http://www.zeynepinsekizgunu.com/ adresinden fragmanı izlenebilecek olan ve kasım sonlarında vizyona girmesi planlanan filmdir. sadece baba zula nın müziği bile fragmanı daha da güzelleştirmektedir, bu da ayrı bi dava tabe...
dedit: link rahmetli olmuş, teşekkürler onstandby.
bana en sevmediğim şeyi, filmin ortasında sinemayı terketme saygısızlığını hem de galasında yaptırtan son yıllarda izlediğim en başarısız film.tek bir şey örnek vermem gerekirse bir insanın iki gününün aynı olduğunun vurgulanması iyi bir yönetmen tarafından hikaye örgüsü içerisinde belki de tek planla anlatılır bu filmde ise ilk 30 dakika bize sadece bunu anlatmak için ayrılmış. işin kötüsü hikaye de başlamıyor ilk yarım saat sadece zeynep'in günlerinin ne kadar monoton olduğunu görüyoruz ama filmi terketmemizin asıl nedenisevin fadik atasoy'un sinema tarihine geçecek kadar kötü oyunculuğu asosyali oynayayım derken donuk zekalı bir kızı oynamış olması halbuki asosyalin nasıl oynandığını biz geçen yıl erkan can'da görmüştük.1 yıl arayla benzer karakterlerin ne kadar iyi ve ne kadar kötü oynanabileceğini görmemiz açısından ilginç oldu sadece bu film.
başrol oyuncusu fadik sevin atasoy 'un katıldığı bir sinema programında dediğine göre bu filmin senaryosu 4 günde hazırlanmış ve çekimleri 10 günde yapılmıştır.
fragmanini izlerken hayatimin sarkisi diye adlandirdigim bir babazula saheseri olan bir sana bir de bana´yi duymamla birlikte yikildigim filmdir. az kisinin bildigi super sarkilara eklenebilecek bu muhtesem sarkinin birden dilden dile düsmesini benim su hassas ruhum nasil hazmedecek bilemiyorum.
dipnot: tam yollaya basacakken sourberry de bir sana bir de bana calmaya baslamistir. tesadüf mü, isaret mi anlayamadim.
10-18 ocak arası desem'de gösterilecek filmin konusu: "yabancılaşma,aşk,yalnızlık,çaresizlik üzerine bir film.obsesiflik seviyesinde düzenli bir hayat süren,kendine ait bir dünya kurmuş ve dışarıya kendini tamamen kapatmş,tek başına yaşadığı her günü birbirinin aynı olan zeynep;bir akşam arkadaşının doğum günü için gittiği barda otururken,bara gelen ve müziğe kendisini kaptırıp dans eden ali adında bir gençle tanışır ve bu andan itibaren zeynep'in hayatında beklenmedik değişiklikler olmaya başlar..." oyuncular:fadik sevin atasoy,mustafa üstündağ,cengiz sezici,fırat tanış süre:90 dk.
filmi desem de izledim..allahtan da desem de izlemişim..yoksa verdiğim paraya acırdım..
--- spoiler --- fadik sevin atasoy un konuşmadığı anlarda "eah işte" denebilecek bir film..senaryo bilindik ama yine de adam uğraşmış...hayat renklendikçe sepyadan renklilere geçiş vs..yalnızlığın insanı ne durumlara sürklediği gibi..ama o fadik yok mu..beğenirim oyunculuğunu normal şartlarda ama ne kasmaktır o oyle..ağızdan çıkan her cümle öldürdü beni..kaçıp gitme isteği uyandırdır..konuşma fadik diye haykırasım geldi..hayatımda hiç sinema terk etmemiştim..nerdeyse ilk olucaktı..ha bi de bu fadik ablamızın yıldız tilbe ile bir akrabalığı olabilir..filmi izleyenler anlayacaktır.. --- spoiler ---
fadik sevin atasoy un oyunculuğunu görmeye değer film. onun dışında, senaryo zayıf, zeynep karakteriyle gerçek hayatta karşılaşma ihtimaliniz yok. yönetmenlik; bir tarz denemesi olarak değerlendirilebilecek düzeyde. hele de zeynep'in hayatı renksizken, filmin de renksiz olduğu sahneler (günler) beni derinden yaraladı. (bkz: hocam ne yaptın)
efem yeni bir ay ışığında saklıdır doğmuştur türk sinemasına. fadik sevin atasoy'un aşırı mimikleri ve oyunculuğu fazlasıyla kasmışlık duygusu verdi. en oynamayan oyuncu mustafa üstündağ idi, ki fazlasıyla oynuyormuş gibi duran fadik sevin atasoy'un yanında filmi seyredilebilir kılandı. zeynep' in her gözüktüğü sahne artık bi süre sonra gülme krizlerine yol açabiliyor, ki üçlemenin ilk filmi olması da ayrı bir heyecanlandırdı. ancak, müzik seçimi iyi idi.
