radyocu, yazar. istanbul felsefe mezunu. kekeme çocuklar korosu adlı bir eseri var, sanırım ilk kitabı. yıllar önce günışığı fmde tadına doyulmaz gece programları yapardı. bir can doğanın bir onun boşluğu dolmadı radyolarda..
hala radyocudur kendisi..programlarına devam eder.. hangi radyo oldugunu bilmiyorum ama hep duyarım takipcisi bir arkadastan. dinlemisligim vardır mikrofonik bir sese sahip, derin mevzuların adamıdır.
afrika'nin bir bölümünde yasayan kaplanlar arasinda büyük bir dayanisma örnegi sergilenir. güçlü yagmurlar beraberinde korkunç yildirimlar tasirlar buralara. adeta gökyüzünü yirtan yildirimlar, yeryüzüne büyük bir gürültüyle inerler. tarihin içinde tanrilarin kavgasi ya da öfkesiyle anilir yildirimlar. sahici bir öfkenin yansimasina benzer gerçekten de.
ilginç olan bu siddetli yagmurlar yagarken kaplanlarin birlikte gerçeklestirdikleri bir olaydir. yogun yagmurlar sirasinda kaplanlar açik alanlara çikarlar. kismen yildirimlari karsi korunaklidir açik alanlar. büyük orman yanginlarina da neden olabilir bu yildirim düsmeleri. açik alana toplanan kaplanlar yere uzanirlar. gruplar halinde yere uzanan kaplanlar kafalarini birbirlerinin kafalarina yaslarlar.
tek bir sey yüzünden!
eger birinin üzerine yildirim düserse, digerleri de onunla birlikte ölür. yanyana, gögüs gögüse, kafa kafaya duran kaplanlar böylece ölüme birlikte gitme yemini ederler. birisi öldügü anda digerleri de ölsündiye. birbirlerine sahip çikmak adina. dost olduklarini ispatlamak için.
ölümü birlikte karsilayarak birlikte olmanin en onurlu yüzünü tasirlar. kimse ihanet etmeden ve bir an olsun oradan kalkmayi düsünmeden öylece beklerler muhtemel bir ölümü.
dostlugun ölümcül fedakarligini paylasirlar.
kimi zaman kentin içinde de böyle gruplarin içinde oldugunuzu düsünürsünüz. omuz omuza bir yasam paylasiminda bulundugunuzu. statüler önemli olmaksizin yan yana uzanmis insanlar olabileceginizi düsünürken çildirtici bir süphenin esiri olursunuz. "acaba kalkarlar mi birden?" yildirim düstügü anda kalkabileceklerinin korkusu sarar bütün benliginizi.
güvenemezsiniz.
herkes birbirinin yüzüne süpheyle bakar.
kent, yildirim düstügünde yalniz kalanlarin aci hikayeleriyle doludur. her bir sokaginda, tek basina ölenlerin hazin izleri vardir kentin. emegini, gelecegini, gülümsemelerini paylasan insanlarin, müthis bir gürültüyle üzerlerine düsen yildirimlarin altinda, hiç ummadiklari bir anda tek basina kalmanin çaresizligi okunur yüzlerinden. asil soru sona kalanin kim olacagi sorunudur.
kimin hangi mazeretle kalkacagi...
ya da kimin yakin durdugu halde, digerlerine temas etmedigi...
bu yüzden kentin düsüs hikayelerinde trajik bir yalnizlik vardir. korkunun ve çikarlarin , her seye ragmen yasami kutsamanin verdigi bir ihanet duygusu.
her seye ragmen, onursuz da olsa, yasami kutsamanin tiksindiren yüzleri.
simdi böyle bir tedirginlik duygusu tasiyorum kendi içimde. kimseden emin olamiyorum sirf bu yüzden. dahasi gök gürültüleri duyuldugunda orada olabilecegimden bile kuskuluyum.
bu lanet olasi kuskular tek tek tüketiyor hepimizi.
yagmur yagiyor...
gök gürlüyor...
birazdan yildirimlar düsecek kentin sokaklarina...
kraliçenin pireleri isminde harika bir kitabın da yazarıdır kendisi... "başı sonu içiçe geçmiş bir hikayede ortaya çıkacağı anı karıştırmış bir kahraman gibiyim..nerede ortaya çıksam yanlış karedeyim..."
tv-5 te "bu ülke" adlı leziz bir program yapan, "tv ye bulaşmasını" bir "hata" olarak gören, geçen programlarında levent kırca, ece temelkuranı davet eden, güzel sohbeti olan ve "lütfen yapabileceğiniz daha yararlı bir iş varsa, o işinizi yapın bizi izlemeyin" diyen, tonbul yanaklı, nlp düşmanı, tatlı diili bir adam. yeni kitabı da tv-5 de başka bir programda tanıtılmış oldu böylece..
