sadettin kaynak


orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. türk müziği üstadlarından...
    belçikada yüksek yüksek tahsiller yapmış..
    urfa türküleri üzerine araştırmalar yapmış
    zaten benim de dikkatimi çeken olay; eserlerinde türküsel ezgileri sezinleyebilmek...
    (daphne, 20.06.2001 23:38)
  2. leyla bir özge candır, elif(yani elifin türküsü), ayrılık yaman kelime, son ümidim de bitti, civelek, yollarına gül döktüm, batan gün kana benziyor, yeşil gözlerini ufkuma ger ki, bir rüzgardır vedahi kara bulutları kaldır aradan, doguyor omrume bir yirmisekiz yas gunesi (sağol satine) ve bilimum türküye benzer şarkı, buna ilaveten bilimum içinde yüz makam (mubalağa ettim çift makam) bulunduran şarkıların bestecisi...
    ben ona türkü baba demek isterim... dedim bile.. türkü baba bir bestekar...!
    (daphne, 15.03.2002 22:53 ~ 23:43)
  3. (bkz: ziya taskent)
    (spacetimereality, 15.03.2002 23:05)
  4. sâdeddin kaynak 1895 yılında istanbul'da doğdu.babası fatih câmii hocalarından ali alaeddin efendi,annesi havva hanım'dır.ilk zamanlarında hâfız sâdeddin bey olarak tanınmıştır.bulunduğu semtte ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra ilâhiyat fakültesinden mezun oldu.balkan savaşı'nın çıktığı yıllarda (1912),"ilâhiyat zabiti" olarak askerlik görevini yapmak üzere diyarbakır'a gönderildi.bu münasebetle elazığ,harput,malatya,mardin gibi illerimizi dolaştı.istanbul'a döndükten sonra çalışmalarını kişisel çabası ile sürdürdü.cumhuriyet'in kuruluşundan sonra,o yıllarda adını duyurmuş bir sanatkâr olarak birkaç kez çankaya köşkü'ne çağrıldı.atatürk'ün emri ilekur'an-ı kerîm'in savaşla ilgili âyetleri üzerine ordu komutanlarına konferans verdi.
    (contentfilter, 30.03.2002 16:06)
  5. neoklasik turk muziginin selahattin pinar'la beraber en onemli bestekarlarindan biri. bestekarligiyla unlu olmadan once sesinin guzelligiyle tanindi. devrinin arabesk sayilabilecek bestelerini yapti ve sanirim radyoda bir sure besteleri bu sebeple calinmadi. halk onu daha cok turkce'ye cevrilen arap filmlerine yazdigi muziklerle tanidi.
    (cosmicstring, 08.05.2002 22:55)
  6. "dertliyim.ruhuma hicran..." girizgahı ile ilerleyen ve bir senfoniden farksız olan eserine hayran olduğum usta.
    (pacifica, 07.12.2002 09:48)
  7. hafizdir da kendisi ayrica.
    (elloras, 10.11.2003 11:43)
  8. ali naci erolun deyimiyle tsmnin beethovenidir ki katilmamak elde degildir. dertliyim ruhuma hicranimi bestesiyle birlikte kendisi de icime kazinmis bir erendir, hafizin ve bestekarin otesidir mutlaka. bir insanin, bir omrun tadip tadabilecegi tum duygulari bir sarkiya koyabilir, insani yerlere serer, deryalara akitir filan.
    (koniczyna, 28.05.2004 02:44)
  9. (bkz: cile bulbulum cile)
    (gaye topbas, 20.06.2004 10:43)
  10. (bkz: sadettin kanyak)
    (tramell, 29.07.2004 14:13)
  11. (bkz: ne dert kalir ne huzun bir sudur akar zaman)
    (iett 99 806, 11.10.2004 16:01)
  12. kalan muzikten çıkan cdsi çok güzeldir. bir sela kaydı vardır ki, feleğiniz döner.
    (lambacini, 13.03.2005 17:06 ~ 17:11)
  13. selahattin pınar'a kendisinin sadettin kaynak'la birlikte en önemli iki besteciden biri olduğu söylendiğinde "o kaynak, ben ise yalnızca bir pınarım.." diyerek durumu özetlemiştir.
    (magdalena, 21.08.2005 00:30 ~ 00:31)
  14. hafif türkü tadındaki muhteşem besteleriyle gönüllerde taht kuran hafız bestekâr. tsm yi sevdirenlerden biri de bu zât olsa gerek.
    eserlerinin bir kısmı:

    leyla bir özge candır
    incecikten bir kar yağar (elif)
    batan gün kana benziyor
    yeşil gözlerini ufkuma ger ki
    son ümidim de bitti
    kara bulutları kaldır aradan
    doguyor omrume bir yirmisekiz yas gunesi
    ela gözlerine kurban olduğum
    niçin baktın bana öyle
    menekşelendi sular
    ayrılık yaman kelime
    yad eller aldı beni
    benim yarim gelişinden bellidir
    tel tel taradım
    muhabbet bağına girdim
    enginde yavaş yavaş
    yollarına gül döktüm
    yine bahar oldu
    bir rüzgardır gelir geçer
    ne yaptım kendimi nasıl aldattım
    perişan ömrümün neşesi soldu
    elbet gönüllerde sabah olacak
    kalplerden dudaklara
    leylakların hayali
    mehtaba bürünmüş gece
    çıkar yücelerden haber sorarım
    (chocuk, 20.10.2005 16:03)
  15. fotoğrafınıda koyayım tam olsun.
    http://bizunutulmayanlariz.sitemynet.com/...nak_1.jpg
    (sathaner, 25.11.2005 22:09)
  16. zamaninda sultanahmet camii basimamligi gorevinde bulunmus kisi. (bkz: civelek)
    (partizan turks, 28.12.2006 04:23 ~ 04:24)
  17. ilk türkçe ezanı okumuş, asude bir devrin devidir. dıştan bakıldığında kendisi bir rinde pek benzemese de, kafasının içindekileri her daim merak ettiğimdir...
    (delinin zoru, 08.01.2007 18:19)
  18. bütün eserleri (tam 482 tane):