--- spoiler --- renksiz hayatının siyah beyaz çekimlerinde aşırı düzenli bir hayat süren zeynep'in yaşamından kesitler sunulurken, kullanılan çekim teknikleri*, ki fena halde birilerinden etkilenmeler vardı, iyiydi.ancak bu çekim güzelliklerinde, zeynep öylesine oynuyormuş gibiydi ki, filmin içine çekemedi. daha sonra zeynep'in hayatı renklenince, ahanda birden filme renk geldi. kimseyle konuşmayan, iş yerinde tek başına yemek yiyip melül melül diğerlerine bakan zeynep, bir gün arkadaşının doğum günü için bara gider, ancak gelin görün ki orda da tek başına gene aynı ürkek bakışlarla etrafı süzmektedir. ancak ortam piçi ali ile tanışması uzun sürmeyecektir. tipik bir yalnız kadın gizemi yaşanır, evde işi pişirdikten sonra tüyen ali, zeynep'i gene siyah-beyazlıklara sürekler. ali'yi arayan zeynep dayısının adresine ulaşır. ama bakın tam burda ben koptum artık, megafondan konuşan dayı, deli bir şahsiyettir. ses ise, the godfatherdaki marlon brando..nese işte sonra, zeynep bi şekilde ali'ye ulaşmak için arkadaşının evine gidiyor ancak arkadaşı evde olmadığını söylüyor bu kızcağıza. o ara telefon geliyor, telefonda ali zeynep'i azarlıyor düş yakamdan misali, sonra kız hüzünle dolmuş evden çıkarken, arkadaş teselli maksatlı " sen ali'nin kalbinin kalesini fethetmişsin, kimseyle bu kadar uzun telefonda konuşmazdı" diyor ve ben kopuyorum gene. çünkü zeynep başlıyor ki: eğer o kalede fink atamıyorsam vs... ben fethetmişim neyime yarar diye....evet, filmin sonunda ali ölüyor, tıpkı ana babasının ölümü gibi yalnız bırakarak zeynep'i, ki aslında hiç yanında olmamıştı ki mesajıyla..ve zeynep tekrardan siyah beyaz düz yaşamına dönüyor.belki böylesine düz bir hayat süren bu kızcağızı tekrardan bir bar ziyaretine götürecek koşullar oluşuncaya dek diye filmi bitiriyorum kafamda. --- spoiler --- film çok komikti,külttü.seyredin, seyrettirin.
