anadolu turk kulturunun ilk donemlerinde ortaya cikmis bir felsefedir. ozunde; tanrini evreni, kendi guzelligini gormek icin kendinin esi olarak yaratmasi yaratmaktadir. tum evren aslinda tanrinin bir goruntusudur. daha acik olmak gerekirse tanrinin ozunde bizim kendi dunyamizda gorup goremeyecegimiz her sey mevcuttur. tum evren tanrinin kendisidir. hepimiz onun bir parcasiyiz eeeeyt enel hak iste yaaa.
tassavvuf, mana alemi ile ilgili bir duyus, dusunus, ve inanis sistemidir. bu sistemde sadece allah'in birligi degil, allah'in varligi ve onun yegane mutlak varlik oldugu esasina dayanir. buna gore insan da allah'tan kopmus bir nurdur ve gecici bir sure icin beden kilifina burunmustur. bundan dolayidir ki insana buyuk saygi duymak gerekir. (mutasavviflar insanlari cok severler sevmelidirler)`:tasavvuf dusuncesine baglananlara mutassavvif denir` tassavvuf bir terbiye, hatta dunyaya bakis sistemidir.
islam medeniyetinin yayilmaya basladigi ilk asirlarda bir taraftan dusunce diger yandan iman planinda yaradilisin sirlari uzerinde dusunen. bunlari cozmeye calisan kimseler belirmis ve bunlar kendi yollarini sistemlestirmeye calismislardir. boylece bir yanda klasik islami ilimleri ogreten medreseler, ** diger tarafta allah'a varma yollarini heyecan ve ask esasina baglayan tekkeler meydana cikmistir. tekkelerde toplananlarada sufi denilirdi.
tasavvuf a gore, butun kainat allah'in ne aynidir, ne de ondan baska bir seydir. ancak onun aksi gibidir. vahdet-i vucud-i mutlak, kemal-i mutlak, cemal-i mutlak olan allah'tan baska bir sey yoktur. allah birliginin, kemalinin ve guzelliginin bilinmesini istiyordu. * bunun icin butun ozelliklerinin yansiyacagi kainati yaratti. kainat icinde dunyayi, dunya icinde inani yaratti.
insanin bedeni, onu allah'tan ayiran ve uzaklastiran bir engel halini almistir. sofiler bu engeli sagken asmaya, olmeden evvel olmeye ugrasirlar. buna fena fillah denir.
8. yuzyildan itibaren arabistan'da gorulmeye baslanan tekkeler hizla butun islam dunyasina yayilmistir. buna bagli olarak da tasavvuf dusuncesi genislemistir. zamanla, gayeleri bir olmakla beraber tekkelerin zikir ve bazi merasim sekillerinde farkliliklar olustu. boylece tarikatler meydana geldi.
tasavvuf dusuncesi 10. ve 11. yuzyildan itibaren, buhara, herat gibi islam merkezlerinde gelisti. turkler bu asirlarda bu sunce ile karsilastilar. turk dervisleri vasitasiyla tasavvuf dusuncesi turkler arasinda hizla yayildi. tasavvuf dusuncesinin turkler arasinda yayilmasinda ahmed yesevi'nin ve muridlerinin buyuk rolu olmustur. 12. ve 13. yuzyilda ayni dusuncenin anadolu sahasinda yayilmasinda da yine ahmed yesevi ve muridlerinin rolu olmustur. bu dusunce ve duyus sisteminin 13. yuzyilda anadolu'da en buyuk temsilcisi yunus emre olmustur. bu yuzyildan sonra anadolu ve rumeli'de fetihlere bagli olarak tarikatler cogalmistir. bu duyus ve dusunusu dile getiren bir edebiyat meydana gelmistir. bu edebiyata tekke edebiyati veya dini edebiyat dendi. zamanla hem halk edebiyati ve hem de divan edebiyati dil ve estetik anlayisi ile tasavvuf dusuncesini isleyen eserler meydana cikti.
