ideoloji

/ 3 >>
orijinal ekşi sözlük görünümüne dönmek isteyenler için tarkan'dan geliyor:
başlık içinde ara
 fb  ie8  ws 
no kitty!
  1. fikirlerin ve düşüncelerin bilimi...
    (abani, 20.11.1999 12:54)
  2. hayatını, kendi istediği şekilde yaşamaya üşenenlerin, istediği şekilde yaşamaktan korkanların veya hayat hakkında kafa yormak istemeyenlerin benimsedikleri, her türlü olaya ve duruma karşı nasıl davranılması ve ne düşünülmesi gerektiğini öğütleyen kurallar silsilesi.
    bir gözlük filtresine benzer. kırmızı ve yeşil renkleri meşhurdur. ne kadar sağlamsa, yani ne kadar çok soruna yanıt veriyorsa, yani cam ne kadar kalınsa, özgürlüğü o kadar kısıtlar. benimseyenlerin cevapları kendi aramalarını engelleyerek aynı zamanda gerçek bilgiye ulaşmayı ve bu çabayı engeller.
    (sokratesla, 13.07.2001 23:49)
  3. hiç birini benimsememenin de kendisi gibi bir şey olup olmadığı tartışılan bir olgu.
    (sokratesla, 13.07.2001 23:51)
  4. amerika'yı yeniden keşfeder gibi her yeni günle yeniden keşfedilen, keşfinde alet edevat olarak medyanın kullanılabileceği lob artığı. althusser'e göre ideoloji: tüm sınıfların katıldığı, süregiden, her yana yayılmış pratikler dizgesiymiş diyor uzmanlar.
    (maryjane, 10.05.2002 19:54)
  5. dünya ve toplum hakkında birbirleriyle tutarlı olan inanç ve düşünce sistemi.
    (ozdek, 05.12.2002 00:02)
  6. dünyayı anlayıp değerlendirirken ve davranışlarımızda göz önünde bulundurduğumuz fikir ve inançların bütünü.
    bütün ideolojiler varolan bir dünya görüşünü ileri sürer, istenilen bir gelecek ve iyi bir toplum için model sağlar, politik değişimlerin nasıl olması gerektiğinin altını çizer.
    (rahatsiz, 10.12.2002 11:10)
  7. (bkz: ideolocya)
    (milestones, 10.12.2002 11:17)
  8. sosyal dünyayı tanımlama yöntemlerinden biridir ideoloji.. bu anlamda sosyal teoriye göre daha alt düzeyde bir yaklaşımdır.. sosyal teoride durumsal olan kavramlar ideolojide tartışılmaz kesin gerçekler olarak sorgulanmadan kabullenilir.. sosyal teori doğruları ararken ideolojinin her soruya verecek net bi cevabı vardır.. büyümeye, açılmaya izin vermez.. sorgulamayı şüphe etmeyi yasaklar.. aleyhindeki kanıtları kaale almaz.. şartlanmış, dallanmış ve budaklanmıştır.. tutarsızlıkları vardır ve fakat bunları önlemekle uğraşmaz.. tüm bunlardan hareketle iyi bir şey değildir..
    (dingdongdaddy, 09.01.2003 13:39)
  9. (bkz: ide)
    (kuinirozi, 24.02.2003 14:12)
  10. şerif mardin'in 1969 yılında yayınladığı bir kitabı.ilk olarak sbf yayınları arasından çıkmıştır.şimdi ise iletişim yayınları basıyor bu kitabı.
    (bkz: din ve ideoloji)
    (itaatsiz, 24.02.2003 14:19)
  11. ideolojiyi uc turlu kavramsallastirmak mumkundur. birincisinde ideoloji boyunduruk altina alinanlari sisteme itaat etmeye zorlamada kullanilan ve onlarda "yanlis bilinc" yaratan egemen sinifin yaydigi yari-dogru argumanlari da icerebilecek fikirler, soylemler ve eylemler butunudur ki buna ideolojinin negatif marksist tanimalmasi diyebiliriz. bu kavramsallastirma althusser ve karl mannheim tarafindan bir bicimiyle kullanilagelmistir. ideoloji ayni zamanda ickin bir bicimde herhangi bir dogruluk veya yanlislik icermeyen ve bireylerin dunyayi algilayislarinda bir pencere islevi goren fikirler ve kavramlar butunu olarak da gorulebilir ki bu da ideolojinin notr ve en yaygin tanimlanisidir. serif mardin de yanilmiyorsam ideolojiyi boyle tanimlamaktadir. ucuncu ve son olarak ideoloji ezilenleri bir araya getirebilecek ve onlara kollektif hareket kabiliyeti kazandirabilecek karsi-hegemonik bir fikir sistemi olarak da ele alinabilir ki bu da ideolojinin pozitif tanimidir; ve gramsci ve lacalau'da gorulebilir bu kullanim tarzi.
    (oz dionysos, 19.04.2003 06:08 ~ 10.01.2005 02:48)
  12. toplum yapısını etkileyen düşünce ve inanç sistemi.
    ilk kez 1796'da kendi ideasını tanımlamak için fransız yazar destutt de tracy'nin kullandığı kelime.
    (quisalas, 11.06.2003 15:08)
  13. cemil meriç "ideolojiler insan idrakine giydirilmiş deli gömlekleridir" diyor. gerçekten de bazen faydalarından çok zararlarına rastlıyoruz. "idealar aleminden" devşirdiğiniz soyut bir takım oyuncaklardan oluşan bir set ile, somut dünyayı anlamlandırma ve biçimlendirme çabası, bazen verimli sonuçlara yol açsa da, zaman zaman da sadece dar bir bakış açısını ve kısmî bir gerçekliği temsil ediyor. üzerinde ısrarcı olunması ve hele şiddet yoluyla uygulanmaya çalışılması ise telafisi mümkün olmayan acıları doğurabiliyor. özetlersek aydın bir insanın fikir hayatında tuz kadar yer vermesi gereken bir şey olsa gerek. farklı ideolojilerin sağladığı değişik bakış açıları, meseleleri çözmemize yardımcı olurken, "avuç avuç" bir şeylerin içine boca etmek işin tadını kaçırabilir.