zeynep'in renksiz hayatinin metaforu olan siyah beyaz günler (indirdigim divx'in bi maymunlugu sanmadim degil basta) filmin sonuna kadar sürüp kötü bir nuri bilge filmi cikacak karsimiza diye korkarken ekrana ve zeynep'in hayatina renk geliyor ve filmi kendine haslastiran bütün olaylar da buralarda geciyor. disko sahneleri, ali'nin hiper-marjinal-deli dayisi ve ileri teknolojik evi, nefes kesen! kovalamacalar vesaire. filmde zeynep'in budist ögretilerinkine benzer bi yasam düsturu var. insan arzularindan siyrilirsa hayal kirikligi ve aci da olmaz felsefesine sarilmis sanki. her gün ayni seyleri ayni sekilde yaparak hayatini saglam ve sürprizlere (= tehlikelere) karsi korunakli bir kaliba sokuyor. günlük hayatinda hicbir yeni seyin olmamasina, yeni bir insanin girmemesine ugrasiyor. bunlari yaparken ne kadar sikindirik bi hayat yasadiginin bilincinde ve insana "at kendini o zaman köprüden" dedirtiyor elbet. fakat yasami da öyle kolay vazgecemiycek kadar sevdigini ve icinin dibinde bi yerlerde bi umut besledigini sonradan ögreniyoruz. sonunda arkadasinin daveti üzerine gittigi diskoda hayatina sahte de olsa bir sevgili girmesi, cinsellikle beraber hayatin zevk cesmesinden tatmasi onu tekrar insanlastiriyor ve insana özgü acilar cekmeye basliyor. beklentiler, hayal kirikligi, merak, özlem... ali'nin pesinde düstügü halleri görünce de hangi zeynep'in daha mutsuz oldugu konusunda celiskiye düsüyoruz hep beraber. en azindan biz düstük evde
filmde fadik sevin atasoy un dudak titremeleri, aptallık - saflık arasında gidip gelmeleri vb faktörler incelendiğinde, breaking the waves deki emily watson ile aşırı benzerlik gösterdiği gözlemlenmiştir.
kumandanızın ff tuşlarını çok kullandığınız bir film, en başlarda çok sıkıcı ta ki ali * sahneye çıkana kadar. filmin ana fikri aşık olursan sıçarsındır.gerçi kadın gözüyle bakılmış mevzuya ama aşkın kadını erkeği yok, mantığınız bittiği yerde başlıyor aşk.olup olmadık sevdalar peşinde koşturuyor adamı. fadik sevin atasoy tiyatro sahnesinde gibi oynamış çok fazla mimik kullanmış ama ben beğendim.
iki hususta başka iki filmle karşılaştırılması gerektiğini düşündüğüm film.
bunlardan birincisi renk kullanımı.
--- spoiler --- filmde siyah-beyaz olan sahneler zeynep'in monoton, alisiz hayatının olduğu sahneler. ali hayatına girince, ya da başka bir bakış açısından zeynep sosyal döngüye/hayata adapte olduğunda görüntü renkleniyor. buraya kadar vaziyet klişe. klişe terimini bergson un tanımlaması dahilinde kullanıyorum. efekt çalışıyor çalışmasına ama bu filmin kitlesi (daha dolaylı anlatımdan hoşlanan) açısından bu kullanımın nasıl eleştirilmediğini, aksine beğenildiğini anlamıyorum. öyküyü bildiğini varsaydığınız bir çok kişiye "biz bu filmin bazı yerlerini grayscale bazı yerlerini de renkli yapacağız sizce nasıl olsun ?" diye sorarsanız ilk akıllarına gelen "ee kızın hayatında alinin olmadığı anlar" cevabı olur. bu durumda böylesi bir filmden metafor olabilecek kadar karmaşık bir renk kullanımı beklerdim. karşılaştırılması gereken film ise persepolis. orada da aynı mantıkla kullansalardı, tüm avrupa sahneleri renkli, tüm iran sahneleri de siyah-beyaz olurdu, ama hem iran sahnelerinde hem de viyana sahnelerinde her iki renk skalası kullanılıyor. marjanne satrapi'nin bakış açısından nasıl kullanıldığını bir düşünmeli. --- spoiler ---
diğeri de aktörlerin kalakalma anları. katatonik anlar da diyebiliriz, ama belirgin bir ruhsal durumla ilintili bir an değil bu, sessiz kalınan, şaşırılan, dışavurumla üstesinden gelinemeyen anlarda aktörün takındığı tavır + bunun filmde nasıl yansıtıldığı.
--- spoiler --- bunu da üç maymun ile birlikte yeniden düşünmeli. o filmde karakterlerin duymadığı/görmediği/konuşmadığı tüm vaziyetlerde sahneler son derece müziksiz ve uzun süreli. ancak çoğu bir sonraki sahnesine işitsel veya görsel referanslar barındırıyor. bunlar izleyicinin gözünden argümanlar.