tasavvuf duyus ve dusunus seklini esas alan eserler yaninda bizzat tasavvufun kendini anlatan siir ya da nesir eserler de vardir. bunlarin en basarili ornekleri arasinda oglanlar tekkesi'nin seyhi ibrahim efendi'nin tasavvuf kasidesi dir
batida mistisizm olarak anilan dusunce bicimi. ayrica bu felsefenin gunumuzde gayet populer hale gelen enerji bilimiyle cok benzer yanlari da var. mesela tanrinin kendi guzelligini gormek icin bi esini yaratmasi, enerji biliminde ''tanrinin kendini deneyimlemesi'' olarak anilir. (bkz: tanri ile sohbet)
bu görüş, panteizmle ortak taşımaktadır allah evreni kendi aynası olarak yaratmıştır ve kendi değerleri olan iyilik, güzellik ve varlık'ın değerinin anlaşılabilmesi için bunların karşıtları kötülük, çirkinlik ve yokluku yaratmıştır çünkü eğer bu kötülükler olmazsa iyilik bilinmez insanda bu niteliklerrin hepsi vardır, insanın içindeki kötülük çirkinlik ve yokluğu yenmesi gerekmektedir, bu tanrının özelliğine varmak, varlığına katılmaktır bu inançta iki tae aşk vardır, biri mecazi diğeri gerçek. mecazi aşk, geçici olan insana aşktır gerçek aşk ise tanrı aşkıdır gerçek aşkı anlayabilmek için öncelikle mecazi aşkı hissetmek gerekmektedir, fakat mecazi aşkta kalmamak lazımdır bu inanç, bedenin geçici, fakat ruhun ölümsüz olduğuna inanır, tanrıdan gelen insan yine tanrıya dönecektir, fakat bu dönüş bazı aşamalardan geçmekle olur, bunun için gönül bilgisi edinmek, aydınlanmak ve olgunlaşmak gerekmektedir olgunlaşmak için için iki yol vardır, biri içine kapanmak dünyadan kendini soyutlamaktır, diğeri ise bilgi edinmek ve dünyayı tanımaktır
diğer adı sufizm’dir. islam dininde, müminin tanrı’nın doğrudan bilgisine ulaşmasını amaçlayan düşüncedir. dinler tarihindeki genel terimle islamın mistik boyutnu belirtir.
tasavvufi tarikatlar ve sonrası olmak üzere iki grupta incelenirler. bir başka yaklaşım ise kuruluş, gelişme ve taklit diye üçe ayrılırken, son bir yaklaşıma göre de dört bölümde incelenebilir.
“kuruluş döneminde tasavvufun temel niteliği maddi değerlerden yüz çevirerek katıksız bir dinsel yaşamı gerçekleştirme çabasıydı.” (ana britannica)
tasavvufun gerçek doğuş tarihi emeviler dönemine dayanır. dünyevi amaçlar öne çıkar ve din kişisel birşey haline gelmiştir. haricilerin de çıkardığı kargaşaların etkisiyle toplumdan uzaklaşan kişiler, tasavvufa daha çok önem göstermişlerdir. (uzaklaşmanın diğer adı “uzlet”dir)
zamanla tevekkül adı verilen ve tasavvufa dayalı bir yaşam biçimi doğmuştur - ki buna her durumda tanrı’ya güvenme de diyebiliriz – ve çok yayılmıştır.
tasavvuflan bağlantılı bazı terimler:
• riyazet ve mücahede: nefsin arındırılmasına, eğitilmesine yönelik çilecilik • sabır: belaları gönül hoşnutluğu içinde kabullenme • haşyetullah: tanrı korkusu • aşk: tanrıya duyulan sınırsız sevgi (ki bunu hemen hemen heryerde görüyoruz) • vera: günahlardan ve günah kuşkusu taşıyan şeylerden uzaklaşma • hüzün: geçmisş davranışlardan dolayı duyulan endişe
9. yüzyıldan başlayarak tasavvuf iki farklı doğrultuda sistemleşme sürecine girmiştir. bu süreçlerin getirdikleri aşağıda belirtilmiştir:
• islam her ne kadar birinci planda olsa da başka kültürlerin de izleri eklenmiştir ki herkese uyarlanabilir bir felesefi düşünce tarzı olsun. • tasavvuf yaşamının makam isimli durakları ve tanrısal durumlar olan haller belirlenmişti. bu da fena kuramına ulaşılmasını sağladı.
islam bilginlerinin çok katı eleştrilerine maruz kalmıştır. bazı mutasavvıflar zındıklıkla suçlanarak sürülmüş, hapsedilmiş ve öldürüklmüştür. fakat tasavvuf buna ramen gelişmiştir.
tasavvuf, 12. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak kurumsallaşmaya başladı ve örkütlenmeler başladı. mutasavvıflar, tarikat olarak adlandırılan örgütleri kurdular. günümüze değin süren tarikatlar bulunmaktadır. tasavvufu bunlar geliştirmişlerdir.
tasavvuf düşüncesi, islam tarihinde büyük önem taşır. arapça, farsça, türkçe ve urduca gibi dillerde tasavvufi yazılar yazılmıştır. mutasavvıflık, orta doğu’da çok büyük bir önem teşkil etmekterdir.
kelime anlamı hakkında farklı yaklaşımlar vardır. bir yoruma göre sözcüğün kökü yunanca'daki sophie kelimesidir. diğer bir yoruma göre ise hz. muhammet'in evinin çevresinde yaşayan ve ondan dini bilgileri öğrenen kişiler için kullanılan ashabı suffa tamlamasındaki suffa sözcüğüdür kök sözcük.
öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek hakikate ulaşılır.
öğrencilerinden biri mevlana'ya sormuş:
"efendim bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?"
"şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım."