    bir de bunların "bizden olan insanı ortaya koymak için var oldukları" ifade edilmiş (#.......). "biz" kavramının nasıl doldurulacağı gerçekten ciddi bir mesele, hem bu başlıkla ilgili değil, hem belki de beni aşan bir konu. ama biz kavramının yolunun özellikle ve öncelikle ideolojilerin içinden geçirilmesi ülkelerin toplumlarının benlik şuurlarında ciddi çatlamalara yol açabilir diye düşünüyorum. "biz" kendimizi tarif etmek için falanizim veya filanizimden daha iyi bir şey bulamaz mıyız? "-izm"ler yokken biz de yok muyduk? amcam "bizden" ama dayım "öteki" mi? peki o zaman bu ülkede yaşayan insanların asgari müşterekleri, ortak noktaları ne? acele verilmiş bir hüküm gibi görünüyor (belki de ben anlamadım, yazar konuyu açarsa müteşekkir olurum). naçiz kanaatim -mesela- bir belediye başkanını seçerken gereken kriterin hangi kampa mensup olduğundan farklı şeyler olması gerektiği. şehrin yüzünü güldürebilecek bir kişiyse varsın sizden olsun kardeşim.

    (not: "burası türkiye kardeşim, herkes kadrolaşır, bilmiyor musunuz? "sağcılar" gelir, "takunyalıları" doldurur her yere, solcular gelir, eski tüfek militanları" düz mantık değil, sadece bir tesbit. "ve birinin iyi yahut kötü olduğu ile ilgili tek kriter "bizden mi, değil mi?" düsturudur. çekiverin kuyruğunu gitsin" sözleri ise, bir şeyleri desteklemekten ziyade mevcut durumdan şikayet etmek sadedindedir. "siz" ile ilgili olduğu kadar, "biz" ile de ilgilidir. ayar konusu ile ilgili bkz'ı da anlamış değilim, sen şimdi ayar mı verdin yani? hadi ya?)
    (sirkencubin, 23.07.2003 12:03 ~ 24.01.2006 09:40)
  14. insan dediğimiz şey düşünen bir varlık ise onun bütün hareketlerini, kararlarını belirleyen yegane şey de düşüncenin ta kendisidir. ideoloji de birtakım düşüncelerden oluşturulmuş bir fikirler birliği ise ona soyut bir set demek insanın kendisini küçümsemesinden başka bir şey değildir. bazen tek bir ideolojiye bağlı kalmak tabii ki beraberinde dar bir bakış açısını da getirecektir ama böylesi bir durumda insana düşen şey yeniliklere her zaman açık olmak ve sürekli kendini yenileyen tutarlı bir düşünce sistemi içerisinde hayatını idame ettirmektir.

    öte yandan günümüz türkiye'sinde de siyasi etiğin yerlerde süründüğü bir gerçektir; gerçi siyasetin içinde etiğe ne kadar yer vardır diye de sorulabilir. gene de bir insanın sırf çeşitli aldatılmalarla "kendisinden" olduğuna inandığı bir insana oy vermesinden daha acı bir şey yoktur. zira türkiye'deki tutarsız siyasal tercihlerin sebebi de budur: eğitimsizlik ve boşvermişlik. bir gün bakarsınız mhpliler iktidarda öbür gün bakarsınız laik rejim karşıtları iktidarda... mazlum ve kandırılmaya her zaman hazır olan türk insanının nasıl bir adam olduğu dünya alemce bilinen cem uzan'ı yüceltebilmesi de toplumumuzdaki ideoloji eksikliğinin yegane örneklerinden biridir.