    açıldı gül figân etmekte bülbül nev-bahar oldu
    ada'ya gel gidelim bir gececik bizde kal
    ağlarım çağlar gibi
    akşam yine gölgen yine gölgen yine akşam
    alemde minnet etmez gönül artık feleğe
    aman güzel maçka'lı
    artık bu bahçede ötmesin bülbül
    aşk böyledir aşk böyledir aşıkı sevdâ söyletir
    aşkın beni durmaz yakar
    aşkın fecri yüceldi müjdeler olsun gönül
    aşkın susuz bağında pınar gibi çağlarım
    aşk yolunda bağrı yanık yolcular
    ay doğarken gecelerden harelenir garip garip
    ay doğdu batmadı mı
    ayrılık yaman kelime
    ayrılık yıldönümü kalbime yâdın doluyor
    bağrıma taş basaydım
    bahar bitti güz bitti artık bülbül ötmüyor
    bahar oldu düştün dile sende figan eyle bülbül
    bana bir tatlı haber verdi gülen lebleriniz
    bana yardan vaz geç derler gönül senden vaz geçer mi
    batan gün kana benziyor
    batarken ufukta bu akşam güneş
    beklerim her gün bu sâhillerde mahzun böyle ben
    ben ağlarım eller güler buda başa geşecekmiş
    ben bir çoban kızıyım
    ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca
    benim gönlüm bütün sevmek bütün duymak için yanmış
    benim olsan seni bir gül gibi koklar sararım (yasemen))
    yasemen (benim olsan seni bir gül..)
    benim yârim gelişinden bellidir
    beni sana bağlayan gözlerinin rengidir
    ben şehîd-i bâdeyim dostlar demem yâd eyleyin
    ben yıllarca yanmışım sen de büsbütün yakma
    beyaz göğsün bana karşı açma beni öldürürsün
    bingöllerden süzülürsün inersin (firat)
    firat (bingölerden süzülürsün)
    bin gözyaşının incileşip aktığı andı
    bin hüzün çöktü yine gönlüme akşamla benim
    bir esmer dilberin vuruldum hüsnüne
    bir gün yaşadık hâtırası yıllara erdi
    bir hakikat anladım dünyâda ben her şey yalan
    bir hayâl âlemi içindeyim ben
    bir içim su gibi özlerim seni
    bir rüzgârdır gelir geçer sanmıştım
    bir yer ki sabah olmayacaktır adı gönlüm
    bu gece düğün dernek binbir geceden örnek
    bugün mutlu günümdür
    bu hâl zuhur etmesin bir daha
    bulutlar kokunu getirir bana
    bu yerler ne füsunkârdı
    bülbüller gibi çiler mutlu gönül şen gönül
    bülbülüm gel de dile (çile bülbülüm )
    çile bülbülüm (bülbülüm gel de dile)
    çıkar yücelerden haber sorarım
    çiçeklerin gülüyor sevincinden
    çiçekten nağmeden bir deste bağlar
    çözmek elinde değil gönlümü senden kadın
    dağları hep kar aldı gülleri hep hâr aldı
    daha sevdâmı açarken
    dalda bir ishak öter
    damlalar damla damla içimde çağlar gibi
    deli gönül gezer gezer gelirsin
    boynunu bükme dolap (dertli dolap)
    dertli dolap (boynunu bükme dolap)
    dertliyim rûhuma hicrânımı sardım da yine
    derman kâr eylemez
    dıştan viran bağlıyım (tuna)
    dizlerine kapansam kana kana ağlasam
    doğuyor ömrüme bir yirmisekiz yaş güneşi
    dudağında yangın varmış dediler
    dursun kaptan (plâklarda sesini..)
    plaklarda sesini duydum da (dursun kaptan)
    elâ gözlerine kurban olduğum
    elâ gözlerini sevdiğim dilber göster cemâlini görmeye geldim
    elâ gözlüm yıktın benim evimi
    elbet gönüllerde sabah olacak
    elmanın alına bak dön de bir dalına bak
    enginde yavaş yavaş günün minesi soldu
    esîrinim civan senin
    esmer bugün ağlamış
    esmerim kıyma bana
    ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
    ey gönül bir derde düştün derdinin dermânı yok
    ey ipek kanatlı seher rüzgârı
    ey şanlı beldenin kahraman kızı (mudanyakizi)
    mudanya kizi (ey şanlı beldenin)
    fâriğ olmam eylesen yüzbin cefâ sevdim seni
    kabrinde benim olmalıdır sen...(feryât)
    fırat kenarının ince dumanı
    gam çekme güzel n'olsa bahârın sonu yazdır
    gece gündüz uyku girmez gözüme
    gecemiz kapkara sâkî sun elin nûr olsun
    geldi bir hâle gönül
    gel göklere yükselelim gel de seninle
    gelinin yüzünde ipek duvarlar
    gemi çıkar yola(gemi ister yedek ne yelken ne kürek)
    gemi ister yedek ne yelken ne kürek (gemi çıkar yola)
    gemim gidiyor baştan yelkenleri kumaştan
    gonca idik gül olduk
    gökler perisi gibi pırıl pırıl emine
    gönlüm özledikce görürdüm hele ...
    gönlüm seher yeli gibi daldan dala essem diyor
    gönlümün içindedir gözden ırak sevdiğim
    gönül civan ister boyu boyumca
    gönülden yâdın mı var
    gönül harareti sönmez ne mey ne kevserle
    gönül nedir bilene gönül veresim gelir
    gönül sana tapalı
    gönül seni ayık bulsam sorsam hâlin nedir diye
    gördüm seni bir gün yeni açmış güle döndüm
    göresin mi geldi beni meleğim (gurbet mektubu)
    gözler mavi yüz penbe
    gurbet elde yaman oldu hâlimiz
    gül derler gül derler bana gül derler
    güller ne hoştur renkler ne ince
    güneş gibi şahsım olsa
    güneş güneş can güneş
    güneş yüzlü sünbül yâr
    günlerce durmadan koşar ararım
    güzel terk etme beni
    hani bir gündü "şu derdim sana bir geçse "dedim
    hasret kavuşturan geliyor
    hatırla ey gönül hoş geçen demi
    hatice'm saçlarını dalga dalga taratmış
    hazan ile geçti gülşen-i bûstan
    her sînede bir gam gelen ağlar giden ağlar
    hey pınar derin pınar
