mikropu yeni evine getiren, hic bir seyden haberi olmayan ev ahalisine kedi bilgisi veren, kar, buz, camur, aclik demeden veterinere gelen ve kacirmis oldugu iftar vaktini, kedi mamasi ve bir kadeh rakiyla telafi eden, istanbul'a gitmesinden dolayi buyuk uzuntu duydugum bir dost.
bu entry'de ve müteakip dört entry'imde hakkında korku ile bahsedeceğim 21 yıllık özbeöz kardeşim. korku ile bahsedeceğim çünkü benim bu sevgili kardeşim bilinçaltımın bilimum korku ögeleri ile bağdaşmaktadır ki kendisinin çok karanlık bir tarafı vardır ve bu tarafı beni de çok etkilemiş ve bende de benzer karanlıkta bir köşe yaratmıştır. bazen düşünüyorum, acaba ben mi onu böyle yaptım diye ama hayır. bu karanlık ona özgü.
en büyük merakı bu kardeşimin korku sinemasıdır haliyle ve kendisinin bu karanlık tarafını ilk gördüğüm gün de beraber bir film izlediğimiz gün su yüzüne çıktı ki izlemiş olduğumuz film benim nice itirazlarıma rağmen hayallerimin en korkunç figürü olan “chucky” idi. o yıllarda yani ben dokuz, kardeşim de sekiz yaşındayken kendisi aynı chuky’ye benziyordu. sarı saçları, kâhkülü ve yuvarlak bir yüzü vardı ve aynı chuky gibi ufacık tefecikti. ben de öyleydim ama yine de kardeşten daha iriydim.
adını nefretle anmaya hâlâ devam ettiğim bu lanet olası filmi izledikten sonra iki kardeş mutfağa gittik. sözüm ona makarna pişirecektik. neyse, sudur, makarnadır, tuzdur, zeytinyağıdır filan kattık ettik ve bir makarna pişti pişmesine de gerçekten “bir” makarna pişmişti. yani bütün tencereden tek parça halinde bir hamur çıkmıştı. biz de bunu n’apsak diye etrafa bakınmaya başlamıştık. tam o sırada bu benim manyak kardeşim ensemde beliriverdi. elinde kocaman bir bıçakla sırıtıyordu. birden gözlerimin önünde chucky’yi gördüm ve ani bir hamle ile chucky’yi atlatıp evin içinde kaçmaya başladım. çok korkmuştum ve korkumdan boyuna lanetler yağdırıyordum peşimdeki kimliğinden o anda emin olamadığım kardeşim chucky’ye. salona kaçtım; peşimde bıçaklı bir terörle masanın etrafında turladık. sonra kardeşimin odasına kaçtım; kapıyı kapatıp, kolunun altına sandalye dayadım. ödüm kopmaktaydı ve çok küçük yaşta öleceğimi düşünüyordum. kapının bir çeyreği boylamasına buzlu camdı ve diğer taraf zar zor seçiliyordu. kardeşimin kapının arkasında olduğunu görebiliyordum. gözüme birden beyzbol sopası ilişti. bana yaklaşamadan beynini dağıtabilirdim. evet! gittim ve sopayı aldım. bu arada kardeşim buzlu cama bıçağı sürmekte ve iyiden iyiye sinirlerimi bozmaktaydı. “öleceksin!” diyordu manyak. ve birden her yanımı bir cesaret kapladı. “gebertecem seni” diyerek kapıyı açtım ve tam birbirimize gireceğimiz sırada evin kapısı açıldı ve içeri baba girdi. ben hemen ona fırladım ve “senin bu oğlun beni öldürecekti” diye yapıştım bacaklarına. kardeşimi bir gülme krizi tuttu. sonra yüzünde gerçekten de şaka yapmakta olduğunu anlamama neden olan bir ifade gördüm. sonra mı? sıçtım ağzına tabi oracıkta. çullandığım gibi devirdim manyağı yere. bir kardeş tabii her zaman böyle olmayabilir ama benimki böyle.
tabii her zaman böyle olmayabilir (bundan sonra tabii), kadimokul, radyokafa ve tuzluayran doğu karadeniz’de, çamlıhemşin’de tatildedirler. bir gece ki ne gecedir, dışarı çıkıp yürümeye karar verirler. dar bir yoldan sadece ateş böceklerinin aydınlattığı o gecede kolkola girerler ve frodo, sam, merry, pippin oluverirler. dörtlünün sağdan ikincisi kadimokul’dur ve sol baş da tabii’dir. kadimokul tabii’nin bizzat yanına geçmemiştir çünkü bir pislik yapacağından neredeyse emindir.
dörtlü birbirlerini görmeden yürümektedirler ve hepsi konuşmaktadır. kadimokul birden birkaç dakikadır tabii’nin konuşmamakta olduğunu farkeder ve diğerlerini susturup tabii’ye seslenir.
