur duyulacak insanlar mı da? ya da çok mu paraya şana şöhrete ihtiyacı var sezen aksu'nun? ya da sadece eğlenmek amaçlı mı yazdı? eğer öyleyse, içinden "kimseyi ilgilendirmez yazdım eğlendim" diyorsa da tabii kendi bileceği iş, bana da susmak düşer, ancak bir çok insanın sevgisini beğenisini bir nebze de olsa yitirdiği kesin. bu da bu iki şarkının bedeli kanımca.
karsisinda, cumle alemin, ya sevmek ya da nefret etmek biciminde kendini konumlamak zorunda kaldigi kadin. neden? bilinmez. belki sezen aksu ya karsi kayitsiz kalmak bir suctur da benim haberim yoktur. ya da, sezen aksu nun ne iduk bir fenomen oldugunu gozler onune sermek memleketin en muhim meselesidir de, ben gundemden bi haber yasayip gidiyorumdur, iki denli bi densiz.
cok degil az bi zaman once, devrim karakterirnde tabu devirme hareketinin baslangic noktasi olmustu da, kimi "sezen aksu ya uzanan eller kirilsin" safinda protokol yeri bulmustu kendine, kimi de "tabulari deviren ellere uzanan eller kirilsin" safina mobilize olmustu. bi ademoglu da cikip, "baska isiniz gucunuz yok mu?" dememisti. heyhat, devrim dedigin sisede durdugu gibi durmuyor ki kardes, evvela kendi basini yiyor. daha dun robesim, pierrem dedigin adam, bugun lokanta menusunda kanli biftegi temsil ediyor. hayat..
90'larda cumartesi anneleri gundemdeyken, bir kere bile galatasaray lisesi'nin onunde bu eyleme katilmamis olmasina ragmen, konuyla ilgili en "samimi" hisleriyle bu konuda bir sarki bestelemis ve bunu aktuel dergisinin ilavesi olarak satisa sunmustur. 2000'lerde sehitler yureklere kor gibi dusmeye baslayinca, acikhava tiyatrosu'nun beyaz turk gecelerinde sene sonu musameresi kivaminda siirler okumustur.
minik serce olan 70'lerin naif izmirli kiziydi. 80'lerden beri dinledigimiz ise, mutlaka yuregimize bir yerden dokunmasini bilen bir ruzgar gulunden nagmelerdir.