ted hughes'ın edebi hayatı sylvia plath ile birlikte başlar. 26 yaşında üniversitede şiir dergisi çıkarırken fulbright bursu ile ingiltereye gelmiş olan plath ile tanışır, bir sene içinde evlenirler, onun ilk şiirlerini derleyip dergilere gönderen de plath'tır. çift amerikaya taşınır, plath yazmak için akademik kariyerinden vazgeçer. çift ingiltereye geri döner, plath çocuklarına bakmak için edebiyattan vaz geçer. evlendikten 7 sene sonra ayrılırlar. plath bir sene sonra intihar eder.
ted hughes çocuklarını yanına alır, bundan sonra uzun süre çocuk şiirleri ve öyküleri yazar, yetişkinler için yazı yazmaz. ilginç ve trajik bir durumdur ki hughes'un sevgilisi assia da bir yaşındaki kızları ile birlikte intihar eder. hughes bir çiftçinin kızıyla evlenir, iran'a gider döner, sonra kendisini yazıya ve çiftçiliğe verip ortadan kaybolur. 1984'te philip larkin'den poet laureate'liği devralır, bu sıfat altında kraliyetle ilgili şiirlerin yanında çevrecilik temalı şiirler yazar. 1998'de sylvia plath'la ilgili şiirleri birthday letters adı altında yayınlanır, hughes 35 senedir hakkındaki sessizliğini koruduğu ilk karısına şiirleriyle seslenmektedir. 68 yaşında kanserden ölür.
you were the jailer of your murderer -- which imprisoned you. and since i was your nurse and your protector your sentence was mine too...
* birthday letters'da sylvia plath'a seslenmeyen iki şiirden biri olan "the dogs are eating your mother" plath'ın çocuklarına ve plath fanatiklerine seslenmektedir:
who will remember your fingers? their winged life? they flew with the light in your look.
your son's eyes, which had unsettled us with your slavic asiatic epicanthic fold, but would become so perfectly your eyes, became wet jewels, the hardest substance of the purest pain as i fed him in his high white chair.
day by day his sister grew paler with the wound she could not see or touch or feel, as i dressed it each day with her blue breton jacket.
the wolves lifted us in their long voices. they wound us and enmeshed us in their wailing for you, their mourning for us. they wove us into their voices. we lay in your death. in the fallen snow, under falling snow.
as my body sank into the folk-tale where the wolves are singing in the forest for two babes, who have turned, in their sleep, into orphans beside the corpse of their mother.
şiirin bu bölümünde hughes plath'ın mezartaşına her yeniden yapılışında saldırıda bulunup ismini hughes'ın yaptırdığı mezardan silen fanatiklere seslenmektedir:
i buried her where she fell. you played around the grave. we arranged sea-shells and big veined pebbles carried from appledore as if we were herself. but a kind of hyena came aching upwind. they dug her out. now they batten on the cornucopia of her body. even bite the face off her gravestone...
1998'de ölen ünlü ingiliz şairi. şiirleri doğa, hayvanlar, rüzgar, ırmak, fırtına gibi tema ve motiflerdedir ve çoğu karanlık,vahşi bir atmosfere sahiptir. hughes'un romantizm'in yirminci yüzyıldaki son temsilcisi olduğunu iddia eden akademisyenlerin sayısı az değildir.
ted hughes ın "balina nasıl balina oldu" adında yky den cıkmıs bir cocuk kitabıda mevcuttur ki cocuklugumda okudugum yazarı simdi de okuyor olmak (bkz: dogumgunu mektupları) garip bir duygudur.
sylvia plathin olumu yuzunden bosuna suclandigini dusundugum insan bir erkek yuzunden oldugu -intihar ettigi- dusunulen tum kadinlar gibi , sylvia plath de iliski yuzunden olmustur en fazla... ayrica, kendisi sylvianin annesinin de belirttigi gibi korkutucu bir adammis. korkutucu bir zeka ve yetenek. birazcik sanatci ruhu olan her kadinin yamulacagi cinsten hakkinda bu kadar az entry olmasi cok uzucu. eminim sylvia plath de uzulurdu bu duruma...
