zeki kayahan coşkun *

/ 3 >>
orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. alem fm'de matrax programiyle nasil hem seviyeli hem de matrak bir program yapildigini cumle aleme kanitlayan,ayrca aksam gastesinin kantin dergisinde de cok farkli bir formatta olan yazilariyle taninan ender sahsiyet...
    (oldubikerem, 08.06.2002 12:29)
  2. yıllar önce akşam gazetesi 'nin canteen ekinde tanıştığım, kendisi gibi bir dünya okura sahip kişidir.

    sözlükte hakkında yazılan yazılara bakıp akıllıca, üsturuplu bir şekilde cevap yazısı yazmış. buna bir lafım yok fakat onu savunmak için sitesinde destekleyici (ve tabii ki sözlüğe yağdır mevlam su biçiminde saldıran) şahsiyetlerin öyle komik lafları var ki, hele biri "meyve veren ağaç taşlanır." demiş, hay allahım ya. evettir.
    (jimi the kewl, 16.07.2004 16:34 ~ 22.07.2006 02:47)
  3. gökhan özen ve mustafa sandal'ın şarkılarını çalmadığını açık açık ifşa eden, nazan öncel'e acayip hayranlık duyan ve zekirdek.com sitesinin tanıtımı yaparken seks kokulu sesiyle ''çekirdek değil tatlımmmm, zekirdekkk'' diye insanın içini gıcıklayan zeki mi zeki, coşkun mu coşkun bir şahsiyet...
    (rainberk, 22.08.2004 15:30)
  4. (bkz: turkleri anlama kilavuzu/@archaon)
    (archaon, 28.01.2005 19:04)
  5. carsamba gecesi radyoda sozlugun olumsuz dedikodusunu yapan insandir.
    (stonager, 10.02.2005 02:06)
  6. (bkz: matrax)
    (bkz: zekirdek.com)
    (bkz: cekirdek degil tatlim zekirdek)
    (sehrazat, 20.02.2005 17:15)
  7. cok guzel siir okuduguna inandigim radyo programcisi (programci ne ki?). turkce'yi cok iyi kullandigi asikardir.
    arkadaslarim programini (bkz: matrax) ilk tavsiye ederken "abi programa baglanan adamlar gecenin bi vakti bagira cagira sarki soyluyorlar, evsahibi kapiya geliyor, tartismalari bile canli yayinda oluyor" ya da "tabak canak kiriyorlar vs.." dediklerinde "hadi ordan" dedigim ama dinleyince tum bunlarla karsilastigim ve katilan kisilerin her denilene nasil "itaat ettiklerini" ve bundan ayni zamanda cilginca zevk aldiklarini gordugum programdir bahsettigim.
    okulda dinleme firsatim olmuyor ama eve gittigimde uyku duzenimi oturtmaya calsitigim donemlerde buna engel olmaya devam ediyor (23:00-02:00, hatta geciyor cogu zaman)

    "ceset kokan kadinlar" kitabini bana hediye etmistir kendisi ayni zamanda. (program vasitasiyla tabii)
    bu kitapta en bittigim olay, birogumuzun (en azindan benim) gunluk hayatta karsilastigimiz, bizzat yasadigimiz ama anlatmaya dahi gerek duymayacak kadar onemsiz gordugumuz olaylari anlatisidir.

    turkleri anlama kilavuzu'nda da ayni durumu gormek mumkundur sanirsam.
    (ramostyle, 27.03.2005 06:11)
  8. ege üniversitesinden** parasız 15 öğrencinin aç karınlarını doyurabilmeleri için gecenin 1 inde sokağa döken ama acık dükkan bulunamayınca o bölgedeki dinleyicilerine cağrı da bulunan ve tesadüf yoldan geçen dinleyenlerininde yardımıyla* gece en azından bi lokma yemiş halde uyumalarını sağlayandır zek. bunun gibi unutamadıgım bi programı daha olmuştu onu da sonra anlatırım.
    (sinsasaj, 30.03.2005 18:11 ~ 18:16)
  9. magazin gazetecileri dernegi 'nin düzenlediği halk oylamasinda acik farkla "yilin radyo dj" secilen programci.
    (sehrazat, 11.04.2005 21:04 ~ 21:05)
  10. boyunun kisaligina ragmen, son zamanlarda burnu ve gokyuzu arasındaki mesafenin azaldigini gozlemledigim radyo programcisi.
    (sehrazat, 24.05.2005 18:48 ~ 25.05.2005 07:40)
  11. ben senden sonra düş oldum... adında bir kitabını kendisini tanımadan, kitabın adını ve arkakapak yazısını beğendiğim için aldım.

