evet evet türkler de gerilim filmi yapabilir dedirten film.korku filmlerine gülen ben bu filmin sonunu izleyememiştim.trt tekrar yayınlasa da adam gibi tekrar izlesem
david lynch i andiran oyku kurgusu ile basariyi yakaladigini dusundugum filmdir.gerci lynch mulholland drive ida lost highwayide bu filmden sonra cekmistir o ayri.. yesim ustaoglu nu gunese yolculuk ile taniyip burun kiviranlara siddetle onerilmesi gereken bu 94 yapimi psikolojik/gerilim ugur icbak a altin portakal da en iyi goruntu yonetmeni odulunu aldirtmistir.filmde basarili goruntu yonetiminin yanisira,kotu kavramini bir kenara birakalim "vasat" denebilecek bir oyunculuk dahi goze carpmaz.aytac arman,erdinc akbas,derya alabora,nur surer,kutay kokturk,ismet ay,bulent kayabas ve diger sapasaglam aktor ve aktristlerin karanlik bir gecididir bu film.94 yilinin istiklal caddesinin gorsel olarak citlatilmasinin yaninda,cadde cevresi semtleri kulturunu solumus bir dizi kahraman etrafinda donen belirsiz,surukleyici,zaman zaman sikici ve rahatsiz edici bir tayfun pirselimoglu senaryosu. komser kemal in psikolojik olarak garip gunler yasadigi siralarda oldurulen bir klarnetci,ve kemal in bu olay uzerine gittikce daha da bozulan psikolojisi,anlam verilemeyen olay orgusu ve birbirleriyle sarmasik kadar icice girmis garip insanlarin kesfi.. bu filmden insanlar ne anlamistir bilmiyorum.bana kalirsa cok gercekci olmayan ancak belirgin ve anlasilir bir son mevcut. karanlik bir 2 saat gecirmek isteyenlere ..
2001 yilinin ocak ayinda yayin hayatina baslayan, 2002 ve 2003 yillarinda secici kurulunda calistigim, yazilar yazip roportajlar yaptigim guzel bir okul dergisi. her sene biri kis, digeri bahar doneminde olmak uzere iki sayi cikan ve birinci sinif kuse kagida basilan, icinde bilimden sanata, edebiyata, soylesilere, denemelere, konser tanıtımlarina, siirlere kadar hersey olan bu dergiye fanzin demek yanlistir.
şu an atv'de oynamakta olan ve öğle vakti atv'yi açan ev kadınlarını depresyona sokan film. korkunç diyaloglarla gelen korkunç bir oyunculuk gösterisi de cabası. replikler sebepsiz yere tekrarlanıp duruyor. tayfun pirselimoğlu, yeşim ustaoğlu'na 100 sayfa senaryo getirmiş, yeşim ustaoğlu "bu 120 olsun" demiş, tayfun pirselimoğlu da "replikleri tekrarlayayım, o zaman uzar" zihniyetiyle uzatmış gibi. sanki.
yeşim ustaoğlunun kafkavari filmi. insan ne olacak diye merek edip duruyor, geriliyor, düşünüyor... ama senaryo bir yerden sonra öyle sarkıyor ki, sanki toparlanamadığı için de bitiyor film.
yesim ustaoglunun filmi olmasinin disinda cok karanlik bir filmdir. sonuna kadar izleyemedigim icin tutup ahkam kesmeyecegim ama sinemada aksan her daim dum duz yad a dup duru kullanilmaz, bu filmde bu kesinlikle atlanmis bir nokta.
herseye gelisiyle - gidisi arasinda geldigi ve gittigi sey uzerinde/ortasinda/icinde/altinda/yaninda/otesinde/berisinde bıraktigi gorunen/gorunmeyen, hissedebildigin/edemedigin belirti. ve her iz bir duyguya tekabul. guzel bir kadinin yanindan gecip gittiginde aldigin parfum kokusu. (ozlem) buyuk bir bulusun mucidinin dunyanin hayatinda biraktigi iz (basari) bir siirin, bir resmin, bir müzik parcasinin insanda biraktigi iz. (hatira imlecleri, guzellik tutkusu) hizla giden arabanin frene bastiginda yolda biraktigi lastik izleri. (yasama arzusu) bir bagimlinin kollarindaki igne izleri. (caresizlik) yaslanmis bir yuzde gecmisin izleri. (umutsuzluk) en buyuk korkunun hayati yasamaya engel silinmeyen izleri.(korku) eski bir askin yuregini cız ettiren aci izleri. (ahh ask ah) sabah yanindan kalkip gidenin yataktaki izi. (yalnizlik) cocukluktan kalma dizindeki yara izleri.(masumiyet) bir cocugun annesi oldugunde, kendinden kucugu farketmesin diye gozlerinde tutmaya calistigi gozyaslarinin izleri.(metanet)