show tv de haberlerden önce hafta içi her gün saat 17:30 da yayınlanacak yeni bir yarışma. aslen yabancı formatlı olan bu yarışma "come dine with me” ismiyle almanyada, fransada ve ingilterede büyük ilgiyle izleniyor. her hafta 5 amatör aşçı yarışacak,her biri bir gün evinde yemek yapıp diğer yarışmacıları ağırlayacak.yaptığı yemekler ve yemek sunumları değerlendirilip diğer yarışmacılar tarafından puan verilecek. hafta sonunda da tüm puanlar toplanıp en iyi aşçı ödülünü alacak. ödül miktarı 10.000 ytl. dün akşam yayınlanan bölümüyle insanlarımızın ne kadar nezaketten uzak olduğunu, lezzet için değil karnını doyurmak için yemek yediğini görmüş olduk. dayıyacaksın pastırmalı kuruyu, nohutlu pilavı, turşuyu, soğanı kapacaksın ödülü...
beğendiğim program olmuştur. keşke hep devam etse. eğlenceli ve öğretici bir konsept. evinde misafir ağırlıyorsun, uygun yemek, uygun ortam, sunum filan. ancak insanlar eleştirmeye gelmiş. ev sahibi mutfağa gidince bır bır konuşmaya başlıyorlar. ayrıca insanların kaba ve iyi niyetten uzak oldukları gibi nasıl bir kaprisli, nasıl bir önyargılı olduklarını görüyorsunuz.
herkes ayrı telden çalıyor. birisi kibarlık budalası misali asortik yemekler yapıyor, birisi iğğgghk enginar yemem yiyeni de sevmem diyor.
yalnız insanlar da büyük hatalar yapıyorlar. misal kadın masayı gelin gibi süslemiş, yemekler çeşit çeşit ama sofrada su veya başka içecek bişi yok. uzun süre de getirmiyor. millet imdat, boğulduk diyor da ancak getiriyor. öbür yandan lüks bahçeli havuzlu evde masayı hazırlamışlar bardakların içi toz dolu.
ek: programın orijinali olan come dine with me ile ilgili ufak bir araştırma yapınca, yarışmaya katılanların amatör ahçi olarak adlandırılabilecek yemekle ilgili olan insanların orjinal ve ciddi yemekler yaptıklarını gördüm. yemeklerin resimlerine bakınca inanamadım. http://www.channel4.com/...d/on-tv/come-dine-with-me/
bizdekinde ise yemek pişirmekten pek anlamayan, hatta yemek kültürü bile olmayan insanların nerdeyse bekar yemekleri yaptıklarını gördüm. en orjinal şey enginar üzerine kaşar ve et koyup fırına vermekti şimdiye kadar gördüğüm.
bu arada anlayışsızlığın ve bencilliğin sınırlarını zorlayan bir arkadaş yarışmacılardan vejeteryan olanı aç bırakırcasına bir menü hazırlamış. kızcağızın yiyebileceği bir tek salata ve ızgara yemeğin sosu vardı. bundan da hiç gocunmadı. kendisine burda açık açık yuh demek istiyorum.
ek 2: vejeteryen kızın kıymalı çorba içtiğini öğrendim şimdi. ona da ne diyeceğimi şaşırdım.
beş tane alakasız tipi bulup, birbirlerine yemekleriyle işkence etme mantığına dayanan harika program. yemeklerin verdiği ızdırapla yarışmacılar da harika laflar ediyor.
kıyma yiyen vejateryen yarışmacı armağan güzelliği ve ukalalığı* ile programın dikkat çeken başka bir unsuru
konseptinde objektif davranma, efendi gibi yemeği yiyip sonra puanları verme olmayan; iyi olanın sıklıkla kazanamayacağı yarışmadır aynı zamanda. giydiremiyorsanız ben bunu* yiyemem alerjim var dersiniz olur biter. (bkz: yataktayız) (bkz: come fuck with me)
misafirlerini villasında ağırlayan gayet zengin yarışmacı armagan hanım kızımıza eleştiri adına itin *ötüne sokup çıkarılmıştır, bence şişko yarışmacı ve yaşlı çirkin bayanlar kıskandılar hadi erkekler size ne oluyo dediğim eğlence dolu tv programı.