    ayrıca bizden mi değil mi sorusunun altında da köşe bir yere saklanmış bir nevi çıkarcı yaklaşımların da olduğu bir gerçektir. elbette ki her seçmen oyunu verdiği insandan birtakım icraatler bekleyecektir ve beklemelidir; ancak, söz konusu olan veya olacak olan icraatların kimin cebini dolduracağıyla ilgili şüpheciliğini de yitirmemelidir. ideolojiye önem veren insanların* hiçbiri genç parti veya akp adayı olan kimseye oyunu vermez, fem dershanelerine gitmez, ülker ürünlerini kullanmaz, özü amerikan kültürünün ta kendisi olan kolayı sanki türkler icat etmiş gibi milleti milli maç havasına sokmaya çalışan kimselerin duygu sömürülerine kanmayarak colaturka içmez!..

    (bkz: budur)
    (justhink, 23.07.2003 20:05)
  15. ilginçtir, güzel memleketimde ideoloji deyince insanlar daha çok sosyalizm, komunizm, bolşevizm vb akımları anlamaktadır. ideolojiye önem veren bir insan pekala akp'ye de oy verebilir, liberal partiye de, anap'a da. oraya buraya gitmem, onu bunu yemem, içmem tripleri ise ideoloji ile ilgili olmaktan çok basit protesto gösterileridir, belki ideolojinin uygulamasında, teferruat kabîlinden hususlardır (-hayır kardeşim, ideolojiye önem veren insan halkın kadıköy meydanının içine etmez, şahsî harcamalarını bakanlık bütçesinden yapmaz, toplum içinde kulağını karıştırmaz, sınavda kopya çekmez, hatalı sollamaz, çalmaz, çırpmaz, kazıklamaz... alll-looooooo, ideoloji diyorum boru mu buuu?- ehem öhhö, ne diyorduk?). toplumumuzun olmadık adamları yüceltebilmesinin muhtelif sebepleri vardır, akıl fikir eksikliği, değer yargılarının, toplumsal devamlılık unsurlarının aşın(dırıl)mış olması gibi pek çok şey sayılabilir, sıra ideoloji eksikliğine gelene kadar akşam olur. insanın aldatılma sonucu kendisinden olduğuna inandığı mihraklara oy vermesi mhp ile, akp ile sınırlı değildir (nedendir bilinmez serdedilen örnekler hep tek taraflı). chp de -mesela- etnik kimliklere, çeşitli toplumsal guruplara, sınıflara sahip çıkmak iddiasıyla halkın oylarını sömürmek gibi bir alışkanlığa sahiptir. hep diyorum ya, konu hangi kampa mensup olduğunuz değil, ideoloji eksikliği hiç değil. ideolojinin eksikliği değil fazlalığı var memlekette.

    soyut bir hakaret kelimesi değil. işin tabiatı bu: düşünme faaliyetinin temel dinamiklerinden biri soyutlama. ideoloji de bu faaliyetin ürünlerinden biri. somut dünyada gözlediğiniz bazı şeyleri soyut fikirlere uygulayarak tekrar kurguluyorsunuz (idea kelimesinin ne demeye geldiğini hatırlayın). her türlü düşünce faaliyetini ideolojiye indirgemek asıl insanı küçümsemek oluyor gibime geliyor.
    (sirkencubin, 23.07.2003 23:30 ~ 24.07.2003 12:33)
  16. siyasal ilkeler bütünü.
    (notr, 27.01.2004 16:56)
  17. terry eagleton kitabı
    (queasiness, 17.02.2004 16:37)
  18. marksist teori, ideolojinin maddi karakterinden dem vurmaktadır, ancak bu dem vurma, ideolojinin maddi süreçlerin (üretim etkinliği, üretim arçlarının mülkiyeti vs. gibi) doğasınca belirleniyor, şekillendiriliyor olmasını iddia etmeyi aşan şekilde, kendisinin* de düşünsel bir nesne, kavram olmanın ötesinde maddi bir doğası olduğunu iddia etmek gibi bir keyfiyeti vardır. ideolojiyi görünür kılma, anlama, çözümleme gibi "patenti" marksizme ait düşünsel faaliyetin, marksist felsefecilerimizi idealizm'e kaydırması tehlikesine karşı alınmış gardın sonucu olan bir aşırılık olsa gerektir bu yaklaşım.
    (poturgilinpotur, 17.02.2004 17:03 ~ 18.02.2004 08:50)
  19. kelime olarak ilk kez 1797 yilinda destutt detracy tarafindan kullanilmis, fransiz devrimive devrim sonrası ortaya çikan "fikirler bilimi" kastedilmistir.
    (evenstar, 20.05.2004 01:28)
  20. kelime, telafuz edilmeye başlandığı ilk dönemde "doğru düşünme bilimi" anlamı taşıyordu. pozitivist yaklaşımın ideolojiye bakış açısı birçok düşünür tarafından kabul edilmeye başlanınca kelime de gözden düştü. pozitivist yaklaşım, gerçeği yansıtma iddiasında olan ideolojileri(ya da düşünsel kategorilerin) maddi gerçekleri çarpıtmakla itham eder. fakat pozitivizmin kendi kazdığı kuyuya düştüğünü, kendisinin de aynı kategoriye girdiğini görmek için üstün bir zekaya ihtiyaç yoktur; o da bir düşünsel kategori olarak bize kendi gerçekliğini kabul ettirmeye çalışır. kaldıki, ideolojiler sadece paradigmaları değil, oluşum süreçlerini de etkiler. tasarım ile pratik arasındaki farkın nedeni ise toplumsal yaratıcılık alanıdır.**

    pozitivist bakış açısını marx'ta da görürüz. marx "ben marxist değilim" derken marxizmin bir ideoloji olmadığından dem vurmaktaydı; ona göre ortaya attığı fikirler "dünyayı doğru anlamak için kullanılan bilimsel araçlardır".** aslında bu savunmayı yapan, ortaya attıkları teorilere, analizlere "bilimsel" kisvesi vermeye çalışanların asıl amacı düşüncelerindeki dogmatik ögelere yapılacak eleştirileri baştan geçersiz kılmaktır. iktisatın (hadi neo klasik iktisat diyelim) son yüz yılda matematiğe verdiği değerin nedeni de budur.

    bir başka olgu da bir ideolojin hegemonyasını kurduktan sonra "ideolojilerin sonunu" ilan etmesidir. ilk olarak yukarda anlattığım şekilde bir ideoloji olmadığını savunur. hegemonyasını sağladıktan sonra, semavi dinleri hatırlatır bir şekilde kendisini ulaşılabilecek en iyi sistem, diğer bütün muhalif düşünce kalıplarını(ki bunlar da aynı bilimsellik silahını kullanarak hakim ideolojiye saldırır) zamanı geçmiş ve geçerli olmayan 'ideolojiler' olarak tanımlar. günümüzün hakim ideolojisi de(ister liberal demokrasi yönetimi ister neo liberalizm olarak kabul edin) ideolojiler çağının kapandığını ve en rasyonel ve gelişmiş sisteme ulaştığımızı iddia eder.*

    heralde ideolojinin en kısa ve öz tanımını garstin yapmıştır: "bir tarih felsefesi, insanın somut gelişiminin ayrıntılı bir çözümlemesi, aynı zamanda geleceğe yönelik bir izdüşüm ve eylem planıdır". insanoğlu düşünmeye devam ettiği sürece ideolojiler de var olacak ve taraftar bulmak için söylemler üretecektirler; ideolojiyi "hayat hakkında kafa yormak istemeyenlerin benimsedikleri kurallar silsilesi" olarak görenlerin yaptığı gibi.

    bonus: (bkz: devletin ideolojik aygıtları)
    (parvus, 24.11.2004 03:00 ~ 03:01)
  21. (bkz: ideolojik berber)
    (aksa, 24.11.2004 03:02)
  22. amaç değil araçmış bazılarına epey sonra farkettik. kandırılmışız meğer
    (ladyshallot, 02.02.2005 19:52)
  23. ideoloji teriminin kökeni onsekizinci yüzyıldın sonunda fransız filozof de tracy'nin çalışmalarına dayanır. ama ideolojinin toplumsal, politik ve ekonomik koşulları belirlemekle ilişkisini tanımlamanın, toplumun maddi temelinin (altyapı) ister istemez bir üstyapı doğrumasını sağlayan süreci aydınlatanın da çok marksizm olduğu kabul edilir. burada toplumun fikirlerle açıklanmasından çok fikirler toplumla açıklanmaktadır; fikirlerin toplumun ve tarihin öğeleri olmaktan başka bir tarihi yoktur. marks ve engels, alman ideolojisinde düşünceyle toplumsal dünya arasında fikirleri sınıfsal çkarlarn ifadeleri olarak tanımlayan katı, nedensel ve mekanik bir ilişki bulunduğunu varsaymakatdır; fikirler, sadece dışsal bir ekonomik düzenin pasif yansımalarıdır. bilgi gölge-fenomendir (epiphenomenon) ve nesnel toplumsal çıkarların ürünü olarak, toplumda ve toplumsal değişmede aktif bir rol oynamaktan acizdir.

    ideoloji kavramını çarpıtılmış düşünce olarak, sınıfsal çıkarları savunmak adına gerçek ilişkileri mistifiye eden bir yanlış bilinç olarak ortaya koyan anlayış, alman ideolojisinde ayrıntılı bir şekilde geliştirilmiştir. ideolojik düşünce, gerçekliği, nesnel açıdan gerçek olanın tersine çevrilmiş haliyle, başaşağı kavrar; tıpkı dini toplumsal bir ürün olarak gören materyalist doktrinin karşısında, insan yaşamını tanrı'nın bir uzantısı olarak tanımlayan dinde olduğu gibi. ideoloji, bu ilk formülasyonda bilince eşdeğer haldedir ve çıkarların yaşam sürecinin basit refleksleri ve yankıları durumuna gelmesini yansıtır.
    ...

    ekonomik temelle ideolojik üstyapı arasında tam bir nedensel ilişki bulunduğu tezi, marx'ın 1859'da kaleme aldığı politik ekonominin eleştirisine katkıda yeniden görülmektedir. marx bu kitapta üretim güçlerinin "toplumun ekonomik yapısını, kendi üstünde hukuksal ve politik bir üstyapının yükseldiği ve belirli toplumsal bilinç biçimlerine denk düşen gerçek temeli oluşturduğunu; maddi yaşamın üretim tarzının genel toplumsal, politik ve entellektüel yaşam sürecini koşullandırdığını" ileri sürmektedir (marx 1971:21-21). nitekim, engels'in ideoloji tartışmalarının pek çoğunda baskın durumda olan da bu determinist anlayıştır:

    "ideoloji, düşünür diye adlandırdığımız kişi tarafından gerçekten bilinçli olarak, ama yanlış bir bilinçle gerçekleştirilen bir süreçtir. onu zorlayan gerçek dürtüler kendisi için de bilinmedik olarak kalır, zaten öyle olmasa ideolojik bir düreç de olmazdı" (marks ve engels, cilt 2:497).

    bu temelde, marxizmin kendisini de kapsayacak şekilde her türlü düşünce bir ideoloji olarak nitelendirilmelidir.

    engels, ideolojinin, toplumdan ayrı olarak, bağımsız bir varlık kazanmadığı, özerk bir gerçeklik olarak ayrı bir tarihi olmadığı halde, bir dereceye kadar kısmi bir özerkliğe sahip olduğu konusunda ısrarlıdır; ideoloji, gerçek dünyanın tersine çevrilmiş halini yansıtmasına, dolayısıyla "yanlış" olmasına rağmen, bütünüyke bir gölge-fenomen olmadığı gibi, toplumsal-ekonomik yapının pasif biçimde yeniden üretilmesini de yansıtmaz. engels'e göre fikirlerle toplum arasında mekanik olmayan, karşılıklı bir ilişki vardır. (alan swingewood 1998, sosyolojik düşüncenin kısa tarihi: 96-98)
    (mist, 22.02.2005 16:32)
  24. (bkz: ideolojilerin sonu)
    (laylaylom, 04.04.2005 20:28)
  25. alternatif bir tanım olacak ama:

    21 yüzyıl fani dünyasında ve pratikte ideoloji, artık kör kör taraf tutmak olarak anlaşılırken, pratiğin en hayati noktasına değinildiğinde görülecektir ki, ideoloji bir şeyi neden tercih ettiğini/etmediğini, yaptığını/yapmadığını açıklayabilme gücüdür. "bunu yapıyorum, çünkü... " diyebilme yeteneği veren güç, ideanın farkında olmayı sağlayan "loji". insanları galeyana getiren ideoloji hep, bir çeşit popülizm olmuştu çünkü.

    bu açıdan bakınca günümüz dünyasında oldukça büyük bir güruhun neden ideolojiye yabancı bir hayat yaşadıklarını görmek mümkün. önünüze gelen ilk fırsatta sokakta birine bir şeyi neden yaptığını sorun -terslenmeye mahal vermeden tabi :) - eğer "herkeş yapıyo" diyorsa, işte o ideolojiden özgürleşmiş bir insan, tebrikler doğru kurbanı buldunuz, tepe tepe kullanın...
    (giove, 12.06.2005 01:42 ~ 09.01.2006 02:09)
/ 3 >>


copyright © 1999-2012 sourtimes entertainment