öğrenci gitmiş birincinin ensesine bir tokat aksetmiş. tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla mevlana'nın ögrencisini yere yıkmış. öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. yaradana güvenip ikinciye de bir tokat aksetmiş. o da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. üçüncü söyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan calışmasına devam etmiş. öğrenci mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış. mevlana:
"işte sana istediğin örnekler... birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti. ikinci, tarikat kapısındadır. tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "sana kötülük yapana bile iyilik yap". onun için döndü, oturdu. üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. iyinin ve kötünün tek yaradandan geldiğini bilir, inanır. yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından söyle bir dönüp baktı. dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. iyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. onun için dönüp bakmadı bile...
tasavvuf eşit mutluluktur. neden? insan eşit mutluluktur. yaşam çok kolay ve başarılı olur.yunus emre'nin dediği gibi 'sen kendini bilmez isen bu nice okumaktır.' kendimizi önce bilmeliyiz. nefsimizi ve ruhumuzu ve bu iki patrondan emir alan aklımızın, fizik vücudumuza yaptırdıklarını, sonuçta da mutlu veya mutsuz oluşumuzu çok açık matematik denklemi gibi görebiliriz. yaşam özeti budur. bütün kitaplar ve filmler, bu çeşitlemelerle dolu ve bundan ibarettir.
mevlana insana allah'ı unutturan dünyadır der.. dünya cazibesi her zaman insanları aldanışa itmiştir.. ancak durmadan doğan, batan güneşler.."he heyt" diyesi gelir insanın.. "ben neyim?" ve "nerden gelip, nereye gidiyorum?" diyesi gelir insanın kendi kendine.. adeta kendisiyle yüzleşesi gelir.. geceler ve gündüzler, gelip geçen günler, mevsimler ve yıllar, evrende insanı düşünmeye çağıran sayısız hikmetli görüntüler, düşünen insanın gönül kulağına birşeyler fısıldamıştır.. tasavvuf: bencillik değil, diğer benliktir.. başkalarıyla kaynaşmadır.. tasavvuf: merhamettir, muhabbettir, hizmettir.. laf ebeliği, söz kalabalığı değil, samimiyettir.. taşa karşı gül, zehire karşı panzehirdir.. mevlana'nın dediği gibi "ne olursan ol yine gel" dir.. tasavvuf deliyi veli yapar.. taşkını uslu kılar, taş bağrı ısıtır, yumuşatır, katı kalpliyi gözü yaşlı yapar.. şaşkını, kendini bilmezi karanlıktan aydınlığa ulaştırır.. denizde çırpınanı selamet sahiline ulaştırır.. tasavvuf çobanı sultanlaştırır, sığ bilgiyi ummanlaştırır.. tasavvuf, topraktan yaratılan insanı nurlaştırır, melekleştirir.. tasavvufla samanlık seyran, daracık yerler adeta meydan olur.. tasavvuf asıl amaç olan "insan-ı kamil"(kamil insan) olmanın yolu ve yöntemidir.. bu entryle anlatmak istediklerimi tam anlamıyla anlatabileceğimi zannetmiyorum.. bahsedilip yazılanlar yazılamayanlara göre denizlerden bir damla gibidir.. damlanın denizleri temsil ettiği düşünülerek bu entry girilmiştir..
ruhçu öğreti ile islamiyetin harmanlanmış halidir.nasıl ki kabala(kabbala,kabhala) ruhçu öğreti ile museviliğin bir karışımıysa tasavvuf da aynı şekilde karma bir inançtır.
peki nedir ruhçu öğretinin temel öğeleri?
şunlardır:dünyaya acı çekip olgunlaşmak için gelen yani bedenlenen ruhlar,reenkarnasyon inancı,acı çekmek ve sefil yaşamanın övülmesi,allah'a ortaklar koşmak,kutsal insan ve nesnelerin varlığına iman,dünyadan el etek çekerek beyin gücünü geliştirmeye yönelmek,tekamül yani evrim inancı ve en nihayetinde tanrı'yla bütünleşip bir olmak inancı.
bu ruhçu öğreti bir şekilde tüm dinlere sızmıştır.bir tek kuran allah'ın koruması altında olduğundan kuran-ı kerim'in içerisine sızamamıştır.ama çeşitli uydurma hadisler,tasavvuf ve tarikatlar yoluyla islam dünyasına da girmeyi başarmıştır.ama aslında tasavvuf islam'la taban tabana bir zıt öğretidir.daha doğrusu taban tabana bir zıt öğreti olan ruhçu öğreti ile islam'ın harmanlanmış halidir.
fakat bu karışımda ruhçu öğretinin mi yoksa islam öğretisinin mi ağır basacağı,tarikattan tarikata hatta kişiden kişiye değişir.kimi sufiler daha islam'a yakın bir inanç sergilerken kimisi ruhçu öğretiye yakın görüşler ileri sürer ve benimserler.
sufilerin ve diğer tüm mistiklerin savlarını isbatlamada kullandıkları yöntemlerden biri,kutsal kitaplara sembolik anlamlar yüklemektir.bu sayede kendi görüşlerini gerçekmiş gibi gösterebilirler.çünkü bir şeye sembolik bir anlam yüklerseniz,istediğiniz anlamı ,istediğiniz inancı sanki kutsal kitapta varmış gibi gösterebilir ve onaylatabilirsiniz.