    hicran dolu geceler bahtım gibi karadır
    hicrân gönül belâsı
    hicrân ü elem sîne-i pür-hûnumu dağlar
    hicrânla harab oldu da sevdâ eli gönlüm
    bayram gecesi (hoş geldin elimize)
    hoş geldin elimize şiir oldun dilimize (bayram gecesi)
    hoy deniz karadeniz suların kıpırdaşır
    ilkbahara bürünmüşsün gül yüzüne şal olaydım
    incecikten bir kar yağar tozar elif elif diye
    indim yâr bahçesine yine düştüm yâreli (yâreliyim yâreli)
    işte seni seven benim
    kalbim kanıyor durmadan en tatlı çağında
    kalbin yine niçin küstü
    kalblerden dudaklara yükselen sesi dinle
    kara bulutları kaldır aradan
    dedim"dilber yanakların kızarmış"
    gözler var anam gözler var
    karlı dağlar yıldızı yamandır yörük kızı
    karşıda kara yonca gel öpeyim doyunca
    kınalar yakmış eline (nazar değmesin)
    kıroğlan'ın davarı dereye iner
    kirpiklerinin gölgesi güllerle bezenmiş
    leylâ aceb neden ses vermiyor feryâdıma (leylâ)
    leylâ bir özge candır kara gözlü ceylândır
    leylâkların hayâli salkımların emeli
    meğer çok sevilenler bir gün unutulurmuş
    mehtâba bürünmüş gece
    mehtaplı gecelerde biz sâhile inerdik
    jokond (menekşelendi sular..)
    menekşelendi sular sular menekşelendi (jokond)
    merhem koyup onarma sînemde kanlı dağı
    mihnetle geçen ömrüme bir penbe şafaksın
    muhabbet bağına girdim bu gece
    n'ideyim bilmem elinden senin
    ne boş yere yanmışım
    ne dert kalır ne hüzün
    o dudaklar yine yaz geldi de bülbülleşiyor
    ne hazindi o akşam bırakıp gittin beni
    ne idi n'oldu hâlim çektiklerim vebalim
    ne yaptım kendimi nasıl aldattım
    ne zaman görsem onu ayaklarım dolaşır
    niçin baktın bana öyle dargın mısın durma söyle
    o gözler siyah gözler (gözler)
    olsa da hoş kokulu dikenidir gül yolu
    o siyah gözlerini bir daha olsun göreyim
    ömrümün neş'esiz geçti baharı
    perîşan ömrümün neş'esi söndü
    pınar başında sandım bir söğüt dalı ayşe'm
    rûhuma gecenin mâtemi doldu
    saatlerce başbaşa kaldığımız geceler
    saçlarıma ak düştü sana ad bulamadım
    sâkî yeni sevdim bana sen eski şarap sun
    sarsam seni gönlümce güzel bahtıma kansam
    senelerden beri hasret çekerek yâre gönül
    senin yazın kışa benzer
    sevdâ dolu gözleri sözleri cana yakın (kalbden kalbe yol vardir)
    sevgi kanununun aldım o ilâhi sesini
    sevgili ne demek bilmem gönlümce bilen var mı
    sînede bir gönül var
    son ümîdimde bitti kuş gibi uçtu gitti
    söyle git ağlanacak hâlini dildâre gönül
    söyle zâlim nerdesin
    söyleyin nerde o göz nûru gönül sevgisi yâr
    sular gibi akar çağlar
    sürmeyi göz öldürür âşıkı nâz öldürür
    şebâbet geçti artık zevk-i mâzî bir serâb oldu
    mudanya'li şehit (şükrü çavuş..)
    şükrü çavuş mert yürekli sert bakışlı kahraman
    tanburamın ince kıvrak beli var
    tel tel taradım zülfünü
    tez geçse de her sevgide bin hâtıra vardır
    uzaktan merhaba olmaz gel ey mestâne bakışlım
    ümit yolu serap mı
    ümitlerim hep kırıldı o eller benden ayrıldı
    vardım ki yurdundan ayağ göçülmüş
    yâd eller aldı beni
    yalnız seni sevdim seni yaşadım
    yanakların çiçektir gönlüm bir kelebektir
    yanık ömer her savaştan bir yara taşıyor
    yâr ayrılık yaktı beni
    yeşil gözlerini ufkuma ger ki
    yeşiller umman kadar derin olurmuş
    yıllarca elim kalbimin üstünde eğildim (gazi)
    yine bahar oldu coştu yüreğim
    yine dumanlı dağlar yollar geçilmez oldu
    yine esti muhabbetin yelleri
    yolculuk var
    yollarına gül döktüm gelir de geçer diye
    yüce dağ başında yatmış uyumuş
    yücelerden nazlı nazlı gelin gibi süzülen ay
    yüzün güllerden ince sesin bülbülden tatlı
    zeyneb'im uçtu gitti
    ağla gözlerim ağla
    ağlamış gülmüş cefâya durmadan yanmış gönül
    bizim elin koyunları kuzular derdim artar yaralarım sızılar
    alma tenden cânımı aman allah'ım aman
    bana bu ten gerekmez can gerektir
    yâ sâhibe'l cemâlî ve yâ seyyîd-el beşer
    doğmazdı kalbe îman
    fesaddaknâke yâ hayral berâ yâ resûlallah
    ey âşık-ı sâdıklar gelin allah diyelim
    durup da bir bakışın bütün bir cihan değer
    kurbanlar tığlanıp gülbank çekildi
    adın yaşar dillerde kıskanırım sen ayşe'm
    ben bir garip kuşum yurdum yuvam yok
    gözüm yok şu cihanda pırıldayan tacında
    mersin bağları yalı
    türbe-i ravza-i sultan-ı risalettir bu
    gir melâmet mülkine mâlik olan ol şâhı
    ey menba-ı cûy-bâr-ı rahmet
    ya ilâhi bize tevkini göster; amin
    kurban oldum adına
    toprak al kanlara boyandı bugün
    selam size selam size
    toprak ana selam sana ürün doldur harmanlara
    yakın gel bir daha göreyim seni
    şu sille'nin ufacık taşları
    peşimden bir bahar gelir sanırım
    mesud bugün gönüller, gülelim eğlenelim
    ey milletimin lâhzada halk'ettiği ordu
    sararmış çiçeğim yuvasız kuşum
    neden uzaklaşıyor saadet aramızdan
    kutlu olsun vezirimize ak bir gelin getirdi bize
    istanbul biricik dünya güzeli
    flurya flurya, güneş eğildi suya
    bu gece mehtabı koynuna almış
    ben sizinle birlik olup taşırım
    atlılar atlılar erler yiğit askerler (atlılar marşı)