beş kişinin beşinide abidik kubidik bir yemekle zehirlemek istediğim garip bir program... misafir umduğunu değil bulduğunu yemez mi arkadaşım... ne bu ben kraliçe elizabeth'im nerede benim portakallı ördeğim edasıyla yemekleri beğenmemek kimsin kardeşim sen ananın evinde de yiyordun dimi yengeç bacağını ayrıca o limona alerjisi olan kazulet karıya da kılım ... hatta vejateryenim diyip kıyma yiyen o ukala kızıda kınıyorum...
sadece program icabi oyle davrandiklarini umdugum 5 adet terbiyesiz insanin akillara durgunluk veren bilesimi, neden oyle umdugumu da bilmiyorum acikcasi, hicbirini bi yerde gorecegim falan yok ama nedense aniden evimde bitivereceklermis gibi urperdim. yarismacilarin davranis bozukluklari yetmezmis gibi yemeklerin yapilisi asiri hizli cekimde gosteriliyor ve insan bogulacak gibi oluyor, kiz 5-6 dakikalik hizli cekim suresince en az 10 tane yemek yapti, yarismacilarin gelmesine 2 dk kaldigini dusundugunuz ve e oha yeter artik dediginiz noktada bile besamel sos icin patlican cikartmakta idi! gerilim had safhada, koltugunuzda ta$ kesilerek izliyorsunuz. ayrica tamam yarisma bu, rekabet falan ediyorsunuz da bi cirkeflik bu kadar kor gozum parmagina yapilmasin lutfen, hayatimda izlerken bunun kadar gerildigim ve tahammul edemeyecek kadar yoruldugum sadece tek bir program hatirliyorum o da itirazim var idi ve allaha sukur gercek degildi sahnelenenler. su an sadece tum kalbimle bunun da oyle olmasini umuyorum.
p.s: cenesinde beni olan 90 kiloluk teyzenin bir sonraki bolumde mangala oturtulmasi konusunda israrciyim.
ha bide sarisina sormak istiyorum; -bu gosterilen ev seninse- manyak misin kizim sen 10bin ytl icin kendini maymun ediyosun?
das perfekte dinner adiyla almanyada yayinlanan yemek yarismasi formatinin tükce hali. bir seneyi askin süredir alman versiyonunu severek hatta ailecek izleriz. genel olarak herkes yemeklerde cok özenli, ve yarismacilar arasinda gayet normal ve seviyeli konusmalar olur,hatta bazi haftalar 5 kisi cok acayip kaynasir kanka olurlar, bu haftalarda programi izlemek de ayrica zevkilidir, karsilikli eksiler kamera karisinda yalnizken anlatilir, ve puanlamaya yansitilir olur biter. simdi 20 dakikalik yemekteyiz izlenimimden sonra gördüm ki, firina patates süren, rus salatasi yapan bir ev sahibi ve onu cekistiren mutfaga gider gitmez bin bir türlü laf eden 4 insan vardi masada, birbirlerine cemkirmeler girla. ya bu agresiflik bu kavga zihniyeti nedir bizim millette, acaba diyorum kasten böyle rol yaptirip programin reytinginin artmasini mi hedefliyorlar? senelerce bize bunu izlettiniz zaten bbg tarzi programlarla, oysa yemekteyiz adi üstünde yemek hakkinda olmasi gereken bir program.
uzun zamandır futbol dışında televizyonda izlediğim ilk program. estonya maçı sonrası yorgunlukdan gözlerim yanıp kaşınmasına rağmen gece yarısına kadar izledim. iki çirkef kadın, diğer kıza sığ diyen sığ bir adam, kedi kılını görmemiş gibi yapın deyip meyvelere devam eden bir şahsiyet ve dünyanın geri kalanında muhtelemen pek haberi olmayan bir hanım kızımız yarışıyor. diğer yarışma ya da eğlence programlarından çok bir farkı yok ama ekrandan koşarak uzaklaşmayı önleyecek bir özelliği var: bu programda kutumda büyük hissediyorum, 9 numaranın bakışlarını beğenmedim, kaynanadan elektrik alamadım, şansın çok bol olsun seni çok seviyoruz gibi nerden tutsak kopacak soyut şeyler yerine yemekler var, evlerine misafir oluyorlar, temizliği inceliyorlar, sofra düzenini falan tartışıyorlar. odul de çok büyük olmadığından yarışmayı sallamadıkları yerler de oluyor. velhasılı izlenilebilitesi var.
hiç dayak yememiş 5 kişinin birbirlerinin sabrını sınadığı program. aslında format çok güzel, kendini izlettiriyor, ama senaryo gereği mi ya da kişiliklerinden dolayı mı bilemediğim son derece kıl tipler mevcut. hatta tikiliği nedeniyle ilk 2 programda kıl olduğum armağan kızımız artık benim gözümde en efendileri. bardak kırık, kül var, hava soğuk bize oda mı ayarlayamadı, kedi tüyü var, fiyasko, felaket, sen yapmadın, yuh 5 saate mümkün değil yapamazsın, o hazır bu hazır gibi yorumlara n.ş.a bir insan kızılcık sopasıyla yanıt verir. hele ki kızıl saçlı teyze gıcıklık konusunda aşmış lise edebiyat öğretmeni gibi, evlerden ırak. küpeli olan bey ile tosun bankada sıra numarasına itiraz eden, otobüste kulaklık sesine laf eden tiplerden. tosun evinde kedi beslemiş, bir kedi tüyünden tiksinirken oluşan surat ifadesine bakan meyve tabağına sıçılmış sanar.
"ay bu kedi tüyü, ben kedi besledim evimde bunu bilirim, hem de beyaz kedi besledim yani tanımama şansım yok" gibi bir replik, allahından bul.
geriye kalan orta yaşlı bey en iyisi gibi, kötünün iyisi. kızartma olan masaya oturmam, kızartma varsa kalkarım diyip tadına baktı, ayıp olmasın diye düşündü inşallah.
yani o kadar kıl özellik sahibi biri, bu kadar saygısız, görgüsüz olup da şimdiye kadar nasıl karnını doyurmuş, nasıl hayatta kalmış, nasıl 3. sayfaya çıkmamış hayret!
ingiliz orijinalini izlemiştim ben bunun. yarismacilardan biri kuafördu ve porschesi vardi. bir digeri veterinerdi ve onun da porschesi vardı. teyzelerden biri yasli ve gelenekci bir ingilizdi, digeri evde calisan metin yazari... mutlaka daha elit bir yapisi vardi orijinalinin, amma burasi da türkiye di mi ya? dedikodu olayı tam anlamiyla biz de olmasi gereken şekildir, o ona laf sokacak, öbürü onu tırmalıycak ama bunlari hep arkadan yapacak. nefis... dozu kaçmasın yeterki, havada bi tepsi uçan revani görmeyelim aman...
bir de benim ingiliz versiyonunu izlediğimden olsa gerek, hiç birisi bi halt yapmayı becerememişti. geleneksel teyzeden umudum vardı, o bile batirdi yemeklerinin hepsini. ama kültür farkından olsa gerek, batıdaki formatlarda daha bir "haydi sosyalleşme zamanı, gelin kaynaşalım" durumu var. bizim vatandaşta ise mutlak bir "ne sosyelleşcem be" tepkisi sezilmekte. bizimkiler en güzelinden dedikoduyla sosyalleşebiliyorlar.
bir de içki durumu var. malum yasaklardan dolayı bizde masada içki yok. fena mı olurdu masaya bi büyük açsalardı da, gecenin ilerleyen saatinde sulukule imajlı teyze göbecikler atsaydı. küpeli maçomsu ve duygusalımsı genç inceden armağan sarışınına yazsaydı falan... yapanın, yazanın, düşünenin, bulup getirenin ellerine sağlık.
böyle laf sokmalarla, burun kıvırmalarla ve aşağılamalarla giderse bir gün yemek masası başında kafa göz yarılacağını düşündüğüm yarışma programı.
yarışmacılar; her şeye bahane bulan şişman bir teyze, makul görünen ama salak saçma konuşan orta yaşlı bir tip, evde kalmış da asabiyeti başına vurmuş gibi görünen kızıl bir hatun, cilalı imajlı, hiç bir şeyi beğenmeyen tombalak adam, koca bir villada yaşadığını gördüğüm ve ev sahibi olduğu programla birlikte favorim olan sarışın tiki.
tiki kızımız fena halde kıskanılmış her halde. kızı resmen itin götüne sokmaya çalıştılar ama helal olsun sağlam sabır varmış, ben olsam hanım tüfeğimi getir der, hepsini o yemeğine, temizliğine, ıvır zıvırına bok attıkları yemek masasının üzerine sererdim...
yemek yapmaya, tarif almaya, yemek programlarını izlemeye ilgisi olan insanların merakla izleyeceği bir program olmuş. içine son zamanların reality showları tarzı baharatlar da konmuş olması lezzeti destekliyor. yarışmacılara ve tavırlarına gıcık olunup, ev sahibi ile empati kurulup izleniyor, sonra da kafada menüler oluşturuluyor gece gece, ben olsam şunları pişirirdim diye. bu arada limon alerjisi diye birşeyin de varlığını öğretmiştir, memnuniyetsiz kızıl teyze sallamadıysa tabi.
her biri birer gurme olan, oldukça görgülü -konuk olma ve misafir ağırlama noktasında bilhassa-, birbirinden mümtaz kimselerin biraraya getirildiği bir magazin dedikodu programı. format şöyle; önce sırası gelen katılımcının evine akşam yemeğine gidilir, bi şekilde az ya da çok emek verilerek hazırlanmış olan yemekler yenir, misafirlik süreci bitmeden dedikodu kazanı kaynatılmaya başlanır. hatta daha masada başlar 'herşey iğrenç, bunu insan yiycek, ben bunu kıçıma bile sürmem' süreci. yiyen yer, yemeyen yemez, kim neresine isterse orasına sürer o ayrı. ama akıldan geçeni, fikri dile getirmenin de bir üslubu, yakışanı vardır ve sofra adabının da bir parçasıdır bu gibi durumlarda. şahane gerçekten, hayretlerle izliyoruz.
katılımcıların yemek yapma yeteneklerinden ziyade farklı amaçlar güderek yarıştıklarını düşündüğüm program. zira hiç birinin (tombul ablamız hariç) 10.000 ytl ye ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. şöyleki:
-sarışın kızımız: villada oturuyor, mimarmış (valla kendi söyledi), bekar. amaç: güzelliğini kullanarak oyuncu olmak, ya da koca bulmak. -turuncu saçlı ablamız: cihangir'de boğaz manzaralı evde oturuyor, satış müdürüymüş yanılmıyorsam, bekar. amaç: koca bulmak (43 yaşında olması düşündürttü beni) -küpeli tombul delikanlı: hiç de fena olmayan stüdyo dairede oturuyor, satış uzmanıymış, bekar. amaç: televizyonda program sunmak ya da kız arkadaş bulmak. çünkü her lafa karışıp, fazla konuşuyor bir de tiki kızımıza sürekli çok sığ buluyorum diye suçlayarak nasıl kişilerden hoşlandığını belirtmeye çalışıyor. -reklamcı abi: villa vari bir evde oturuyor, boşanma aşamasında, bekar sayılır. amaç: bu kişinin siması o kadar tanıdık ki daha önceleri bile televizyonda boy göstermiş olabilir, böylelikle ününü pekiştirmek. -tombul abla: çok mütevazi bir evde oturuyor, ne iş yaptığını hatırlamıyorum, bekar. amaç: şarkıcı olmak, her bulduğu arada şarkı söylüyor. bir de koca bulmak (abartmıyorum bunu yemek yaparken söyledi kendisi)
sonunda şaşı gibi bakan garip küpeli tosunun kazandığı (yengeç panee diye bağıran garip bir adamdı bu, üstelik milleti sehpada ağırladı) yemek yarışması. belki de ilk yarışma diye bir talihsizlik oldu, birbirinden abuk tipleri yarışmacı diye almışlar.
özellikle, kazanan, tosun çocuk inanılmaz kaba ve terbiyesiz bir elemandı; "ben bu insanlardan tiksindim, hiçbiriyle de imkan yok görüşmem" dedi, yüzlerine şirinlikler yaptığı halde. tahminen güzel ve şımarık kız ona pas vermeyeceğini bildiğinden program boyunca "ıyy ne boş, aman ne garip kız bu, ööö cahil" modunda laflar etti. hatta elemana hediye verdiler, oha süper bittim öldüm hastasıyım bu hediyenin deyip sonrasında "bence çok salakça hediye vermek, şov bunlar" dedi. 10bin ytl yle kendisine masa alır inşallah. ayrıca kendisi herkesle ilk tanıştığında "oha kesin kazanırım ben" demiş. yuh diyoruz.
ayrıca 4 kişiyi bir gece ağırlamak kesinlikle bu kadar zor değildir. verdikleri bütçe de gayet iyiydi anladığım kadarıyla, süper şeyler yapılabilirmiş.
edit: entryi yazdıktan sonra stumble löp diye karşıma come dine with me nin edinburghdaki 3.gecesinin bilmemnesini çıkardı, korkuyorum.
armağan hanımefendiyi uzaklardan tanımam nedeni ile ilgimi çekmiş beni her gün televizyon karşına geçirtip hayretlere düştürmüş program. biri bizi düdüklüyor, anne bana koca bul tadındaki programları arasında biraz daha kaliteli bir formatı var fakat kalitesiz olan insan faktörü maalesef herhangi bir şekilde saklanamıyor.
bir kere her şeyden önce kafamıza uçan tekme gibi yerleşen düşünce, insanların ikiyüzlü oldukları. tamam bunu biliyorduk, neeext diyoruz lakin burada başka bi durum var, bu iki yüzlüğü insanların izleyeceğini bile bile yapmak, yani onların hakkında söylediğin basit cümlelerin onları kıracağını, rahatsız edeceğini, ya da eksiklerini onları rencide edeceğini bile bile sürekli tekrar etmek, çirkeflikten başka bir şey değil. ulan bi misafirin evine gidince ayy kedi kılı çıktı diye 20 kere konuşmak görgüsüzlük değil de nedir? he tamam o zaman misafir evde yemeyi beğenmemekte ayıp herkese 10 verelim diyen sesleri duyar gibi oluyorum, tamam kardeşim yemeğine puan var ama sizin anneleriniz küçükken sizi çok çimdiklememiş belli, kıldı tüydü anında yok edip, görmemezlikten geleceksin.
tosuncum bu lafım sana? senin derdin dostum he? yapmadığın çirkeflik kalmadı be. o tombiş hatun kendisine kardeşim demişti, 10 puan vermişti, tosun ne yaptı? hiç biriyle asla görüşmem,kesinlikle benim seviyemden değiller gibisinden laflar etti. ya görüşmezsen görüşme ama bunu söyleyip prim yapmak tam da sana göre bir davranış oldu.
beni üzen durum aslında şu; işte hayatın özeti de bu. senin gibi herifler kazanır her zaman hak etmeden. sen spor ayakkabılarını üstüne uzattığın masayı silmeden, masa örtüsü dahi örtmeden çatalları, tabakları koyarsın ama ödülü de alırsın. ayrıca armağan için beş dakka da bir sığ dedin de; kişilik okumakla da gelişmiyor işte nallet olsun ki, en azından o kitap mitap okur gelişir, seni çocukluktan eğitmek lazım be anacım. sil baştan yapmak lazım.
ikinci adam ismini bilmiyorum, sen hak ettin bu ödülü. parayı kazanmadın ama insanlığınla dostluk kazandın ki bu da kanımca senin için daha önemli bir kazanç.
aslında gayet önemsiz üzerinde durulamaması gerekilen bir show (her anlamda) ama kısacası beni üzen bir program oldu. arada para olması önemli değil insanların birbirlerine bu kadar tahammülsüz, bu kadar anlayışsız davranması canımı sıktı. bu insanların yüzlercesini otobüste, metroda, okulda, işte herbiyerde görmek zorunda olduğum için belki de. en ufak bir farklılıklarında birbirini yargılayan, hiçbir değişikliğe hoş bakamayan, kendilerine başkalarının özel hayatını eleştirme gibi bir hobi bulmuş varlıklarla aynı dünyada yaşamak zorunda olmak can sıkıcı değil de nedir?