sylvia plath ile ilgili yazilan biyografilerden birinde* anlatilanlara gore ted hughes, sylvia ile ayrilmalarina, bir kavga sirasinda sylvia'nin kendini kaybedip adamin yazdigi tum yazilari ve siirleri yirtip paramparca etmesinin sebep oldugunu soylemistir.
ayrica adamin anlattiklarina gore sylvia ile birlikte bir arkadaslarina yemege gittiklerinde daha yemek servis edilmeden sylvia buzdolabindan butun yemekleri yemis bitirmis, evdeki tum sicak suyu kullanmis, ve kocasini utandirarak ziyareti kisa kesmelerine sebep olmustur.
tabi butun bunlar adamin kadin oldukten sonra soyledikleri, onun icin ne kadar objektiftir bilemem.
eta: ayrica sylvia plath'in intiharindan onceki 3 yili kapsayan gunlukler hakkinda "sylvia'nin bu yazdiklarini cocuklarinin okumalarini istemedim, bu yuzden gunluklerden birini yok ettim. digeri de kayboldu." seklinde aciklama yapan adam.
büyük bir şairdir, evet ama bu öküz ve bencil bir adam olduğunu değiştirmiyor maalesef. sylvia plath ile ilgili yazılan biyografilerden birinde, çiftin ayrılığı sırasında ted hughes'un ne kadar rahat bir biçimde eşine ve çocuklarına sırtını döndüğü anlaşılır. elbette iki insan ayrılabilir ama bu ayrılığı bir diğerine zulüm aracı haline getirmek kalpsizliktir. ama bakıyorum şiirlerine, ne güzel yazmış ted hughes. gerçek hayatında kalpsizken, kalemini eline aldığında bir duygu okyanusu oluyormuş galiba. ayrıca sylvia'nın günlüklerinden bir sayfayı bile yok etmeye hakkı yoktu. "çocuklarım görmesin" bahanesinin bir anlamı yok. bu adam çocuklarını o kadar düşünüyor olsaydı, gözü dışarlarda fır dönmezdi.
mermi siiriyle slyvia ve iliskileriyle ilgili sinirsiz caresizligini, acisini ve yetersizligini kelimelere muhtesem bir bicimde dokmus, hele son dizeleriyle beni alip yerden yere vurmus adam...
"... benim yerime becerikli bir buyucu olsaydi, seni elleriyle havada yakalayip bir elinden otekine aktara aktara sogutabilir ve tanrisiz, mutlu, sakin kilabilirdi sonunda. bense bir tutam sacini, yuzugunu, saatini, geceligini kurtarabildim kurtara kurtara."
sylvia plath hayranlarinin delicesine nefret ettikleri benim ise bir sekilde acidigim bir adamdir ted hughes.. nami diger sylvia plath in kocasi..
tamam belki plath e o kadar hoş davranmamistir ama plath de cok normal bir kadin degildir zaten. hiç bir zaman olmamistir da. onlarca piskolojik ariza ile ted hughes basedememis bir sekilde "acemi kaptan" piskolojisine girip buz dagina carpmistir..
plath in ölümünden sonra caresizligini soyle dile getirmistir zaten;
russia and america circle each other; threats nudge an act that were without doubt a melting of the mould in the mother, stones melting about the root.
the quick of the earth burned out: the toil of all our ages a loss with leaf and insect. yet flitting thought (not to be thought ridiculous)
shies from the world-cancelling black of its playing shadow: it has learned that there's no trusting (trusting to luck) dates when the world's due to be burned;
that the future's no calamitous change but a malingering of now, histories, towns, faces that no malice or accident much derange.
and though bomb be matched against bomb, though all mankind wince out and nothing endure -- earth gone in an instant flare -- did a lesser death come
onto the white hospital bed where one, numb beyond her last of sense, closed her eyes on the world's evidence and into pillows sunk her head.
talihsiz bir kişidir nihayetinde. eşi plath ile evliliği sırasında assia wevill ile başladığı ilişkiden sonraki yıllarda bir çocuk sahibi olmuştur. olmuştur olmasına ama, plath'ın 1963 yılında çocuklarını geride bırakarak dünyadan ayrılmasından 6 yıl sonra assia wevill de 1969'da hem de bu sefer çocuğu ile birlikte, plath'in intiharına benzer bir şekilde mutfakta gaz soluyarak bu diyarı terk etmiştir. tüm bunlar, eşi ve daha sonra hayatına giren kadın ile çocuğunun ölümünü yaşayıp bir de taa 1998'e kadar yeryüzünü şiirler ve çocuk kitapları ile zenginleştirmiş yazarın bulaşıcı bir mutsuzluk bulutu ile lanetlenmiş olduğunu düşündürür.