    gemi yedekte bayrak direkte dayı kürekte
    nazlım sana kavuşamam
    ay saçlarını koyda tararken pupa yelken
    babam bir asker idi eşim de asker
    deniz geçtim düz yürüdüm dağ aştım
    nice yıllar geldi geçti, hiç görmedi aşkım bahar
    bir zaman gençti yaşım, aşk ile hoştu başım
    gönülden isteseydin gönlümde sen olurdun
    sahil gecenin gölgesi altında uyuklar
    nişanlım ayrı benden, canım ayrı bedenden
    bu gece mes'ut gece bitmesin bu eğlence
    bir hatırasın gençliğimin tatlı çağından
    savaşkanlık bizimdir (kılıç oyunu)
    şen güzeller şen güzeller birbirinden güzeller
    ateşim hiç sönmedi, şifası görünmedi
    aile yuvasını kadındır cennet yapan
    sevgi şefkat iki kardeş
    şimşek gibi kanatlı, yıldırımlardan atlı
    sen her zaman kalbimdesin
    dağlar ağardı kardan haber gelmedi yardan
    sesini duydum geldim, gönlüme uydum geldim
    sevmek suçsa çekinmezdim ölümden
    doğumun kutlu olsun, taliin nurla dolsun
    gün ufka indi renkler silindi
    ağlarız sokaklarda her baharda her karda
    çiftçiyiz ünümüz var, sevinçli günümüz var
    bu haydutlar birer aptal
    bugün en mes'ud günüm
    hayat tatlı bir rüya (boş ver aldırma)
    yıldırımlarla yanık bağrımızın uğraşı var
    hayat ne tatlı ipek kanatlı
    okşayan sesinle taze can buldum
    bir zaman kalbim boştu kelebek gibi şendim
    uyan prenses uyan prenses
    mecalim yok bir tek söze
    koçyiğitler durağı şen köyüm şirin köyüm
    dertli gönül dinle beni
    köy hayatı ne güzeldir herkes için bir emeldir
    tutunca bir yiğit gurbet yolunu
    sevgilim senden ırak cana yetti iştiyak
    eridim inlemeden katı yürekli güzel
    düştüm onulmaz derde
    canımdan yakın kadınım sen nerdesin ben nerdeyim
    garibiz gurbet bize artık bir sıla oldu
    canıma can katan yar sevdalar yaratan yar
    bir ses duydum inceden
    içimde bir hüzün var bilmem neye üzgünüm
    serçeler oynaşıyor kanları kaynaşıyor
    oh güzel kız şirin kız bakışları derin kız
    keloğlan isterse eğer
    bitti her emel bitti güneşim söndü gitti
    kirpiği oyalı kız bakışı rüyalı kız
    haydindi kızlar oyuna haydindi
    türk işçisiyiz her işin eri
    kayboldun içimizden hangi illere gittin
    kervan gider kavuşmaya bin can gider
    yurdumuz irem bağı her yanında ırmağı
    ovalarda meltem ol dağlarda bad-ı saba (anadolum)
    yine geldi evvel bahar günleri
    hançerim bileğide zağlanır gide gide
    ne olaydım yar seninle bir yastıkta baş olaydım
    sporcu kızlar
    seher yolu gül dağıdır, gönül aşkın budağıdır
    ben şimdi her emelden her güzelden seni sevdim
    sevenler sevilenler gönül derdi çekenler
    sabah uyanan ağlar, aşka boyanan ağlar
    saçından kokular çalarken rüzgar
    köyümün benzeri yok bu illerde
    nazir olmaz sana alemde teksin
    ne bekleyen kimsem var, ne çocuğum ne karım
    ne yazık anlamadın kalbimi bir an için olsun
    yalnız seninim diye aşkıma yeminim var
    açılırsın güzelim birer kadeh içelim
    bir gün için ben olaydım yaradan
    bir gün için ben olaydım yaradan
    gel seninle bu kışın bir yere kapanalım
    gönül sevdin sevilmedin sevda elinde elinde
    sor şu yıldızlara sor doğan aya
    giderim önüm gurbet
    demiryolu demiryolu nûra boğdun sağı solu
    encâm-ı hayatı bir hesab et
    gece gündüz hep sensin benim kaygım kederim
    eser batı karayel açilduk marmara'ya
    gidiyor eski sene yenisine geçelim
    geliyor başbuğumuz ulu türk'ün önderi
    iftirakın ebedi ruhumu hüzne salıyor
    bir yastıkta kocasın gelin ile güveyi
    kalbimde biten güldür bu gönül şarkıları
    kadehinle bana biraz rakı ver
    dördünüz birbirinizden güzel ey hemşireler
    sanma şâhım alemi sen sadıkane yar olur
    güzel kızlar kadınlar biliniz ne isterim
    aşk ehline hicrân ile ülfette safa var
    yürü sofi yürü yolunda azma
    yaşa ankara yaşa ankara cumhuriyetin beşiği sensin
    yol göründü serime od düştü içerime
    can vatan canan vatan bûy-i vatan
    bakışları hovarda, buluşalım fuar'da
    aşığım baharın yeşil gözüne
    nurunla yanan gönlüm ümidim gibi yüksek
    bileştirdi sevda bizi
    ruhumda gezen sevgilisin gözleri mahmur
    öteden bir peri bana el eder
    ay doğar katar gider, topuğu batar gider
    aşkım benim hep ye's ile hicran ile kalbimde uyurken
    bahar oldu, tabiat gülüyor için için
    bayburt'un eğmeleri, beğenmem değmeleri
    bana olan cefa senden değildir
    bizim sahraların başı, pare pare duman şimdi
    bir gül koparıp göğsüme tak
    dağların sünbülü var, bağların bülbülü var
    erzincan yüreğim yaktı dağladı
    deli gönül gafil olma gözün aç
    gönlümün sultanısın ferman senin efendim
    hoy kemençe kemençe zerdali dal mısın
    ineyim gideyim osmaneli'ne
    bir yastıkta var olsun gelin ile güveyi
    hayat garip bir rüyadır hep tesadüflerle dolu
    gönül dağlar gibi yalçındır, sarpdır
    gül derler güler yüze gül derler
    günlerce peşinden ağladım koştum ceylan
    çal ahımı inlet güzelim kanasın kalbim elinde
    rumelinden göçmen gelir durmadan (göçmenler)
    aşk yolunda can veren, bu masumlar eştiler