    "ne demeli?...
    nasıl anlatmalı?...
    ne yazmalı bu dar ve parlak yüzeye?...
    sıradan bir yalnızlık benimkisi...
    kiminkinden farkı var?...
    kelimelerden cümle kurma yeteneğim,
    belnim yalnızlığımı sadece belgelenmiş bir "anı" yapar...
    herkesinki gibi bir yalnızlık bu...
    yangın yerinde hareket edememek gibi...
    hiçbir teselliye boyun eğmeyen...
    laftan, sözden anlamayan bir yalnızlık bu da...
    asi... onurlu... ümitsiz...
    hiç kimseninkinden farkı yok...
    sabah ezanından hemen sonra...
    durduk yere arabanın camını açıp...
    istanbul'un tam ortasında, sesim kısılasıya 0'nu bağırmak...
    "seni seviyorum"u öfkeye dönüştürmek...
    bu koca kente 0'nu haykırmak..
    dudaklarımın önce titremesi...
    sonra gözlerimin dolması...
    en fazla ağlamak ıslak caddelere...
    elimin ayağıma dolaşması...
    salaklaşmak...
    farklı mı yapar benim yalnızlığımı?...
    duysaydı... belki...
    duymadı... duyulmadı...
    diğer yalnızlıklar gibi benimkisi de...
    duyulmayan... görülmeyen... bilinmeyen... umursanmayan...
    sıradan bir yalnızlık...
    bir adım yaklaştıkça, bir "kadın" daha uzaklaşan...
    bir kadın uzaklaştıkça, bir "adam" daha küçülen yalnızlık bu da..."

    demiş...0 ları büyük o yerine ben kullandım, ek$isozluk e aykiri dusmesin diye.. copypaste değil alınteri, bu sıcakta..
    (umut, 18.07.2005 12:38)
  12. çok başarılı olacağına inandığım radyocu dostum
    (astro, 21.08.2005 22:53)
  13. bir haftadır yayına çıkmıyor,bir ameliyat geçirmiş sanıyorum..
    (bkz: az sonra)
    (bkz: ekşi sözlük haber ajansı)
    (demlikposet, 28.11.2005 16:26)
  14. ekşi sözlük haber ajansından elinherifinin bildirdigine göre,
    apandist ameliyatı olmuş,iki hafta kadar daha alem efemdeki matrax programına çıkamayacakmış,
    ve bunların hepsi zaten internet sitesinde yazıyormus*
    (bkz: tesekkürler türkiye)
    (demlikposet, 28.11.2005 17:13 ~ 17:14)
  15. türkçe'yi mümkün olduğu kadar doğru kullanmaya çalışan,tamam yerine ok kelimesini kullananları 'dilimizde ok diye bişey yok tamam var' diyerek uyaran,ama her nedense programın canlı bağlantı numarasını verdikten sonra 'telekomun bu program için ayırdığı reel değerin ta kendisi' gibi saçma bir cümle kurabilen radyocu.

    (bkz: matrax)
    (bkz: gerçek)
    (bkz: reel)
    (deathly marijuana, 02.01.2006 11:35 ~ 11:35)
  16. yayınlarında kendisiyle ilgili gönderilmiş methiyeleri her defasında okumaya başlayıp, cümlenin yarısına geldikten sonra "çocuklar övgü dolu şeyler göndermeyin, okumuyorum" diyerek, hem çok fazla övgü dolu mesaj geldiğini dinleyicilere hissettirmeye çalışan, hem de mütevazi tavırlar sergileyen radyo programcısı. gıcık olunabilecek bir insandır aslında zeki. fakat yayın saatlerinde (23:00-02:00 arası) bilgisayar başında işlerinizi yaparken aynı zamanda eğlenceli birşeyler duymak ve yalnızlık hissetmemek için idealdir.
    (transparent layer, 01.04.2006 21:55)
  17. kendisini ne kadar tebrik etsem az çünkü hiç bir yetenek bu kadar salağı akşamın darında kendine çekipte öyle güzel yönlendiremez, -gecenin kahramanı- olmak için zeki abi zeki abi diye çırpınan salaklara envai çeşit şey yaptırdığını görünce sadece dinliyor ve şaşırıyorum.
    olay1: burnunun deliklerinin çok büyük olduğunu iddaa eden üniversite öğrencisi bi kızın arayıp zekiden yardım istemesi ve onunda kızı yönlendirerek kızın burun deliklerine tuvalet kağıdı sokturması