kadim:tabii? tabii:... kadim:lan oğlum, ses versene! orada mısın? tabii:... kadim:radyo? lan senin kolundaydı. orada mı hâlâ? radyo:lan burada burada. seni yiyor. kadim:oğlum tabii! bak sıçacam senin sıfatına ha! tuzlu: la bi kıpraşma be oğlum. kadim: abi bu manyak yine birşeyler yapacak! tuzlu:lan oğlum, düşecez! kadim:lan radyo! dokunacam! radyo: oha! neye dokunuyon lan? kadim: tabii’ye tabi! ahan da yok! radyo: vallah buradaydı be abi! kadim: ipneler! la tabiii! oğlum rahat dur, sıçarım ağzınaaa! tuzlu:lan uluma manyak! kurt var her yanda! helecanlanacak hayvanlar da!
işte böylece giderek kadimokul’da yoğunlaşmakta olan bir korku ile yollarına devam ederler. kendilerince “cadının evi” olarak ismlendirdikleri yıkık eve yaklaştıklarında kadimokul iyice korkmaya başlar ve o anda emindir müteakip beş saniye içinde tabii’nin kendisini korkutmak suretiyle ağzına sıçacağına ve her ne kadar kendini buna hazırlamış olsa da birdenbire yerden fılrlayıp, ayak bileğini kavrayan ve hırıltılı bir ses çıkaran yaratığın korkusu gözlerinin kararmasına yetmiştir. evet. bu yaratık, adıyla sanıyla tabii her zaman böyle olmayabilir’dir. manyak, radyokafa’nın kolunu bırakıp sessizce hızlanmış ve ileride bir yerde, tam da canının evi’nin önünde yere yatmış, beni beklemiş.
saçımın uzun ve açık olduğu ve kış olduğu için paltoyla gezmekte olduğum bir akşam, ankara’da dost kitabevi’nin önünde yüzüm içeriye dönük olarak tabii her zaman böyle olmayabilir rumuzlu kardeşimi beklerken birden arkadan biri beni belimden kavradığı gibi havaya kaldırdı ve ben kollarımı ve bacaklarımı havada sallayarak ve havada hareket halinde olmamdan dolayı saçımı ve paltomu savurarak korkuyla çırpınmaya başladım ve bu maymunluğum da yetmiyormuş gibi bir de korkudan, afedersiniz hanunagoyiiim!!!” diye de bağırdım. “kimdi seni sinsice havalara kaldıran?” derseniz, “bu da soru mu?” derim size.
kadimokul, tabii her zaman böyle olmayabilir (bundan böyle küçük kız diye anılacaktır), tuzluayran ve abuz, abuzların turgutreis'teki yazlığındadırlar. bir akşam vakti tuzluayran sıcak bira sarhoşuyken ve o anda aklına esen "bu evin inşaatında küçük bir kıza tecavüz etmişler ve öldürmüşler diye duydum" polemiğini açmışken çat diye elektrik kesilir. kendisiyle sekiz yaşından beri arkadaş olduğundan ve ilk manyaklığına dokuz yaşında (bkz: #9624299) maruz kaldığı için kendisinden her boku bekleyen kadimokul bu ani elektrik kesilmesinin küçük kızın (tabii her zaman... o işte) beyninde nasıl bir elektrik akımına yol açabileceğini az buçuk kesilmiştir ki birden bu manyak şahıs elinde bir çakmakla "bennn küçücüüük bir kııızııım. laaay laaay looom..." gibisinden bir şarkı mırıldanmaya başlar ve zaten kendisinin yanındayken her an alarma çeyrek var modunda olan abuz ve kadimokul (abuz da eski arkadaştır) derhal "la yapma lan" diyerek korkularını açık ederler. kokuyu alan küçük kız derhal bunlara yönelir ve karanlıkta önde abuz ve kadimokul koşarak üst kata kaçmaya başlarlar ve arkalarından aynı manyak şarkıyla ve yavaş yavaş küçük kız gelmektedir.
o anın paniğiyle abuz kendini balkona kilitler, kadimokul da abuz’un odasında alır nefesi. eski usûl kapının altına sandalye dayar ve ilk eline geçirdiği silahi, bir bisiklet pompasını alıp defansa geçer. bu arada küçük kız üst kata varmış ve psikopatça kapıları yumruklamaktadır ama şarkıyı aynı sakin ve rahatsız edici tonlamada söylemektedir:
"bennn küçücüüük bir kııızııım. laaay laaay looom...".
aşağıdan ise o anda hiçbir heyecanı kaldıramayacak kadar sarhoş olan tuzluayran’ın sesi gelmektedir:
“gelll buraya göççük gızzz. gelll gucaama yavrımmm!”