    ayrılık perde perde uzaklaşır gider de
    her seste bir nağmesi var ondan koku alır bahar
    yıllarca süren sevgide gönlüm ne kazandın
    nemiz kaldı bizim mülk-i arab'da
    bir ah çeksem dağı taşı eritir
    ilgıt ılgıt esen seher yelinden
    gönlüm onu göğsündeki benden tanıyordu
    ne feryad edersin divane bülbül (1)
    ne feryad edersin divane bülbül (2)
    nev-nihalim kim büyüttü böyle bi-perva seni
    sana derim allı gelin has gelin
    gün altun başını yine koydu yurdun sinesine
    bunca demdir hasretliğin çekerim
    bir çiçek açıldı bilalözü'nde
    uyu benim meleğim
    dağların mazısı var, alnımın yazısı var
    pınar başında sandım bir söğüt dalı ayşem
    akşam oldu neyleyim, bade doldu neyleyim
    söğütler sıra sıra su verilir mısıra
    ses vermez benim kalbim değme gönül
    tenhalarda dolaştık sevda izinde
    ufuklar kara bağladı (atarük'e mersiye)
    ağlasın bülbülleri varsın bu bağ-ı alemin
    alem bizar oldu benim zarımdan
    alemde doğru dost yoktur dedikleri gerçek imiş
    şu kimsesiz sahralarda diken oldu gülüm benim
    mecnûn gibi nam istese efsane olurduk
    filiz oldum büküldüm uzandım kollarına
    mehtab gümüşten oya işliyor yeşil suya
    yaşatan ölmez yaşar gönüllerdedir yeri
    bu çiçeklerden kim alır
    derdimden anlayanım bana acıyanım yok
    süzülmüş damlalar aydan güneşten
    devretmedi muradımca zamane
    tamzara'dan geçtin mi , rakı şarab içtin mi
    cevap bekleme kuzum yok diyecek bir sözüm
    yıllarca çırpındın, yıllarca yandın
    rûhuma sunduğun mukaddes günah
    uyu güzel oğuz'um
    kalbin derdimi bilse, acırdı belki biraz
    yalvarırım gel gitme, beni yalnız terketme
    elimde silahım var, dilimde allahım var
    mehtab mı halelendi, sular mı minelendi
    esen yelde yadın mı var bülbül neden ağlarsın
    cihandan göç ederim yâ kerim allah kerim
    bülbül uyanık uyuyormusun
    duman duman üstüne ben de duman olayım
    ne çare gönül ne çare
    eyyamın olmadan gemim yürümez
    dağların başı kardır
    bir ay doğmuş pasin'den
    gidek bizim illere, çiçeklere güllere
    selim han oldu hünkar (cenk türküsü)
    rumeli'den göçmen gelir durmadan (göçmenler)
    uyan sevgilim uyan, benim sana yalvaran
    biz volkanız, deryalarla çarpışırız sönmeyiz
    geldi belleme ayı, belleyelim tarlayı
    dudaklarında bu ilham, dudaklarımda vezin
    okurken aşk kitabını düşünme ıstırâbını
    vakti gelince gönül, başlar sevince gönül
    tahirim, can tahirim benim civan tahirim
    gül sen dalın olayım
    hem neş'elen, hem dans eyle
    mestim bu gece, bu gece coşkunum, şenim
    gönül başbaşa verip sevişmek hevesinde
    bu çeng-ü çegane bana gerekmez
    bekarlar evlenmeyi küçük bir şey sanmayın
    başımda duman var kalbimde sızı
    sıçrayınca at sırtına, oluruz zorlu fırtına
    yine coştu türk yurdu
    uyu kurbanım sana, minicik kelebeğim
    telli turnam yücelerden aştı mı
    hangi suçum oldu sebep hicrine
    kara kazan koldadır, yarim uzak yoldadır
    ela gözlü benli dilber koma beni el yerine
    kızıldağdan çıkarsın köpürerek taşarak
    köyümün benzeri yok bu ellerde
    beydağı'na yaslanmış sıralı yeşil dağlar
    bir ılık yaz gecesi her taraf neş'e dolu
    bir kadeh içtim sardı, beni baştan çıkardı
    sen her zaman kalbimdesin
    kokladım yar elinden güllerin güzelinden
    ben seni ellere verdim vereli
    allah allah deyip ettik sefer allah yekdir
    nedir suçum yüce tanrım
    bebek'le göksu kanlıca, sulardan evliyor rica
    dün kahkahalar yükseliyorken evinizden
    gün olup yadıma geldikçe sönen hatıralar
    anacığım nice olur hali yardan ayrılanın
    bir kız ile bir gelinin ahdı var
    uludağı uludağı dumanlıdır başın senin
    beni hüznümle bırak, istemiyorum seni
    eski libas gibi aşığın gönlü
    söğütler sıra sıra su verilir mısıra
    kalbin acı bilmezse ona halimi göster
    aşkımın bahçesinde açılan sarı zambak
    andım o geçen günleri hasretle derinden
    bir vakte erdi ki bizim günümüz
    hayatın her neş'esini evlilik verir insana
    bahtımın karanlık sarp yamacından
    dırvana vurdim uçdi
    muhabbet köyünün olsam şarabı
    (hokkaz, 03.04.2007 15:02 ~ 10.04.2007 16:04)
  19. en çok vecdi bingöl'ün güftelerini bestelemiştir. şarkılarından 84 tanesinin sözleri vecdi bingöl'e aittir.
    (hokkaz, 10.04.2007 16:07)
  20. sâdeddin kaynak 1895 yılında istanbul'da doğdu.babası fatih câmii hocalarından ali alaeddin efendi,annesi havva hanım'dır.ilk zamanlarında hâfız sâdeddin bey olarak tanınmıştır.bulunduğu semtte ilk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra ilâhiyat fakültesinden mezun oldu.balkan savaşı'nın çıktığı yıllarda (1912),"ilâhiyat zabiti" olarak askerlik görevini yapmak üzere diyarbakır'a gönderildi.bu münasebetle elazığ,harput,malatya,mardin gibi illerimizi dolaştı.istanbul'a döndükten sonra çalışmalarını kişisel çabası ile sürdürdü.cumhuriyet'in kuruluşundan sonra,o yıllarda adını duyurmuş bir sanatkâr olarak birkaç kez çankaya köşkü'ne çağrıldı.atatürk'ün emri ilekur'an-ı kerîm'in savaşla ilgili âyetleri üzerine ordu komutanlarına konferans verdi.