    olay2: gazi üniversitesinden 7 genç kızı gece 2 de dışarıya çıkartıp yanlarınada elektrikli soba aldırmış ve yoldan geçen arabaları durdurtarak "pardon bizi ev sahibi evden attı şunu çakmak girişinize takabilirmiyiz biraz ısınmak için" cümlesini söyletmiştir.
    bu ikinci olaya ilişkin okuyucuya bırakılan iki tespit:
    1: kız - ay zeki, adam arabaya binin diyooo
    zeki -?!?
    2: zeki- evet bu arkadaşlar dışarda ve paraları yok, yakınlarda bizi dinleyenler yardım edebilirler mi?
    dinleyiciden gelen sms- zeki biz 3 delikanlı yola çıktık arabayla gidiyoruz*

    ha beni üzen şey arayan ve salaklıkda sınır tanımayan, terslenen yüzsüzleşen insanların büyük çoğunluğunun üniversite öğrencisi olması..
    (ihtiyar hayvan, 20.12.2006 16:19 ~ 12.02.2007 19:29)
  18. "bir çocuk zeki kayahan coşkun...
    hep çocuktu...
    yine çocuk...
    saçları kumral...
    dümdüz...
    ipıl ıpıl parlıyan bir çocuktu...
    yine çocuk...
    uyurken dudaklarının kavuştuğu kenarından, gerdanına doğru uyku suyu akan...
    üzerindeki yeşil battaniyesinin birazı yere doğru uzanan bir çocuktu...
    telaşsız...
    umarsız...
    kirli...
    kuruyunca griye çalan çamurları; suratında, ellerinde, dizlerinde taşıyan bir çocuktu...
    gecenin bir yarısında ateşi çıkan...
    kusan...
    üşüyen...
    anasının baş ucunda sabahladığı bir çocuktu...
    babası işe gidince, ne gereği varsa, ağlayan...
    akşam olup da dönünce mutlu olan...
    yağmur birikintilerinde kağıt kayıklar yüzdürmüş...
    keskince katladığı her bir uçağı yere düşmüş...
    ayağına, paslı olup olmadığı ebeveynleri tarafından merak edilen, çiviler batmış...
    pasın neden önemli olduğunu kavrayamamış...
    kanamış bir çocuktu...
    yine çocuk...
    sigara görünümlü sakızlar çiğnemiş...
    en berbat, mikrop dolu pembe gofretleri yemiş...
    leblebi tozu boğazında kalmış...
    niyet çekmiş...
    elvan gazozunu bir dikişte içebilmiş...
    uçan balonu olmuş...
    siyah okul önlüğü giymiş...
    kırmızı pinokyo bisikletine rahatça binebilecek, geniş sokaklara sahip olmuş,
    bisikletinin kırmızısından utanan bir çocuktu...
    yarısı apartmanlarla, yarısı bahçeli evlerle dolu mahallesi çalınmış...
    çocukluğunun üzerine a, b, c blok diye kategorize edilerek, havuzlu siteler yapılmış bir çocuk...
    üzerinde masmavi gökyüzünün olduğu bir çocuktu...
    peçeteyle, kağıt havluyla değil; elbeziyle ağzı silinmiş...
    anne tarafından iyice bastırılınca daha iyi paklar diye düşünülen elbezi dokusunun ağzını acıttığı bir çocuktu...
    elbezinin sabun tadının hala dudaklarında olduğu bir çocuk...
    yine çocuk...
    anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?..
    seni bize götürelim, bizim oğlumuz olur musun?..
    ve benzeri aptalca sorularla dimağı yoklanmış...
    misafirliğe gidildiğinde misal muzdan, kendisine düşen adetten daha fazlasını yiyince evde olsa yemez, bir yere gidince hep böyle oluyor ana-baba utancını duymuş...
    ev sahibi kişi bir an için uzaklaştığında kaş göz işaretleriyle uyarılan, yediği muz zehir zıkkım edilmiş bir çocuktu...
    nalbura gidip bilmem kaç numara boya almış, sonra bir ton açığı olsa iyi olur tespitiyle nalbura bir kez daha gönderilmiş, yolda giderken küfretmiş...
    evde badana yapılırken mutlu olsun diye eline küçük bir fırça verilmiş, onun boyadığı yerler badanacı kişi tarafından umursanmadan tekrar boyanmış...
    bu güvensizliğe anlam verememiş bir çocuktu...
    alışverişi gönderilirken verilen paranın üstüyle kendine istediğin bir şeyi alabilirsin özgürlüğü sunulmuş, eve gelindiğinde illa ki kendine ne aldın merakıyla karşılanmış...
    sen dururken annen mi gitsin ekmek almaya siteminden etkilenip, televizyondaki filmi yarım bırakarak bakkala ekmek almaya gitmiş...
    evin ekmek ihtiyacı hep seyrettiği en güzel filmlere denk düşmüş...
    bakkal ev arasındaki mesafede ekmeğin ucunu ısırarak gıda etmiş bir çocuktu...
    yine çocuk...
    evden çıkarken, "paran var mı?" sorusuna "hayır yok" yerine, seri şekilde "var var" diyen, tam kapıyı kapatacakken,"şunu da al bulunsun, lazım olur" baba sıcaklığıyla karşılaşmış bir çocuktu...
    parayı utana sıkıla alırken, paraya bakmıyormuş gibi yapan...
    "valla param var yaaa" sahtekarlığına sığınmakta ısrar eden çulsuz...
    içten içe "ulan baba ne kadar anlayışlısın, sağol be ya" sessizliğinde sevinen bir çocuktu...
    yine çocuk...

