eski turkce'de arapca kaynakli olarak malihulya seklinde gecerdi (arapcaya yunanca'dan gecmi$ bir kelimedir). sonradan ayni kelimeyi bir daha ithal ettik. asil turkcesi karasevda'dir. hipokrat ve ibni sina tibbina gore vucuttaki dort unsurdan (kan, safra, balgam, karasevda) karasevda'nin fazla olmasindan kaynaklanir.
"bu kilerde melankolinin nedeni aşk ve kuru gıdadır. böylece bu hastalıkta ruftta keder ve bedende kara bir safra oluşur. bu kara safra yaşlılarda urlara, gençlerde ise aşk deliliğine yol açar, öyle ki, genç gün boyunca sevgilisini düşünür ve susar. melankoli hastalığının çaresi ise kaygılanmamak, tutkudan kaçınmak ve rahat yaşamaktır. baklagillerden ve lezzetli balıklarda yemek gerekir, başkaları kötü gelebilir. iyi bir şeyi düşünmek icab eder." oktay ihsan anar tamu 'da böyle anlatıyor..
kaybedilene duyulan, benlikte huzursuzluktan ote bir uzuntu hali yaratan his. freud'un 'melankoli ve yas tutmak'-'mourning and melancholia' (1917, metapsychology) uzerine yazdigi yaziya bakmakta fayda var. kaybedilenin gercekliginden kendini kurtarmak, bellegin bicimini bozarak sorumlulugu gormezden gelmek melankoli ise yas tutmak kaybolani imgelemde tamamen yitirmek uzerine.
genel kanı olarak melankoli= umutsuzluk ve üzüntü olarak bilinse bile bu geleneksel ve yanlış bir kanıdır.. cok uzun acıklama için serol teber in melankoli kitabı bir basucu kitabı olabilir.. kitaptaki bir tanım sanırım pek cok sey konusunda fikir vericektir.. "melankoli - normal bir anomali"
yağmur yağıyor... delicesine... damlalar uğuldayarak iniyor yere... çatılara, insanlara, sokaklara... güvercinler, kumrular ve kuzgun yavruları sinmişler çatı aralarına... bekliyorlar... rüzgar bütün sesleri silip onların yerine cama vuran yağmurun sesini getirdi... damlaların çok kısa süren desenlerini izliyorum, çarptıkları camın ardından... buğulanmaya başladı cam, alttan başlayarak... sokakta kimse yok... buğu ortalara kadar yükseldi... bir yüz çizdim üstüne... ağzını ve burnunu yaptım... sol gözünü yapmak için parmağımı uzattım, bastırdım buğunun üstüne... çekince parmağımı bir su damlacığı oluştu ve gittiği yolun izini bırakarak aşağılara doğru süzüldü... diğer gözde de aynı şey oldu... başımı kaldırdığımda buğu tamamen istila etmişti camı... izlemeye devam ettim dışarısını... ağlayan adamın gözlerinden*...
beni en güzel günümde sebepsiz bir keder alır bütün ömrüm beynimde acı bir tortusu kalır anlayamam kederimi bir ateş yakar tenimi içim dar bulur yerini gönlüm dağlarda dolanır
ne bir dost ne bir sevgili dünyadan uzak bir deli beni sarar melankoli
ne kış ne yazı isterim ne bir dost yüzü isterim hafif bir sızı isterim agrılar sancılar gelir yanıma düşer kollarım görünmez olur yollarım hem sevgini hem elleri önüme ölüm serilir
ne bir dost ne bir sevgili dünyadan uzak bir deli beni sarar melankoli
yasama istegimizin azaldigi , uzuntulerin arttigi zamanlarda icine dustugumuz cokkunluk durumdur. az konusur az hareket ederiz.. ruhsal bir acıdır duydugumuz . sucluluk duygusu agır basar , ortada hicbir sebeb olmadan da sucluluk duygusu duyabiliriz . bu durum bazi insanlari intihara bazilarini cinayet islemeye itebilir.
agir melankoli durumlarinda elektro sok kullanilir ; ama elektro sokun iki uc haftalık bellek bozuklluguna neden olmasi kimyasal yollari kullanmayi daha alternatif hale getirmistir. sok intihara varabilecek melankoli durumlarinda ancak kullanılmaktadır.
insanın kendi kişisel yazgısının gene kendisinin belirleme istemi... melankolide sorun genellikle bu temel noktada yoğunlaşmaktadır. karşılığını yaşam pahasına ödemek koşuluyla da olsa melankolik insan kendi yaşamına kendisinin bir anlam verebilmesini istemekte, çoğu kez bunu başaramadığı için de herbir şeyden vazgeçip kuşku, düşkırıklığı ve hüzünle kendi içine çekilmektedir. bu bağlamda melankoli sıradan bir varoluşa karşı bireysel ve tek kişilik de olsa vazgeçen, geriçekilen, yadsıyan*, öldürten ya da sıklıkla intihar eden anlamlı bir başkaldırıdır. burada öldürülen ve intihar ettirilen de düşüncelerdir! intihar eden melankolik kişilikler elbette vardır, hayatına nokta koymayı* başarmış bu insanların intiharı, kendi canını alma şeklinde yorumlamasına karşılık sadece saygı duyulur ve onların davranış biçimleri hiçbir şekilde diğer melankoliklere mal edilemez!
melankolikler de homojen bir şekilde varolagelmemiştir;
- imgelem gücünün yüksek olduğu "melancholia imaginations" grubu sanata, ressamlığa, mimarlığa, teknik alandaki yaratıcı etkinliklere yönelme eğilimindedirler.
- "melancholia rationis" grubuna girenlerin doğa bilimine, biyolojiye, tıbba, politikaya eğilim gösterdikleri görülmüştür.
- sezgi gücünün yüksek olduğu düşünülen 3. grup da "melancholia mentis" dir, tanrısalgizemi anlamaya, sezinlemeye başlamış büyük din bilgelerinden oluşan son derece az sayıdaki yetkin vasıflı kişiyi kapsar.
doğaları gereği melankolik olanlar mizaçta hasta değildirler! bunlar özgün bir ahlak ve özünde haklı çıkmış tutkulu bir güçle heyecanlanabilme yeteneğindeki insanlardır!
italya’da fonomiralı johannes (1329-1396) karasevdadan ölen insanların otopsilerini yapmış. bunların beyinlerinde 3. karıncığın kuruduğunu tespit etmiştir. bu yüzden düşünme, imgelem bozukluklarının, hezeyanlarının ve sanrılarının beynin bu bölgesinin kurumasından kaynaklandığı düşünülmüştür. melankoli, insanların narsistik yaralanmalara karşı gösterdikleri bir tepkidir.
dışa vuran belirtileri nasıl olursa olsun, insanın varoluşunu, diğer insanlarla ilişkilerini irdeleyen*antropolojik bir yaklaşımdır. dünyaya gelmesine, fırlatıp atılmışlığına bir türlü anlam veremeyen dünya ve diğer insanlarla ilişkilerini sürekli sorgulayan ve bütün bunlardan acı çeken*, korkan, varoluş konumundan sürekli güvensizlik duyan, bir türlü kendisi olamadığını duyumsayan ve düşünen insanın durumudur. insanin,dünyada varoluşunun özel bir durumu, özgün bir psişik yaşantidir!
melankolik insan, yaralı ve yanlış bir yaşamın yadsınması olarak, sonsuzluk/geçicilik, ilerleme/tahrip, umut/umutsuzluk, dağılma/yoğunlaşma, yapıcı/yıkıcı, düş-uyku/uyanıklık, gerçek/fiksiyongerilimleri arasındaki bu alegorik dünyada suskun bir bekleyiş içinde, kendi hüznü* ve çelişkileri içinde yaşamayı kendisine yaşam tarzı ve haz kaynağı edinmiş gibidir.
daha fazla bilgi edinmek isteyenler serol teber’in melankoli kitabını okuyabilir...
hamlette asalet ve mantıkla karısarak kendini bulan ruh hali... shakespeare melankolinin insani nasil da düsünmeyle birleserek pasiflestirdigini anlatır...
ta basinda herseyin, birileri bir yerlerde her zamanki pervasizligiyla soluk alip verirken, ve aslinda hic de kotu niyetleri yokken digerlerinin hayati uzerine, bazilari bu soluklarin en duzensiz olanlarini itina ile secer ve alip yapistiriverir kendi cigerlerine!
sonra tereddut gelir, kacinilmaz olarak elbette... her hale uygun maskeleri de cabasi... ve kendi kendine bile kuramadigi cumlelerin acisini cikartmaya baslar melun... ki acisini yamamaya calistigi, en ihtiyac duydugu, en gerekli olan, onu en onemsiyendir... ustelik de zaman zaman yuzune carpan yalan bu!'lara ragmen...
aslinda kendi yalnizligini kendi tasir melankoli...