    1926 yılında plâk doldurmak üzere berlin'e,çeşitli tarihlerde viyana,paris ve milano'ya gitti.türkiye'de de plak doldurdu.1953 yılında sultanahmed câmii ikinci imamlığına tayin edilmişti.beyin kanamasına bağlı olarak 1955'de sol tarafına felç geldi.son yıllarının kadıköy koşuyolu'nda bulunan iki katlı evinde hasta olarak geçirdi.bu sıralarda nota defterini her mûsıkî severin yararlanmasına açmıştı.mûsıkîşinas dost ve arkadaşlarının ziyaretinden memnun olur,en yakın arkadaşlarının aramamasından yakınırdı.hastalığı ağırlaşınca haydarpaşa numûne hastahanesi'ne kaldırıldı.nihayet 3 şubat 1961'de burada öldü.4 şubat 1961 cumartesi günü nuruosmaniye câmii'nde kılınan cenaze namazından sonra,tekbir ve ilâhilerle topkapı merkezefendi mezarlığı'nda toprağa verildi.zehra hanım'la evli olan kaynak,dört çocuk babasıydı.

    sesinin güzelliği çok küçük yaşlarında çevresinin dikkatini çekerek ilk mûsıkî derslerine hâfız melek efendi'den ilâhi meşk ederek başladı.bununla yetinmeyerek,o zamanlar darüşşafaka'da musıkî öğretmeni olan kâzım uz'dan yararlandı.daha sonra şeyh cemal efendi'ye devam ederekdurak,ilâhi ve dört-beş fasıl meşk etti.kendi ifadesine göre bu hocasından geçtiği ilk eser tab'i mustafa efendi'nin bayati makamındaki ağır semaisiymiş.hattat ve neyzen emin efendi'den de yararlanmıştır.başlangıçta nota bilmeyen,bestelerini başkalarının notaya aldığı kaynak,sonraları eserlerini bizzat notaya alacak kadar nota öğrendi.kimseden ders almadan ,önce bildiği eserleri notaya alarak geliştirdi.bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi,düzenli bir mûsıkî eğitimi görmemesine rağmen mevcut kabiliyetini kullanarak bu sanatta ilerlemeyi başardı.her ne kadar plâklar doldurmuş,şarkılar ve gazeller okumuş bir kimseyse de sâdeddin kaynak'ı bir ses sanatkârı olarak düşünmek doğru değildir.onun türk musıkîsi'ndeki yeri bestekârlığıdır.

