direncin bir türü olarak sanata dair paul klee'nin bir sözü: sanat, eksik olan bir halkı beklemektedir... henüz eksik olan bir halkı bekleyen, çağıran şeydir sanat...
pratik hatta mekanik bir yetenegin, yaraticilikla yogurulup ortaya siradi$i bir eser halinde dokulmesi.. sanat, siradi$iligini her zaman uygulamada ta$imaz, zaman zaman sabit bir uygulamanin icinde dahiyane bir fikirle ya da yaralayacak kadar derin bir duygu ile yakalar..
sanat, insanin icinden fi$kiran bir tutkudur ayni zamanda. cunku sanatci, yaptigi i$e ya$am ko$ullarini du$unmeyecek kadar a$iktir.. ve nitelikli bir sanatci, kendisine ne teklif edilirse edilsin sanatindan vazgecmez.
ki$inin kendiyle ugra$idir. kendini a$maya cali$masidir. ki$inin icindeki cevherleri bir bir ortaya cikarmasidir. bunu da eserleriyle di$ dunyaya yansitir. sanatci en zor olan kavgalardan birini veren insandir. kendiyle yuzle$meye cesaret edebilen nadir insanlardandir. fakat kendini taniyip ugra$i sonucunda kendini a$abiliyorsa, artik eserleri tum insanligin hizmetine sunulmu$ tarihin kilometre ta$larini olu$turur.
sanat günümüzde insanların karşı cinsi etkilemek, para kazanmak, itibar elde etmek için kullandığı yöntemlerden biridir. za miktardaki istisnaları tenzih ediyorum tabiki.
"sanatçı cehennemden yani doğa'yı var eden o büyük karmaşadan haberler getirir. cennet ise sığındığımız ve sonunda hep canımızı sıkacak bir büyük huzurdan başka bir şey değildir. işte bu yüzden tanrı hiç bir zaman sanatı içine sindiremedi. kutsal kitaplar sanattan ve sanatçılardan en az söz eden kitaplardır. çünkü... sanat şeytan'ın en kurnaz isyanıdır." emre yılmaz
cinsellik ve bunun gibi insanın dogasindan gelen biraz ic gudusel ve biraz hayvansal durtuleri sanat ve kulturel gelisimden cok sanayi devrimi ve bilimsel gelisim tehdit etmektedir. sanayi kalkinma ile dogru oranda yukselen teknolojik gelisim ve once sehirlerden sonra ulkelerden oradan kıtalara ve tum dunyaya yayilan haberlesme ve enformasyon agi kisacasi globellesme sonucunda oldukca irdelenmis ve her yerde bulunabilir bir obje haline getirilmis tum gizemi ve kutsalligi kalkmis olan cinsellik yipranmaya ve dejenere olmaya mahkumdur. ayrica insan bilimsel gelismenin karsi konulamaz suruklemesine kapilarak kendi gelisimin buyuk oranda unutmus ve nietzche nin de bahsettiği üstün insani aramaktan vaz gecmistir. sanat bu noktada tum bu hadiselerin tam icinde yer almis ve giderek azalan bilinc duzeyini arttirmayi hadeflemistir cogunlukla. teknolojik gelismeyle dunyanin ve direkt insanin kendi dogasina meydan okumasina karsi durmus ve insan ogullarini sarsmis ve bir seyler hatirlatmayi denemistir. bu anlamda sanat unutmaya cok acik olan insan bunyesine mudahale ederek bir seyleri hatirlatmayi amaclar.
thomass mann in sanata bakisi tonio kröger adli novella sinda anlatilmistir. sanat , insan hayatini golgeleyen bir kavramdir. buyuk bir zevkle alip okudugunuz huzunlu siirler, carpici roman karakterlerinin basindan gecenler, ne kadar kurgudan uzaksa ve yasanmis ise , okuyucuyu o kadar etkilieyecektir. peki ya bunlari yasamis olan , bunlarla yasamakta olan ve de zihni her yani bunlarla , bu guzel huzun ile dolan sanatcinin ruh hali nedir. suser lerin yas ortalamasi muhtemelen 35 in altindadir, siz 35 yasa yaklastiginizda yas otuzbes yolun yarisi eder diyeceksiniz, cahit sitki neden boyle demisti ki ? nasil bir ruh hali ile sanatini icra etmisti. sanat, sanatci olmak bol dikenli bir gul. ama bu dikenler okuyana deil yine donup de gulun kendisine batiyor.
nevizade sokaktaki meyhanenin bir de sarap evi kismi acilmistir. buraya nevizade'deki meyhane kisminin ikinci katindan girilir. servisi yavas, ortam kalabalik ve gurultulu oldugu icin pek tadi yoktur.
cok saıbelıdır bu sanat denen sey.elını sallasan sanatcıya carpar."san at ben tutarım" seklınde espırılere maruz kalır.ben yaptım oldu kuralı hakımdır.zor ıstır bu ısten ekmek yemek coook zor hemde.
doga kendi basina mukemmel ve guzel degildir. mukemmellik gercekte var olamaz cunku o ideal olandir. sanatci, kendi hayalgucu, yetenegi ve coskusuyla mukemmeli yaratir, ve zaten hepimiz biliyoruz ki, bir sanat eseri sanatcinin kendinden kattigi degerlerle anlam kazanir. taklit kavramina gelince; sanatci eserinde taklit ettigi nesneyi ne kadar aslina uygun olarak yansitabilirse (veya daha estetik acilardan) o kadar basarilidir.
sanatin onermeleri dogrulanamadigi yada yanlislanamadigi icin anlamsizdir.
sanat beynimizin işleyişini bilmediğimiz bölümlerinin faaliyetlerine verdiğimiz addır. işleyişini bir bilgisayara anlatabilecek kadar iyi bildiğimiz faaliyetlerine ise bilim diyoruz.