4 şubat 2007'de bugün gazetesinde "ermeni meselesini çarşı çözer" başlıklı harika bir yazı kaleme alan yazardır. bu ülkede böyle insanların olmasından gurur duyuyorum.
radyo konuşmaları, televizyon programı ve günlük yazılarıyla sesini hepyanımızda hissettiğimiz yazardır. kitap konusundaki 3 yıllık suskunluğunu nihayet hayal meyal ile bozuyor. eylül'ün ilk yarısında çıkacak kitabın sayfalarını heyecanla çevirmek için sabırsızlanıyoruz.
'hayal meyal' adı kitabını ilk 3 kitabı kadar beğenmesemde mutlaka dinlediğim,konuşma dilini sevdiğim,umursadıklarını umursadığım radyocu.ayrıca haber7'de cuma günleri 22:30'da kankaları selahattin yusuf ve ismail kılıcarslan ile birlikte meksika sınırı programını yapmaktadır.
beceriksiz adımlarla yürüyen bir kıza rastlarsanız. sanki düşecekmiş gibi, sanki ayakları birbirine dolaşacakmış, bir yere takılacakmış gibi. merdiven kollarını sıkı sıkı tutuyorsa. aceleyle yürüyorsa mesela. kalkacak son vapura, son trene yetişecekmiş gibi hızlı atıyorsa adımlarını. yere, toprağı incitecekmiş gibi basıyorsa, yer çatlayacakmış gibi ürkek atıyorsa adımlarını. şaşkınsa bir masaldan şehre düşmüş gibi.
eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…
utangaç bir kız yüzüyle karşılaşırsanız, başını yerden kaldırmıyorsa. gözlerine hüzün düşmüşse. karanlık değmişse bakışlarına. gece gökyüzünü seyretmekten ay ışığının izi kalmışsa yüzünde. gözlerinden yıldızlar dökülüyorsa mesela. nereye baktığı anlaşılmıyorsa. her şey gözlerinde kayboluyorsa. kirpiklerine yakamozlar takılmışsa. gözleri denize bakan bir balıkçının gözleri gibiyse.
eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…
genç gürültülerin arasında sessiz bir kıza rastlarsanız, kalabalığın ortasında bir sükut yürüyorsa. tam konuşacakken dudakları titriyorsa, saklaması gereken bir sırrı taşıyormuş gibi. bir ortaçağ bilgesinin susuşu gibiyse sessizliği. henüz evrenin yaratılmadığı zamanlardan kalma bir sükutsa mesela. bir hint hikayesinin tanrısal suskunluğunu taşıyorsa.
eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse…
saçlarını taramayı becerememiş bir kızla karşılaşırsanız. konuşurken saçlarını savurmuyorsa. sıkı sıkıya tokalarla yapıştırmışsa saçlarını. uyumsuz kıyafetler varsa üzerinde. yakıştırmasızca giydiklerini. güzelliğinden utanıyorsa mesela. yaz sıcağında boğazlı bir kazak giymişse. bir pardesü giyip yün bir başlık takmışsa kafasına. ya da modası geçmiş bir şapka takıyorsa. ellerini sürekli başına götürüyorsa, saçlarını tıkıştırıyorsa şapkasından içeri. ürkekse, bir başınaysa…
bilin ki o kız, başörtülü bir kızdır.
bilin ki, bir kez daha kaybetmişizdir."
kekeme çocuklar korosu tarık tufan birey yayıncılık 4. baskı, sf. 62-63
yazısıyla gönlümde apayrı yer edinmiş güzel insan.
son derece mütevazi, harika bir adam bu ya. takip ve takdir edilesidir kendisi. türkiye radyolarında, googoosh'u souad massi'yi, feyruz'u ve dino merlin'i bir kaç saat içerisinde, peşpeşe dinleyebileceğiniz yegane radyo programının yapımcısıdır aynı zamanda.
gündemle alakalı harika bir yazısı için, buyurunuz;
islamcı camianın gülen yüzü, matrak adam. yazdıklarından ne mene bir acıyla yoğrulup, bu yaşa geldiği gün gibi ortadayken, savunduğu hakikat yolunu harikulade biçimde tatlı bir dille anlatıyor. sanki kimseyi kırmaz bu adam gibime geliyor. şu sıralar bir film çekimi telaşesi içinde, rabbim yardımcısı olsun, umutla bekliyoruz, duayla...