    sâdeddin kaynak bestekârlığa,1926 yılında berlin'e giderken yol arkadaşı olan "hicran-ı elem....." sözleri ile başlayan bir şiirini hüzzam makamından besteleyerek başladı.eserleri hakkında bir değerlendirme yapmadan önce,onun bestekârlığını birkaç yönden ele almak ve incelemek gerekir.çünkü,hakkında en çok tenkide neden olan film şarkıları bestekârlığının elbette bir gerekçesi vardı.

    kaynak,mûsıkîmizin ustalarının henüz hayatta bulunduğu yıllarda geleneklere bağlı sanatkârlardan ders alarak bu sanatın içine girmiş,yeteneği ve merakı ile bilgisini giderek geliştirmişti.bu nedenle mûsıkîmizdeki beste formlarının geleneklerine uymuş,büyük-küçük her formda gerçekten sanatlı ve güzel eserler vermiştir.bu eserlerinden çok film şarkılarının üne kavuşması kaynak için bir talihsizlik olmuştur.o halde bu film şarkılarını ileri sürerek,bugünkü yoz mûsıkîye zemin hazırladığını söylemek bir ölçüde büyük haksızlık olur.

    bunu toplumsal gelişmelerde ,geniş halk kitlelerinin musıkî zevkinin basite kaymasında aramak gerekir.ayrıca sinema sanatı gibi hem göze,hem de kulağa seslenen bir olayın etkisi yabana atılacak gibi değildir.kaldı ki o yıllarda "kanto" ve benzeri mûsıkî akımları vardı ve "arabesk" denen yoz müzik büyük ilgi görüyordu,kaynak,buna da hiç itibar etmemiştir.

    ikinci olarak doğu illerimizde vatanî görevini yaparken,çok zengin ve renkli folklorik özelliği olan bu yörelerde incelemeler yapmıştı.halk mûsıkîmizin bölgesel motiflerini derinlemesine incelemiş,bu motifleri sanatkâr benliğinde yoğurarak bir form ortaya koymuş,şarkı ile türkü arası bir özellik taşıyan üslûbunu eserlerinde ustalıkla kullanmıştır.o yörelerin özelliği olan uzun havaları ve hoyrat ezgilerini bazen ritmli,bazan resitatif olarak pek çok eserine yansıtmıştır.bu gibi eserleri bestelerken yine bu yörelerde çok kullanılan hüseyni,gerdaniye,muhayyer gibi makamları seçmiş,çoğuna "dağî"özellik vermiştir.güneş,fırat,gurbet mektubu(göresin mi geldi beni meleğim ?), ağlarım çağlar gibi,batan gün kana benziyor,bağrıma taş basaydım v.b. eserlerinde bütün yansımalarını,renk ve kokularını bulmak mümkündür.