    bir çocuk zeki kayahan coşkun...
    at arabalarının, kamyonetlerin arkasına takılmış...
    arkadaşları tarafından "abi takılan var, takılan var" diye gammazlanmış...
    minibüslerde, otobüslerde midesi bulanınca annesi tarafından "aklına getirme midenin bulandığını" öğüdüyle yüzleşmiş...
    bu öğüdü ciddiye alıp "aklıma getirmiycem, getrimiycem işte" diye mücadele etmiş ve bunu başaramamış bir çocuktu...
    depozitolu şişeleri evden çaktırmadan yürütüp bakkala satarak harçlığını çıkarmış...
    ebe tura bir ki üç, yerden yüksek, japon kale, dokuz aylık... gibi oyunlara doymayan...
    hava kararmadan evde olması gerekmiş bir çocuktu...
    yine çocuk...
    evdeki terliklerin salon, mutfak, banyo, balkon terliği şeklinde ayrılmasına anlam veremeyen...
    balkon terliğiyle odalarda, diğer terliklerle balkonda dolaştığında azarlanmış bir çocuktu...
    yine çocuk...
    banyo yapmayı sevmeyen...
    taşa oturunca gerçekten karnı ağrıyan...
    acıkınca eve şöyle bir uğrayıp ekmeğin arasına domates destekli bir şeyler koydurarak evden bir çırpıda çıkan...
    evden çıkarken ayakkabıların giyilmesi esnasında ekmeği yanından dişleyerek ağzında tutan...
    çıtalı uçurtma yapmayı asla öğrenemediğinden, marangozdan yalvar yakar aldığı çıtaları mahallenin abilerine gözü kapalı teslim eden bir çocuktu...

    bir çocuk zeki kayahan coşkun...
    ağlamaktan utanmayan...
    akşama köfte, patates kızartması yapıldı mı sevinçten deli olan...
    köfteleri, patatesleri yerken yarına kalma ihtimalini düşünen...
    ertesi gün buzdolabını açtığında bir tane olsun köfteye rastlayamayan...
    tek tük kalmış, pörsümüş patateslere tenezzül etmeyen bir çocuktu...
    yine çocuk...
    bütün spor ayakkabılarına"esem spor" denilen...
    ayakkabı bağlamayı geç öğrenmiş...
    kış günlerinde pantolonunun altına zorla külotlu çorap giydirilmiş...
    arabaların şoför tarafındaki camlarından içeriye dikkatlice bakarak "arabanın kaç yaptığını" öğrenmekten keyif alan...
    "kızların içinde kızılcık bebek" küçümseyişini fazlasıyla tatmış bir çocuktu...
    yine çocuk...

    bir çocuk zeki kayahan coşkun...
    düğünlere götürülmüş...
    düğünlerde mahalli sanatçının "anneler babalar çocuklarınızı yanınıza alın" uyarısıyla sahneden alınmış...
    sonra tekrar sahneye fırlamış...
    adını bilmeyenlerin "küçüüüükkkkkkk... şişşşştttt küçüüüükkk" seslenişine maruz kalmış bir çocuktu...
    bir çocuk...
    kocaman kocaman sevdaları olan...
    hep en kudretli kendisinin aşık olduğunu sanan, öylesine bir çocuktu...
    yine çocuk...

