mevlana celaleddin rumi. tasavvuf yolunda aydınlanmış, tüm dinlerin özünün aynı olduğunu, hepsi gibi, tanrıyı içimizde aramamızı ve evrenle bir olduğumuzu söyleyen sufist. batıda rumi olarak tanınan ve oldukça sayılan, sevilen bir aydındır.
13. yüzyilin basinda simdi afganistan sayilan topraklarda dogmus, sonra hem mogol baskisi, hem babasinin zamane yönetimiyle pek uyumlu olmayan fikirleri yüzünden ailecek iltica etmisler, biraz gezdikten, gördükten, arada mekke'ye gidip haci olduktan sonra konya'ya yerlesmislerdir. konya o dönemde kozmopolitanlik, multikültürellik olayini asmis bir sehirdir ve celaleddin'in felsefesi bundan çok etkilenir. mevlana kendisine sonradan yakistirilmis bir ünvandir (gandhi'ye mahatma-yüce ruh denmesi gibi); yol gösterici, efendi gibi anlamlari vardir. kendisini hayatta en fazla etkilemis insan tebrizli şemseddin'dir. şems günes manasina geldigi için (mevlana farsça yazmistir bu arada, türkçesi kittir) ona hep "günesim" diye seslenmis, hatta bir dizesinde "ona öldü diyorlar/ama günes nasil ölebilir ki?" diye sormustur. mevlana ve şems arasindaki iliski sadece bir ruhun digerine duydugu çok kuvvetli bir his bütünü, uhrevi bir ask midir, yoksa bu yatay düzlemlere de tasinmis midir? bilmiyorum. bilen var mi onu da bilmiyorum. su var ki şems'in ölümünden sonra kendini ask yoluna, sevgi yoluna, hak yoluna vermis, love is all, omnia vincit amor gibi söylemleri benimsemistir. şems ona ruhun akla olan üstünlügünü göstermis, gerçegi kitaplarda, akilda, fikirde degil sevgide, kendi içuzaylarimizda aramamiz gerektigi düsüncesini asilamistir. organize dine bütünüyle karsidir mevlana, orucu iskence diye tanimlamaktan çekinmemis, bütün camiler yok olmali gibi ortodoks islamla asla bagdasmayacak seyler söylemistir. dine kattigi estetik boyutla, dansi, müzigi, siiri dinsel ritüellere katmasiyla islam rönesansini yasatmistir. sema dansi onun siirlerini bir diregin etrafinda dönerek söylemesinden gelismis ve felsefi anlamlar yüklenmistir. hegel olsun, goethe olsun, rembrandt olsun, hepsi mevlana'yi saygiyla anmis, ondan ilham almis insanlardir. pek ünlü iran şairi jami "o bir peygamber degil, ama yazdigi kutsal bir kitap" demistir mesnevi'si hakkinda. ölümü de kötü, ümitsizlik verici bir sey degil, tanriyla birlesme olarak algilamistir, o yüzden konya'da her 17 aralik gecesi şeb-i arus, "dügün gecesi" olarak kutlanir.
oglanlar mi gecmiyor gozlerim mi secmiyor vecizesinden yaty duzlemde de basarili olduguna inandigimiz dusun insani.ben mesnevisini sevmedim butun o alcakgonulluluk, vakur durusa 6 cilt boyunca gizliden gizliye empoze edilmeye calisilan "sahane insanim ben, anlayana" trendini yakistiramadim.alcak gonullu adamin iki bin sayfa boyunca icazet vermesi, birilerini muhattap alip bir seyler, (hatta cogu zaman ayni seyler) i anlatmasinda suphesiz ki buyuk tezat vardir. ha birisi cikar "ne anlatirsan anlat..." diye baslayaan o vecizi der bu oylem uzerine.ben de ayni sinsi kacak gures onoyunu olup, "sen salaksin anlamazsin" manasina gelen vecizi kullanmaktan kacinmam, "anlamamisin otuyosun" diyenlere. illa birisi daha iyi olacaksa yunus emre onbin kez yegdir mevlanaya.
söz mevlana'nın yatay düzlemdeki başarılarından açılmışken yakın geçmişte okuduğumda beni çok güldüren bu konudaki bir anekdotu sözlük cemaatiyle paylaşmak istiyorum (bkz: sözlükte copy paste ekolü). eflaki, mevlana'yla ilgili anılarını anlatırken şu olayı zikrediyor: mevlana'nın eşi kira hatun, "az yemek yemek, az uyku uyumak, sema yapmak, oruç tutmak, bilgiler saçmak ve söz söylemek hususunda çok mübalağa ediyor, çetin riyazet çekiyor ve bundan dolayı bize hiç iltifat etmiyor, cinsi yakınlık göstermiyor. acaba beşer sıfatından ve şehvetten onda bir eser kalmadı mı? yoksa tamamıyla iştahası söndü de o lezzetten vaz mı geçti?" diye içinden geçirince "hemen o gece mevlana, kira hatun'u ziyaretle şereflendirdi ve kükremiş mest bir aslan gibi yetmiş defa muamelede bulundu. nihayet kira hatun mevlana'nin elinden medresenin damına kaçıp mağfiret diledi."
mevlananın şu rubaisine hayyamda da rastlanmaktadır.. "hayattta yarım ekmeği olan, barınacak bir yuvası olan insan, ne kimseyi arar ne de kimse tarafından aranır. (ona) mesut yaşayasın! de...çünkü hoşça bir cihanı vardır.
babası sultan veled tarafından dört dörtlük yetiştirilmiş genç yaşında bir çok mühim meseleye vakıf bir kişiliğe sahip olmuştur. şems-i tebriz-i ile tanışmasından sonra aşk oduna düşmüş ve mana boyutunu kavramış, hüsameddin çelebi ile dostluğu neticesinde 6 siltlik muazzam mesnevi'yi söylemiş akabinde diğer eserleri gelmiş, kuyumcu selahaddin zerkubi ile olan dotluğu neticesinde ise aşk ile sema etmeye (cezbe haliyle dönmeye) başlamıştır. mevlana deyince akla konya gelir fakat konyalılara mevlana dediğinizde onların aklına kıymalı-peynirli pideden başka birşey gelmez. mevlana, tüm dünyaya etkin felsefesini, düşüncesini konya'da yazdığı eserlerle ölümsüzleştirmiştir. kendini mevlana torunu sanan konyalılar ise onun ismini çay kaşıklarına yazarak ve boktan peynir şekerini turistlere mevlana şekeri diye kaktırarak bu ölümsüz hazineye sahip çıkarlar. meşhur molla camii "mevlana peygamber değildir, ama kitabı var." diyerek mevlana'nın ne kadar aşkın bir boyutta ne kadar üst perdeden düşünebildiğini yazabildiğini, eserlerinin paha biçilmezliğini ima eder. vermiş olduğu ürünler hem edebi hem felsefi türün şaheserleri arasındadır. herhangi bir konyalının evinde mesneviye, divan-ı kebir'e ya da bir başka mevlana eserine rastlamayı ummak saflık alameti sayılmaktadır.
mesnevi isimli kitabıyla ün salmış, kendi zamanının büyük düşünürlerinden* güzel bir insan. bir kısım dış mihraklar tarafından topun önde gideni olmakla suclanan ancak türklerde nirvana akımını başlatan ve hem insanın hemde kendisinin gelişim sürecini veni vidi vici bozması bir sözü ile anlatan baba insan.
dönemin diğer önemli düşünürlerinden biri olan hacı bektaş veli ile mevlana arasında hoş atışmalar yaşanmıştır. mevlana'nın müritlerinden biri hacı bektaş'ı namaz kılmadığı için eleştirir, hacı bektaş ona hak verir ve abdest almak için bir testi su getirmesini ister, ancak gelen testiden su yerine kan akar. hacı bektaş müridi yollar "kanla abdest alamam". mevlana'nın bu olaya cevabı şöyle olmuştur; "önemli olan suyu kana çevirmek değil, kanı suya çevirmektir". bu iki insan herzaman birbirlerine saygı duymuşlardır.
mevlana’nın asıl adı muhammed celaleddin’dir. mevlana ve rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. efendimiz manasına gelen mevlana ismi o’na daha pek genç iken konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. bu ismi, şemseddin-i tebrizi ve sultan veled’den itibaren mevlana’yı sevenler kullanmış, adeta adı yerine sembol olmuştur. rumi, anadolu demektir. mevlana’nın, rumi diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda diyar-ı rum denilen anadolu ülkesinin vilayeti olan konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.
mevlana bir aşk ustasıydı. kırk yumurtayı bir sahanda kaynatıp tek yumurta etmenin sanatını elde etmişti. bir ney gibiydi, kendinden boşalmış ve sahib’inin soluğuyla dolmuştu. bir beşer beşeriyetinden ne kadar sıyrılabilirse, o kadar sıyrılmıştı kendisinden.