bunun haricinde zeynep'in kalakalma durumlarının çok iyi çalışılmadığını düşünüyorum. agorafobi, katatonik şizofreni, asosyallik gibi hadiselerin ne olduğunu, nasıl yaşandığını mağdurları olmayan herkesin yaptığı gibi abartılı yorumlamışlar. burada lafım kesinlikle oyuncuya değil, o vermesi gereken pozun / "an"ın içerisinde gibi zaten. ama hikayenin "ezik insan" temsili bariz bir stereotip olarak karşıma çıkıyor, kitle üretimi ürünleri kadar aynı ve inandırıcılığı çok düşük. özellikle bar sahnesi. burada asosyallerin ya da katatonik şizofrenlerin barlarda nasıl davrandığını anlatacak değilim, ama sinemada sosyal olmayanın temsili ağır bir sorun. bu temsilin estetik değerleri yaratılsa, yaratılmasa bile üç maymun'da olduğu gibi sinemasal özellikler kullanılmalı. --- spoiler ---
bir sana bir de bana'nın harcandığı film. 4 gunde senaryo yazarsan ancak bu kadar olur tabi. ben iran'da aksamları yapacak bir şey olmadığından, 6 gunde cok daha sağlam bi senaryo yazdım. bi yapimci bi de yonetmen bulsam bu iş tamamdır.
--- spoiler --- filmin sonunda fadik sevin atasoy chucky'e donusuyor..korktum vallahi, o ne bicim surat, o ne bicim aglamak? bir de izlemeden ilk entrysini dosemisim, evet ciplak sahnelerle gundeme gelmesin tabii, ama konusu cok vasatmis yahu..fadik hanim bir baska tabii, o kadar kasmis ki film biterken "simdi alkislari gorelim" falan diyecek diye dusundum.. --- spoiler ---
dun turkmax'te izleme firsatini buldugum -ya da izleme hatasini gosterdigim diyelim- film. hayatimda izledigim en kotu filmler arasina elle tutulur hicbir yani olmamasiyla bodozlama girdi bu film. tv'de izledigim icin yapamadim ama rahatlikla soyleyebilirim ki 3 kati hizla ileri sararak izlerseniz hicbir sey kaybetmez aksine zaman kazanirsiniz. cok arada bir iki diyalog var, oralarda durdurun yeter. hatta oralarda da durdurmayin. sinirliyim bu filme, atilla dorsay'a da kocaman bir pes yapistiriyorum buradan.
izlediğim en kötü filmlerden biri. yönetmen her kimse - kim olduğunu öğrenmeye bile gerek duymadım - gitsin azıcık demirkubuz neyim izlesin.. fadik hanım'a da bir çift sözüm yok değil. kendisi sean penn'den sonra en güzel debil rolunu oynamış. içine kapanık insanların, hastalık boyutunda asosyallerin öyle iddialı saç kesimleri ve her daim evlerinde hazır bulundurdukları göğüs dekolteli gece elbiseleri olmaz.
masraftan mı kaçınıldı ne filmin sözde farklı günlerde geçen otobüs sahneleri için tek bir çekim kullanılmıştır. ayrıca filmde rol yapma yeteneğine sahip tek kişi kapıcının karısıdır diğer oyuncuların kasmış samimiyetsiz görüntülerine karşın o ne güzel korkmaktır.
bir hafta içinde arka arkaya izlediğim vicdan, üç maymun ile birlikte ruhumu buhranlara sürüklemiş, obsesyonlarımı tetiklemiş, insanı sıkarak yine de kendini sonuna kadar izlettirmiş film…
kötü bulmadım ama bu filmi. hiç tahmin etmediğim derecede iyi bir oyun çıkarmış fadik sevin atasoy. özellikle son sahnedeki mimik geçişleri etkileyiciydi. senaryo çok vasattı ve çok zorlama cümleler vardı. alinin arkadaşının sen o kaleyi çoktan fethetmişsin demesinden sonra gelen uzun paragrafta bayılıyorum sandım. ama izlerken bir yandan da hiç replik olmasa da izleyebilirim ben bu filmi diye düşündüm. kadının saat alarmının uzun uzun çalması, berbat ötesi kahverengi giysisi, konuşmaya başlamadan önce dudaklarını yavaşça aralayarak uzun sürede konuşmaya geçişi sinir sistemimi zorlasa da elbette karakteri oluşturan öğeler olduğu için sabrettim.