olmek istememis olabilir. kazada olabilir ama ya$amdan zevk aldigini dolayisiyla ya$amak istediginide soylemeyiz. bu hatunu biraz daha tanimaya calismak icin sirca fanusa inanilmaz benzeyen guncesini okumakta fayda vardir.
alvareze gore sylvia plath son intihar denemesinde, son kez riske girmish, oynamısh oynun kendı lehine oldduguna ınandıgı halde hesapları yanlısh chıkmısh ve kaybetmıstır. ama belkı depresyonda kaybetmek veya kazanmak pek onemlı degıldır.
manik-depresif teşhisi konmuş , hep intiharsı eğilimler ile yaşamış sylvia plath. babası otto ile sorunlu ilişkisinin sonucunda gençliğinde kafayı sıyırmış sylvia plath. ted hughes ile evlenmiş, bunalımdan bunalıma koşmuş, o arada çocuklar doğurmuş ve muhteşem yeteneğinin yanında kocası kimbilir nerelerde sürterken kendisi eve kapanıp çocuklarına bakmak zorunda kalmış kadın sylvia plath. hayatı da trajikomik bir şekilde -gene- evde olduğu birgün çocukları yatırdıktan üstlerini örttükten sonra tüm boşlukları battaniyeyle kapatıp, artık tek kalesi kalmış olan mutfağına girip kafasını fırına sokarak son bulmuştur. o kadar intihar tutkusunun, nasıl olduğunu tahayyül etmek bile istemeyeceğimiz o bunalımın ve hayata dayanamaz hallere gelmenin neticesinde bile sorumluluk sahibi bir insan olarak ölmüştür.
kendi varlığını kendine bile kanıtlayamamış şair-yazar.edebiyat tarihçileri kadar psikologları da ilgilendirecek bir yaşamı vardır.başını bir gaz fırınına sokmak suretiyle çekip gitmiştir.
11 şubat 1963 günü yaşamına son veren yazar, sırça fanus'un bir bölümünde "bir gün bir yerde, okulda,avrupada,herhangi bir yerde, o boğucu çarpıtmalarıyla sırça fanusun yeniden üzerime inmeyeceğini nasıl bilebilirdim? o sırça fanus ki, içinde ölü bir kelebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür" diye yazmıştı.
plath, intiharından önce kocası ted hughes ile boşanmak için mahkemeye başvurmuştu. ancak dava ölümünden önce sonuçlanmadığı için, mezar taşında sylvia plath hughes yazılıydı ve futbol takımı gibi yazar tutan ecnebi edebiyatseverler, ki plath sevenler genellikle hughes'a gıcıktırlar, plath'ın mezar taşındaki hughes adından nefret ettiler ve bu taş defalarca tahrip edildi ya da çalındı.
al alvarez, "suicide - the savage god" isimli intiharı, syvia plath'ın intiharı bağlamında ele alıp aynı zamanda tarihsel bir intihar kronolojisini de ortaya döktüğü harikulade yapıtında, sylvia plath'ın intihar eğiliminin babasının ölümünün ardından, çocuk yaşlarda başladığını söylüyor. plath, ailesiyle birlikte oturdukları evin bodrumuna inmiş, içine sığabileceği bir alan-mezar kazmış ve kendini toprağa gömmüş. onu bulduklarında zorlukla nefes alabiliyormuş...
ölmek bir sanattır her şey gibi eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi, öyle ustaca ki insana korkunç geliyor öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor bu konuda iddialıyım sanırım.
fight clubda jack ve marlanin ilk konu$malarinda jackin umutsuzluk belirtisi her an olunebilecek gibi ya$am icin kullandigi ki$i(sylvia plath sense of world) gercekten de sylvia plath eserleri ve ya$ami dolayisiyla kafkaesk gibi bir sifata burunumu$tur zamanla.
ahir zaman peygamberim. obur dunyadaki zevcem. bir satiriyla, bin nasihat veren hatun. yavrusuz anne. dunyaya surgune gonderilmis insan.
doom of exiles
now we, returning from the vaulted domes of our colossal sleep, come home to find a tall metropolis of catacombs erected down the gangways of our mind.
green alleys where we reveled have become the infernal haunt of demon dangers; both seraph song and violins are dumb; each clock tick consecrates the death of strangers
backward we traveled to reclaim the day before we fell, like icarus, undone; all we find are altars in decay and profane words scrawled black across the sun.
still, stubbornly we try to crack the nut in which the riddle of our race is shut.
okuduğum bu cümlesinden sonra hayranlık duyduğum amerikalı şair. "god, who am i? i sit in the library tonight, the lights glaring overhead, the fan whirling loudly. girls, girls everywhere, reading books. intent faces, flesh pink, white yellow. and i sit here without identity: faceles. my head aches..i'm lost.." journals, september 1950
kocası ted hughes'a itafen- daddy şiirinden alıntı- the vampire who said he was you and drank my blood for a year- seven years if you want to know
evlilik üzerine- the applicant- and i said i do, i do
lady lazarus- erkekler üzerine- i eat men like air
ve bunun gibi bir çok şiiri bulunan, the bell jar adlı kitabının okunması şiddetle tavsiye olunan süper insan. bu kadar sevmeme rağmen güncelerini tamamlayacak cesareti kendimde bulamamam üzüntü vericidir.