    filmcilik o yıllarda avrupa ve amerika'da hızla ilerlemiş,pek çok dünya klasiği filme alınmış ve müzikaller çok moda olmuştu.ülkemizde de buna karşı bir heves başlamıştı.ii.dünya savaşı çıkınca hem bu endüstri durdu,hem de çevrilmiş olan filmler gelmez oldu.işte bu sıralarda mısır'da bu tür filmlerin çok kötü kopyaları yapılıyor,ucuz fiyatla türkiye piyasasına sürülüyordu.bu arada dublaj sanatı gelişerek filmler türkçeleştirildiğinden filmlerin müziğinin de türkçeleştirilmesi uygun görülmüştü.sâdeddin kaynak bu ihtiyaçtan yola çıkarak seksen beş arap filmini ayrıca allah'ın cenneti,kahveci güzeli,yavuz sultan selim ağlıyor gibi türk filmlerini de seslendirdi.bu gibi filmlerin orijinalinde müzikli bölümlerin süresi çok uzundu;bizim beste şekillerimiz bu süreye yetmiyordu.ayrıca eserlerin sözleri filmin konusu ile ilgili olmalıydı.böylece vecdi bingöl devreye girerek eserlerin sözleri ona sipariş edildi.bol aranağmeli,usul ve makam geçkili,geleneksel beste şekillerine benzemeyen yepyeni bir form olan film müziği bestekârlığı doğmuş oldu.seslendirdiği ilk film "leyla ile mecnun" dur. bütün bu noktalar ve bu gerçekler gözönüne alınacak olursa,sâdeddin kaynak'ı üç açıdan incelemek gerekir;

    birinci açıdan,bestekârlık geleneklerimize bağlı olarak büyük ve küçük formlarda eserler veren büyük bir bestekârdır.

    ikinci yönden,halk mûsıkîmizin geleneksel şekillerini,sanat musıkîmizin duyuş ve anlayışı ile yorumlayan bir sanatkâr olarak dikkati çeker.

    üçüncü yönden ise,bazı zorunluluklar ve ihtiyaçtan ileri gelen film müziği bestekârı olarak görünmesidir.

    bazı revülerin müzikli bölümlerini de bestelemiştir.dinî mûsıkî eserleri de vardır.ilâhi bestekârlığında da başarılıdır.çok verimli bir bestekâr olmasına rağmen eserlerinin tam bir listesi yoktur.

    o günler olduğu gibi bugün de çok popüler olan kaynak,tek başına ve hafız kemal efendi ile plak doldurmuştur.plağa okuduğu ilk eser mustafa izzet efendi'nin bayati makamındaki durak'ıdır.eserlerinin çoğu plaklara okunmuş;münir nureddin selçuk,safiye ayla,ve müzeyyen senar'ın seslendirdiği eserleri satış rekorları kırmıştır.zaten kendisi de bu sanatkârları sever,bu sanatkârların okumasını istermiş.bilinen eserlerinin 5 ilâhi,3 gazel plağı,2 beste,1 marş bestesi ile şarkı,türkü,fantezi ve film müziği eserleri olarak

    yüzseksen eserden meydana geldiği söylenir.

    kaynak: http://www.turkmusikisi.com
    (hyperion, 05.04.2008 18:15 ~ 18:19)
  21. 1955 senesinde felc gecirdiginde ipekci kardesler'in studyosunda iki filmin muziklerini hazirliyordu. amerikan hastanesi'nden cagirilan doktordan felc gecirdigi ogrenen ihsan ipekci "sadettin kaynak'tan artik hayir gelmez, filmler icin baskasini bulalim" diyerek besteciyi arabasina bindirtir, sadettin bey hastaneye kaldirilacagini sanir, ancak ihsan ipekci "sadettin bey'i kosuyolu'ndaki evine birakin" talimatini verir, bir daha da aramaz, bir kismi tamamlanan sarkilarin parasini da odemez. sarkilari her gun radyolarda calinan, plaklara okunan kaynak bu eserlerinden bir gelir elde edemediginden, sarkilariyla meshur olan sarkicilardan da zerre ilgi gormediginden hayata veda ettiginde buyuk yokluk ve borc icindeydi. bugun yayin haklari kalan muzik'e aittir.
    (vinyl, 25.04.2008 20:44)
  22. her bestesi ile ayrı bir şahesere imza atmış olan, kani karaca'nın mahfuzatının belki yarısına sebep, mükemmel bir bestekardı kendileri. hicazkar'da saba yapılması benim aklıma bile gelecek şey değilken kendisi muazzam bir şekilde yapmış, (bkz: leyla aceb neden ses vermiyor feryadıma), muhayyerkürdi makamının meğersem gazino müziğinden öte de olabileceğini göstermiş (bkz: akşam yine gölgen, gölgen yine akşam), gayet milli hislere sahip bir dini kişilik olabileceğine örnek gösterebileceğim bir güzel insan olmuş, (bkz: yine coştu türk yurdu) (bkz: sıçrayınca at sırtına, oluruz zorlu fırtına), ama hepsinin ötesinde, kendisinin kullanmadığı ve karşı olduğu alkollü ağızlarda bestesi meze olmuştur (bkz: bülbülüm gel de dile)... bir özge insandı kendisi, türk müziğinin ne güzel birşey olduğunu gösterdi, gitti...

    eğer ki türk müziğini ruhunca icra etmeye çalışıyorsanız çok iyi bilirsiniz ki "şimdi bir sâdeddin kaynak eseri geçelim" denmesi ile "şimdi sizlere biraz işkence edelim" denmesi neredeyse aynı şeyler olmuştur. hatta allah belanı versin dense daha az koyar adama, o derece. zordur icra etmesi, nağmelerinin parlaklığını vermek çok az insana nasip olur. büyük olmanın kötü yanı işte - zirvede çok az insan var...

    hakk teala ruhunu aziz kılsın.
    (emlrikf, 09.11.2008 12:07 ~ 20.12.2008 05:37)
  23. sadettin kaynak'ın anısına:

    (bkz: ahbap çavuşlar/@bi mekan)
    (bir de bana sor, 01.02.2010 11:26)



copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment