hesabın var mı? giriş yap

  • "ama hdp tümüyle emanet oylarla buradadır, şeklinde bir yaklaşım doğru olmaz" demiş. sıfırdan gelmedik zaten bir tabanımız vardı, onun üstünde emanet oylar tabi ki var ve bizim için bunlar da çok değerli zaten diyor geri zekalı arkadaşım. ne desek de hdp'ye oy verenleri pişman etsek diye yırtınıyosunuz da, geçmiş olsun o işi geçeceksiniz. herkes verdiği oyun arkasında.

    gelen mesajlar üzerine edit: hiç mesaj gelmedi ya lan.

    bu arada ben hdp'ye de vermedim. niye bu kadar atarlanıyom belli değil.

  • selam sözlük, nasılsın?
    sana bilgi bırakmaya geldim.

    öncelikle biraz uzun ve dağınık olacak yazı, kusura bakmayın. mevzuat, fiyat, kimlere göre, parasını verip yaptıranlar, nere konulur, nere konulmaz filan anlatmaya çabalayacağım.

    ilk olarak, kendisini siparişini verdim, 2 ay içinde de teslim edilmesini bekliyorum. polenezköyde arsa da kiraladık, haftasonları kaçış rotamız olacak kendisi. ben buraya nereden geldim ile başlamak isterim. aslında çocuk ve köpek olunca arabaya (c hacthback) sığamadığımız için arabayı büyütelim dedik, sonrasında bu paraları biz bir arabaya niye veriyoruz sorgulamasından sonra epeydir gözucuyla takip ettiğimiz bu tiny house olayına girelim dedik. bu durumda pandeminin de etkisi oldu. hepimiz bir yerlere kaçmak istiyoruz, kapalı ortamda kalmak istemiyoruz sonuçta.

    tiny house ile ilgili olarak ilk ayrım tekerlekli mi? tekerliksiz mi olacağı konusudur.

    tekerlekli bir tiny house olacaksa, karayolları yönetmeliğinde belirtilen araç römork genişliklerine uymak zorunda. buda kabaca, 8 metre uzunluk, 3 metre yükseklik, 2.5 metre genişlik demektir. plakası çıkarılması gerekmektedir. ağırlık olarak malzemeye göre değişse bile benim gördüklerim 2 tondan aşağı değildi. bu şu anlama gelir, bunu sağlıklı olarak bir yere çekebilmek için ayarladığınız araç en az 2200 kilo ağırlığında olması gerekir. 5, 10 metre kaydırmalarda sorun olmaz ama a noktasından b noktasına gitmek için gerekli olan araç bu özellikte olması gerekiyor (ford raptor, toyota hilux gibi 2500 cc ve üzerinde motor hacmine sahip araçlar kısaca, ancak traktör istisnadır. o da çekebilir rahat rahat).

    gezenbilir forumunda, ücret karşılığında (genellikle ek gelir olsun diye haftasonları) karavan ve bu tarz evleri çeken insanlar var. kamyoncu gibi dan dun taşımadıkları için tercih edilebilir. (yada bir taşıyıcının üstüne yerleştirir öyle ulaşım işi çözülebilir)

    tekerlekli tiny houselar genel olarak karavan veya römork ruhsatı ile satış işlemi gerçekleştirilmektedir. bu araçlar motorsuz olduğu için (mtv) vergiden muaftırlar. ancak karavan ruhsatınız varsa yılda bir kere muaneye (tüvtürk) girmesi gerekiyor (a'dan b'ye gideceğiniz zaman), yada polis görse bile anlamaz diyip şansınızı deneyeceksiniz.

    zaten bir tiny house'u karavan gibi sürekli gezdirecekseniz, bence kompakt bir karavan almanız daha mantıklı. biz tekerlekli tercih ettik ancak tekerleksiz olan tiny houselar için yine karayollarında taşınabilecek yükler (bunu bir tır'a yükleyip araziye getirileceği için) en 3.5 metre, yükseklik 3 metre, 8 metre uzunluk olması gerekiyor.

    tekerleksiz olan evler, imar mevzuatına göre yapı statüsünde olup inşaat ruhsatına tabidir. bu yüzden, şimdi bu evi nereye koyacağınız önemli.

    ben belediye başkanını tanıyorum, muhtar'ı tanıyorum, sıkıntı yok diyorsak tamam. ama yasal mevzuat nedir diyenler için;

    nüfusu 10 000 kişiden az, kırsal bir alanda ise plansız alanlar imar yönetmeliğinden faydalanmanız gerekiyor. mücavir alan veya köy yerleşik alanı içerisinde ise proje, tesisat vs ile belediye'ye, mesken dışında ise valiliğe bağlı il özel idaresine başvuruda bulunmanız gerekiyor.

    büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde ve imar planı içerisinde bir alanda ise ilçe belediyesine.
    büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde ancak imar planı bulunmayan bir alan içerisinde iseniz bağ evi yapmak istediğinizi belirterek il tarım müdürlüğüne (http://tad.tarim.gov.tr/) üzerinden başvuruda bulunabilirsiniz (kabul edileceğinin garantisi yok, bunu her türlü deneme şansınız var ancak tarım en son olarak onay verdikten sonra da varsa belediyenin ruhsat düzenlemesini istiyor. o yüzden öncelikle belediye ile görüşmenizde, böyle bir şeye onay vermiyorlarsa hiç masraf yapmamak lazım).

    iyi diyorsun, hoş diyorsun sen bana bunun maliyetini söyle diyenler için diyebileceğim tek şey bunun sonunun olmadığı yönünde.

    proje olarak başından sonuna kendiniz olmayacağınızı, a veya b firmasına yaptıracağınızı varsayarsak 80 bin liradan başlar, ev gibi ben bunun içinde yaşarım dediğimiz 160 bin ile 250 bin arasında, instagramda gördüğümüz iki asma katı olan oha lan, bu tiny house mu dedikleriniz de 300 bin ve yukarısına doğru gider (dolar 7.97 idi bunu yazarken, yukarı doğru giderse işte oranlayarak fiyatları güncellersiniz).

    peki kimden alınır ? şimdi yazacaklarım iyi kötü google'a yazdığınız önünüze gelecek ilk firmalar. bu işi butik olarak yapan kişilerde var. ayrıca yeni yeni prefabrik ve benzeri işler yaparken küçülerek bu işe dönen firmalar da var (fena iş çıkarmamışlar).

    ben genel olarak takip ettiklerimden bahsetmek istiyorum.

    https://www.mooblehouse.com/

    ilk fuarda sergiledikleri model çok kötüydü ama geri dönüşler doğrultusunda yaptıkları değişiklikler sonrasında güzel işler çıkardılar. dış tipini seçtikten sonra farklı ebatlarda üretmeleri ile esneklik sağlayabiliyorlar. iç kalite konusunda midline, highline diye iki paketi var, nasıl bir kalite farkı oluyor canlı görmek lazım. fiyat olarak vagoon house ile paraleller.

    https://www.sunprefabrik.com.tr/

    hazır bir şekilde teslim ediyorlar. prefabrik mantığında ve malzemelerden tiny house üretmişler. tatava yapma bas geç kafasındaki arkadaşlara alternatif olarak düşünebilirler. vagoon ve mooble'a göre ucuzlar ama kalite olarak ekmek/köfte durumu mevcut.

    ++: [https://www.hanehouse.com/ https://www.hanehouse.com/]

    avcilarda bu aradaslar. cok temiz, kullanisli ve ferah evler yapiyorlar. yavaş yavaş adlarını daha çok duyacağız gibime geliyor. bence bi sans verilmesi, en azindan gidip görülmesi gereken evleri var.

    biz genel olarak hafta sonlarında kaçacak bir yerimiz olsun istedik. düzenimizi ona göre kuruyoruz ancak uzun süreli burada yaşamayı düşünen arkadaşlara haddim olmayarak bazı tavsiyelerim olacak. ben, eşimle ilk tanıştığımız zamanlarda çok uzun süre 1+0 denilebilecek bir çatı arası katta kaldım. 20 m2 olayına aşinayız.

    öncelikle tiny house'da veya karavanda yaşamanız sizin masraflarınızdan kurtulmanız anlamına gelmez. hatta genel olarak daha pahalıya gelir. misal mini (hilton tarzı) buzdolabınız olur. buda öyle kilo kilo alışverişten ziyade günlük alışveriş demek. 2 alana bir bedava diye bir durum yok. bunu çektiğiniz yerin güvenliğini sağlamak lazım. bahçesinin bakımı, ısınma için klima vs masraftır.

    ikinci olarak ev konforunu burada aramayın, hüsrana uğrarsınız. 20 m2 evinizin olduğunu kabul ederek, fazla bütün eşyalarınızdan kurtulun. sonrasında fazla olmayan ama ben bunu son bir sene, bir ay vs içinde hiç kullandım mı diye sorduğunuz eşyalardan kurtulun. pratik, kullanımı basit eşyalara yönelin.

    mümkünse tavanı yüksek bir yapı tercih edin. 2.5 metre en insanı basar bir yerden sonra. bunu tavan yüksekliği ile bol bol pencere ile dengelemeye çabalayın.

    çok pahalı geldiğinde, sıfır clio parası keh keh diye kendinizi avutun.

    günün büyük kısmını dışarda geçirebileceğiniz bir alanınız olmasına özen gösterin.

    evin her köşesini %100 verimli değerlendirmek isterken boğulmamaya özen gösterin. yani her yeri dolap yapmayın. ferah alanlar bırakı, bazı duvarlarınız boş kalsın, evinizdeki gibi tablo vs asın.

  • 1- 200 değil 20 milyona restore edilmiştir.
    2- ailesi için değil, kültür sanat faaliyetleri kapsamında kullanılacaktır ve bu durum da açıklanmıştır. biraz edep.

    edit: düzeltme.

  • karnesini gösteren ilköğretim öğrencilerine yeter ki okusunlar diye ücretsiz kitap dağıtan bir şirkette, elinde pek de parlak olmayan bir karne ile gözüne kestirdiği bir masaya yaklaşıp son derece mahçup bir eda takınarak ''sadece takdir ve teşekkür belgesi alanlara mı kitap veriyorsunuz?'' diyen bir çocuğun; çalışanın ''olur mu öyle şey? ver bakalım karneni? hmm...fena değilmiş. ama bence sen seneye daha çok çalışıp takdir belgesi alacaksın, bana öyle geliyor. al bakalım kitabını.'' demesi üzerine yüzünde açan güllerin sayısına ve elinde kitabıyla sekerek uzaklaşmasına şahit olmak.

  • ince'ye değil bakanlık selam verilmez.

    oğan için türk dünyası ile ilişkiler bakanlığı bence de şık olacaktır.

  • 15 kasım 1957’de bir gün içinde kaydedilip, 1958 yılında prestige’den prlp 7130 koduyla yayınlanan red garland quintet albümü.

    albümün harikuladeliğini anlatmaya başlamadan önce, kaydın bir yönüyle, abd’lilerin çok sevdiği “redemption” olgusunu kısmen de olsa karşıladığından söz etmek gerek. zira piyanoda hünerlerini sergileyen grup lideri red garland’ın, tenor saksafonda john coltrane’in ve davulda art taylor’ın ortak özellikleri, aynı yıl içinde miles davis’ıin grubundan kovulmuş olmalarıydı.

    1957’nin mart’ında miles, önce uyuşturucu problemleri nedeniyle trane’i gruptan atar. 6 ay sonra art taylor, miles’in istediği gibi çalmaması nedeniyle laf sokmalarına dayanamayıp bir kulüp programının orta yerinde grubu terk eder. miles, hemen bir hafta sonra da, red garland’ın işine son verecektir.

    aynı yılın sonbaharında, trompette donald byrd ve basta george joyner ile biraraya gelen ekip, new york kulüplerinde geçirdikleri ısınma turlarından sonra soluğu bob weinstein’ın prodüktörlüğünde, 50’lerde ve 60’ların başında neredeyse bütün efsane albümlerin kaydedildiği new jersey’deki van gelder stüdyosunda alırlar.

    36 küsur dakikalık süresiyle, tarifsiz bir keyiftir “all mornin’ long”...

    red garland’ın albümle aynı adı taşıyan blues’u, bir hard-bop klasiği için ne enfes bir başlangıçtır öyle. dile kolay, parça 20 dakikanın üzerindedir. 7. dakikasında red garland beklemekten sıkılıp idareyi eline alana kadar, byrd ve trane, dinleyenlerin saksafon ve trompet sololarının nerede değiştiğini takip edemeyecekleri kadar yumuşak bir “elim sende” oynuyorlar adeta. garland dur demese, 20 dakikalık şarkıyı, kendi aralarında kotarmaları işten bile değil. ritim trio işte tam da bu dakikada şarkıyı devir, dinleyiciyi ise hipnotik bir zapturapt altına alıyor.

    garland’ın taşıdığı yerde vazifeyi, 15. dakikada basçı george joyner (müslüman olduktan sonra alacağı adıyla jamil nasser) alıyor. o, dakikalar süren enfes solosunu atarken, art taylor ve garland arkada, onun bıraktığı boşlukları öyle güzel dolduruyorlar ki, joner’ı dinlerken kendinizi bulutların üzerinde yürümenin ama yere düşmemenin şaşkınlığını yaşarken buluyorsunuz.

    (kore savaşı’na katılıp zaman kaybetmeseydi, cazın bu altın çağında eminim çok daha iyi yerlere gelecek olan joyner, kendi döneminde, genç yaşında efsane mertebesine pek çabuk ulaşmış paul chambers’ın gölgesinde kalmıştır kaçınılmaz olarak.)

    yine, gershwinler’in zamansız klasiği “they can’t take that away from me”nin leziz kayıtlarından biri de bu albümün ikinci sırasında yer alır. ekip bu defa, 10 dakikalık şarkı boyunca joyner’a aynı özgürlüğü tanımaz. fakat joyner, parça boyunca üflemelilerin bıraktığı her nefes boşluğunda başını çıkarıp dinleyiciye gülümsemekten de geri durmaz.

    albüm, bir tadd dameron bestesi olan our delight ile hızlı fakat yumuşak bir iniş yapar.

    red garland quintet’in bu leziz albümünü, (kanımca çok da hak etmesine karşın) caz tarihinin ilk 10 ya da ilk 30 listelerinde bulamazsınız. sırf bu özelliği ile bile, insana bir keşif yapmanın, ona sıkı sıkı sarılmanın hazzını yaşatır her dinleyişte.

    1. all mornin’ long (garland) – 20:21
    2. they can’t take that away from me (gershwin) – 10:28
    3. our delight (dameron) – 06:18

    red garland – piano
    john coltrane - tenor sax
    donald byrd – trumpet
    george joyner - double bass
    art taylor - drums

    not: girişte “redemption” dedik ama, sanılmasın ki bu ekip ile miles arasında bir gönül kırgınlığı vardı. albümün kaydedildiği kasım ayında garland ve coltrane, miles’dan gelen gruba yeniden katılma teklifini kabul etmişlerdi bile. zaten hemen bir ay sonra, aralık 1957’de başlayacak o birlikteliği de, (cannonball, philly jones ve paul chambers’ın eşsiz katkılarıyla elbette) ertesi sene efsanevi “milestones” albümü ile taçlandıracaklardı.