arkadaşım lucas, ayrı bir kişilik gibi değişmeden kalan o üç dört kişiden biri. her türlü değişmenin altında bir nehir yatağında bir taş, senin de arkadaşın olmuştu. kulağıma geldi, uyarıldım. oturmuş gençliğimi tüketiyordum slough yakınlarında bir ofiste. sabah akşam slough ile londra arasında mekik dokumak. maaşımı biriktirerek, özgürlüğü seçip dünyanın öbür ucuna gidebilmek için - boşlukta bir düşüş, kozamı sıyırıp rüzgara bırakmak amacıyla. haftasonları geri dönüyordum. üniversiteme. kız arkadaşım her hafta aynı danışmandan ders alıyordu sen ve amerikalı rakibenle birlikte.
senden nefret ediyordu. senin resimlerini ve alev almaya hazır başka film parçaları attı sessiz, doymak bilmez geleceğimin fırınına, körebe oynarcasına bir meşale gibi içimde dolanan arayışa. arkadaşımla geceyarısı bahçede durdum karanlık bir pencereye toprak parçaları atarak. arkadaşım sarhoştu ve emindi pencerenin seninki olduğuna. ben de, onun yarısı kadar sarhoş, bilmiyordum yanıldığını. ne de biliyordum senin sarsıntılı oyununda baş erkek oyuncu olmak için denemeden geçirildiğimi.
yalın ilk bir iki hareketi bir pandomimci gibi yaptım gözlerim kapalıymışçasına, rolümü kavramaya çalışarak. sanki bir kukla iplerinin ucunda deneniyormuşçasına. ya da ölü kurbağanın bağacına değdiriliyormuşçasına elektrodlar. kesik kesik yaptım o hareketleri – ve izlenip değerlendirildim yalnızca yıldızlı bir karanlık ve bir gölge tarafından. ne sen biliyordun orada olduğumu, ne de tanıyordum seni. seni bulmaya çalışarak ve ıskalayarak ve gene ıskalayarak. toprak savurduğum camın seni korumadığını, çünkü senin orada olmadığını bilmeden.
ölümünden on yıl sonra güncenin bir sayfasında, daha önce hiç görmediğim kadar güçlü bir şekilde karşıma çıkıyor bir şok gibi içine dolan sevinç bunlar kulağına geldiğinde. sonra şoku dualarının. ve onların da altında, duyduğun panik ya dua etmek mucizenin gerçekleşmesini sağlamazsa diye. sonra da, paniğin altında o karabasan seni ezip yok etmek için üstüne gelen, mucize gerçekleşmezse sana kalacak seçenek: 'düşünmeye dayanamadığın eski umutsuzlukla yeni bir büyük acının birleşip bildiğin cehennemi oluşturması.'
birdenbire okuyorum bütün bunları – senin kendi sözcüklerini, yükselip boğazınla dilinden sayfalara geçen – tıpkı yıllar önce kızının sessiz evde yalnız başıma çalıştığım odaya havada yürürcesine girip yüzüme bakarak şaşkınlık içinde, “baba, annem nerede?” diye sorması gibi.
donan toprağı bahçenin kazıyan tırnaklarımın altında. çevremde geceyarısının dev kırağı saati. ve içinde bir yerlerde onun, hiçbir şey duymak istemezken ateşimin çıktığını vurgulayan nabzım. bir yerlerde o donmuş toprağın içinde varolmaya çalışması geleceğimizin.
başımı kaldırıyorum – yüz yüze gelmek istercesine sesinle, bütün canlı, kıpırdayan geleceğiyle içime dolan. sonra dönüyorum basit sözcüklerine kitabın. on yıl oluyor sen öleli. yalnızca bir hikaye bu. senin hikayen. benim hikayem.
plath'ın ölümünün ardından "ona yardımcı olabilecek tek kişi bendim. bense buna ihtiyacı olduğunu anlayamayan tek kişi olmayı becerebildim ancak" demiştir.