vefa lisesi'nin geleneksel boza gününe eski, forslu mezun olduğundan dolayı teşrif eden. tören alanına jeep ve gorilleriyle dalmaya çalışan, yönetiminde yalakalık olsun diye o içeri girince koroya fener marşı çaldırılan, kişi.
-avrasya feribotuna 7 metreden atladığını iddia ettiği zamanlarda negatif'de -fotoğraftan- boyunu hesapladığımız bir yazı yazmıştık, arayıp tehdit etmişti. -son star olayında ise beraber getirdiği iş arkadaşlarına kendi cebinden paralarını vererek şaşırtıcı bir hareket de yapdığını duyduk. helal olsun!
lokanta mutfağı basıp tırnak kontrolü yapmaktan, olmuş bitmiş mevzuulara abanıp yaa sayın seyirciler böle yaptılar işte... demekten başka bi işe eli ermez olmuştu son zamanlarında. starda da tutmadı zaten. küçük memurlarla uuraşıp prim yapmanın bile tarihe karıştıını gösterdi ama.. o açıdan bi helal olsun ona.
canli olarak trt'de gosterilen ilk olimpiyat olan, 1972 munih olimpiyatlarini sunarak populer olmustur. yine 70'lerde bir kac turk filminde de gozukmustur, yakisikli, batili, modern turk genci goruntusunde..
türkiyedeki devasa karadelikler, hortumlamalar yerine, "adliyede 35 milyon rüşvet alan mübaşir", "karılara sarkıntılık eden cinci hoca" gibi meseleleri kovalayan, patronlarının, patronların tekerine çomak sokmaya çalıştığını hiç görmediğimiz, kartel medyasının emrinde arena gibi programlarla halkı uyuttuğu, gündemin baş köşesinde geçirdiği 20 yıldan sonra açığa çıkan düzen adamı. bu tip, kahraman kahraman ortalıkta dolanan düzen hizmetkarlarına bir diğer esaslı örnek de emin çölaşandır.
işine gelmeyen, tekerine comak sokan, gücünün yettği kişilerle uğrasan ve asla sütten cıkmıs ak kasık olmayan kişi.. ayrıca bu sahsın bi aralar hülya kocyiğit'le cevirdiği bir filim de mevcuttur..
erkekler oturmus sesi sonuna kadar acik bir televizyonda haberleri izlemektedirler. o anki haber, cecenlerin kacirmis oldugu gemide, roportaj yapmakta olan ugur dundar ile ilgilidir. kahveye bir adam girer, bir koseye ilisir, televizyona bakar bakmaz ortaliga sorar: "la gardas o herifin ne isi var gemide?" ortamdan birisi, gozlerini televizyondan ayirmadan cevap verir: "helikopterden atladi kamil!"
yaptığı programlarla böcek fobimi hat safhaya çıkarmış, fırınların ve pastanelerin önünden geçemez duruma gelmemi sağlamış yüce insan, mümtaz şahsiyet.
çocukluğumda bir uğur dündar vardı. ortaya çıkardığı yolsuzluklarla bakanların, milletvekillerinin, bürokratların, koltuklarını sallar, yerlerinden ederdi. üst düzey devlet görevlilerin, mafyanın korkulu rüyasıydı. çok sıkı güvenlik önlemleri altında yaşardı. korkusuz bir halk dostu görünümündeydi. ama ya şimdi? neymiş efendim : "yerler pis" "böcekler duvarlarda yürüyor" "bu g-string'in hamur teknesinde ne işi var?" olmuyor uğur abi olmuyor. bırak başkası uğraşsın et dolabındaki traş takımıyla. sen git yolsuzlukları ortaya çıkar.
bahsi geçen operasyonun mağduru olarak yaşananları kısaca özetleyeyim:
anadolu üniversitesi öğrencisi olarak tatile çıkıyorsunuz, eylül ayında kayıt olmak için okula geldiğinizde size "siz artık osmangazi üniversitesi öğrencisisiniz, derhal burayı terkedin" deniyor. parasını vererek aldığınız yemek fişlerini bile kullanmanıza izin verilmeden; kütüphanesi olmayan, bilgi işlem birimi bulunmayan bir okula gönderilip bu hizmetlerden artık anadolu üniversitesinde yararlanamayacağınız söyleniyor. "kardeşim ben üniversite sınavında anadolu üniversitesini kazandım, ne osmangazisi" diyorsunuz. "sizi osmangazi üniversitesi yaptık sizden boşalan yerlere yeni öğrenci aldık bir hadi toz olun" deniyor.
uğur dündar, araştırmacı haberciliğe adımını ilk attığı senelerde - hem de trt'de - kendini efsunlatıp akreplere sokturmak gibi birbirinden garip olaylara karışarak büyüklerimizin oehh nidalarına* hedef olurdu.
saçmalamalarının zirve noktası, cahil halkın dolduruşuyla gaza gelerek yaptığı bir "mıknatıslı yol" haberiydi.
şu anda hatırlayamadığım bir ilimizdeki bir yolda arabalar, iddiaya göre boş viteste park halinde bırakıldığında giderek artan bir hızla yokuş yukarı çıkıyordu.
uğur dündar durur mu hiç, hemen gitti olay mahalline, arabanın tekini boş vitese aldı, araba ufak ufak ilerlemeye başladı. giderek hızlanan arabanın direksiyonunu tutarak koşan uğur dündar heyecandan nefes nefese "araba nasıl da yokuş yukarı gidiyor" benzeri bir konuşma yaptı. haber unutuldu gitti.
kısa bir süre sonra muhtemelen gelişim yayınları'nın bilim dergisi'nde o yolla ilgili süper bir haber çıktı. arabalar yokuş yukarı filan gitmiyordu, yol o yönde hafif bir açıyla yokuş aşağıydı. yanlış algılanmasının sebebi etrafındaki manzaranın sebep olduğu bir optik yanılgıydı.
basit bir su terazisiyle gitse yolun durumu hakkında milletin dolduruşuna gelmeyecek olan x-file habercimiz dündar, bilim dergisinin verdiği ince ayardan mıdır, yoksa anne babalarımızın kendisiyle nasıl dalga geçip durduğunu öğrenmiş olmasından mıdır bilinmez, o tür habercilikten elini eteğini çekiverdi.
günümüzün kodu mu oturtan saygın habercisi, 70'li yıllarda böyle bir adamdı işte... şimdilerde "sen kimi kandırıyorsun hoca efendi!" diye kapısına dayandığı üfürükçü - cinci tayfası eskiden başlıca malzemesiydi!
edit: hatırlayamadığım il tekirdağ'mış, jumpdafuckup sağolsun.