kadimokul yine bütün cesaretini toplayıp manyağa girişmek üzere kapıyı açacağı ve dışarıdaki manyak da balkon kapısını anda “çottaaa” diye bir ses gelir ve küçük kız “ay abi pardon ya.” der. kadimokul kapıyı açtığında deminki azgın manyak, süt dökmüş bir kedi gibi, elinde balkonun kapı koluyla durmaktadır. o sırada abuz da saklanmakta olduğu balkondan çıkar ve: “la aabi çüş la!” diyerek kızar. ayı, o hırsla kapı kolunu sökmüştür. tabii her zaman böyle yapıyor bu çocuk.
kadimokul, tabii her zaman böyle olmayabilir, radyokafa ve kinokor bir şubat günü eğridir’e kamp yapmaya giderler. ilk geceyi bir motelde geçirmeye karar verirler ve kadimokul ve kinokor bir odaya diğer ikisi de beriki odaya yerleşir. iki odanın balkonları birbirine yapışıktır ve arada hiç yer bırakmayacak şekilde bir duvar uzanmaktadır. neyse uzatmayalım, gece olur ve herkes kendi odasına geçer. işıklar kapanır ve kadimokul ile kinokor laflamaya başlarlar. işık kapanalı bir saat olmuştur ama ikisi de henüz uyumamıştır. tam o sırada balkondan bir tıkırtı gelir. ikisi de irkilir. zaten perdeyi yarım çekmiş oldukları için dışarısını da görebilmektedir. dahası tam balkon önünde bir sokak lambası vardır ve balkon şakır şakır görünmektedir ama ışığın yansımasından dolayı balkondaki kimse içeriyi görememektedir. balkonda birisi mi vardır da böyle diyorum? hayır, ilk tıkırtıda kimse yoktur ama birkaç saniye sonra yan balkondan bir bacak uzanır. sonra bir gövde ve o gövdeyi düşmesin diye tutan bir kol. sonra bir kafa ki kendisini siz de tahmin ediyorsunuz; sonra da diğer bacak. zat-ı şahaneleri yekvücut balkonumuza teşrif etmiştir sessizce ama kabak gibi görüne görüne. sonra kendi balkonlarına doğru eğilir ve oradan uzatılan kamerayı alır; yere koyar. az sonra ise başka bir bacak görünür balkonda ve tabii’nin yardımlarıyla o bacağın da ait olduğu şahsiyet balkonumuza konar ki bu da elbette radyokafa’dır. bu arada içeridekiler, dışarıdakileri ayan beyan seyretmektedirler. dışarıdakilerden radyokafa olanı kamerayı çalıştırır ve tabii olanı da olayı sunmaya başlar. güya bizim odaya dalıp,bizi korkutup; panik modumuzu kaydedeceklerdir. o sırada kadimokul yılların birikmişliğiyle yere uzanır ve sürüne sürüne kapının dibine gelir. kapının arkasında ki kapıda kocaman bir cam vardır, iki mütecaviz yekunen poz vermektelerdir ve kadimokul uzanmakta olduğu yerden hafifçe doğrulur. sokak lambası yüzünden dışarıdakilerin kendisini görmeleri mümkün değildir. tam o sırada kinokor da pencereye dayanmıştır ve kadimokul'un ne pislik yapacağını merak etmekte ve büyük ihtimalle o yapar yapmaz o da aynısını yaparak etkiyi ikiye katlamayı planlamaktadır. tabii bir yandan sözüm ona olayı kameraya anlatırken, bir yandan da kilidi zorlamaya başlamıştır. o sırada kadimokul bütün gücüyle cama ve kapı çerçevesine “güm güm güm güm” diye vurmaya başlar. aynı anda kinokor da pencereye ve pervaza abanır. neye uğradıklarını şaşıran balkon böcüklerinin ödleri boklarına karışır ve duvarın diğer dibine kadar sıçrayıp yere otururlar. içerdekileri çok eğlenmiştir. sonra ava gidip avlananlar içeri buyur edilir ve soğuk su içirilir. bu olay kadimokul-tabii her zaman böyle olmayabilir cephesinde kadimokul lehine bir dönüm olmuş, yılların korku üstadı bir daha kadimokul’a bulaşmamıştır. yine gaza gelmez umarım bunu okuyup.
senede uc gun de gorseniz bi sekilde hayatin akisina sirayet eden birisi..sekiz veya dokuz ay once isyerindeki bilgisayara emesen vasitasiyla uc dort sarki indirdim bu sahistan..aha on ay sonra tam da kizsal bir darbe akabinde sarkilari eve aktardim..aktarmaz olaydim.. su gibi alkol aliyorum sayesinde(findik aromali olmayan, kor etmeyen)..bu nerden buluyor boyle damar sarkilari bir degil iki degil..arada bir giyabinda kadeh kaldirdigim insan evladi..