    o işte...
    o...
    daha ne olsun...
    nasıl söylesek?..
    nasıl anlatsak?..
    pasaklıdır mesela...
    dağınık...
    hep dağınık...
    kendisini dağıtacak sevdaları kolay bulması bundan belki...
    belki bundan iflah olmaz bir gönül adamı...
    dağınık...
    ruhu... beyni... mekanı...
    her yeri dağınık... öyle biri...
    yalancı...
    kendisini kandıracak kadar yalancı...
    hiç bir hayali yok...
    olmadı...
    olmayacak da...
    asabi...
    sabırsız...
    ama en çok da dağınık...
    ruhu... beyni... mekanı...
    her yeri dağınık... öyle biri...
    öylesine yaşıyor...
    öylesine...
    öyle..
    bir çocuk zeki kayahan coşkun...
    yine çocuk...
    hep çocuk...
    hep...
    herkes kadar çocuk...
    herkes..."

    diye tanımlamış kendisini. yani sen, ben, o gibi içimizden biri. seksenlerde çocuk olmak tam da böyle bir şeydi işte.
    (rachel, 19.07.2007 14:30)
  19. eskiden sıkça dinleyip, şimdilerde sesini bile duymak istemediğim, alem fm dijeyi. radyoculuğun avantajıyla, hem kendi sitesinin reklamını yapar hemde yazdığı saçma kitaplarlada parayı hamuduyla götürür. bu arada ateist olduğu rivayet edilmektedir(kaynak: c.b. )
    (icaca, 05.11.2007 22:30 ~ 02.11.2009 04:17)
  20. türkleri anlama kılavuzu 1 adlı kitabının bir bölümünde samsun'u denizi olmayan iller arasında sayıp, aynı bölümün sonunda samsun'un denize kıyısı olduğunu bildiğini yazan ve burayı okur okumaz, sonuna kadar okumaya sabredemeyip kendisine yüzlerce mail atan türklere dair bir tespit daha yapan yazar. aynı zamanda alem fm'de matrax adlı bir radyo programı sunar. en son çıkan kitabının adı meğer annem haklıymış / anneleri anlama klavuzu' dur.
    (araslo, 10.11.2007 15:52)
  21. geceleri türk insanına yaptırdıklarıyla takdir edilesi radyocu.an itibariyle gecenin iyilik meleği diye arayan bir vatandaşa kızılkayalardan 30 tane ıslak hamburger aldırıp 'tophane'den barbaros bulvarına kadar olan mesafede kendisine ulaşan insanlara ikram ettirmektedir.radyoyu dinleyen taksiciler de adamı takip etmektedir.
    (askhayatipastirma, 13.11.2007 01:42)
  22. 1.65 boyunda sevimli ve bi o kadarda çekilmez insan
    (faraton, 13.11.2007 01:56)
  23. büyük bir egoya sahip. herkesten "eyvallah" beklediğini düşünüyorum. alçak gönüllüğünü , kendine yazılan övgüleri: " harika bir progr...aaa böyle şeyleri okumuyorum programımda!", "çok eğlencelis....lütfen böyle şeyler göndermeyin, okunmayacak", "süpersin...geçeliim bunu" şeklinde ifade etmesiyle beni cezbetmiştir. bazı öğrenci kardeşlerimiz de, yaş yağmur çamur kar boran demeden sokak atraksiyonlarına katılmak için canla başla uğraşıyorlar. sonunda, gsm oparatörünün azizliği veya söyleneni yanlış anlama durumundan kaynaklanan eksiklik yüzünden yayından alınıyorlar. hayır yani bazen içinde "emekçi", "öğrenci" ne bilim, çok sosyalist ve humanistçe cümleleri sık sık kullanıyor, bu şekilde davranması...ilginç.
    (iqm, 13.11.2007 02:01 ~ 12.12.2007 22:31)
  24. geçen hafta canlı yayında megastarımız tarkanı konuk etmiş radyo programcısı

    (bkz: matrax)
    (curvaturkey, 15.01.2008 15:21)
  25. dinleyicilerinin "okey" kelimesini kullanmalarını yasaklayıp, kullanan kişileri her seferinde feci bir şekilde azarlayıp ardından kendisi "update","sound","apostrophe" vb gibi kelimeleri çok rahatlıkla kullanan radyocu. artık bu konuda samimi olduğuna inanmıyorum. konu madem türkçe'yi düzgün kullanmak, söylediği kelimelerin hepsinin bir karşılığı var türkçe'de... hem de cuk diye oturan karşılıklar.
    (muzzy, 01.02.2008 10:29 ~ 18:35)
/ 3 >>


copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment