internette bi suru adamin progressive - saykodelik kategorilerindeki koleksiyonlarına kattigini gordugum, albumu ben zor buldum burda, elin yeni zellandalisi nasi bulmus diye dumura ugradigim, gercekten hos album. cd'si iki bonus track iceriyo.
türkiye'de deneysel müzikle uğraşan grupların yüz akı olan ve bir dönem dağıldığı söylenen nekropsi'nin yeni albümünü dört gözle beklerken dinlenip ısınılan kültleşmiş albüm.
aslında doksanlı yıllarda çıkmış olması bir şanstır. mevcut zamanda bu kadar uzun albüm yapma yanlısı olmazdı herhalde yapımcılar. mekong delta'nın the music of erich zann ruh halinde bir çalışma.
nekropsi uyelerinden biri kendileriyle yapilan bir roportajda bu ismin nereden geldigi sorusuna su cevabi vermistir:
- "mi kubbesi" means "the dome of mi" (the "mi" mentioned here is the music note as in do, re, mi.) we came up with this name while we were rehearsing for the album. there is a short story, written by cevdet, on the inner sleeve of the album which goes with this name. it is about a group of people who wake up and find themselves under a giant dome. they hear the loud ringing of the mi and search for its source but unsuccesfully, find out that the dome, together with the mi, sometimes disappears and leaves them surrounded by nothing but the horizon. they soon realize that theirs and the dome's existance is somehow strongly connected to the "mi". if the "mi" fades they will also fade. and in the end they find out that they themselves are the source of the "mi".
albümün kartonetindeki yazıyı da ekleyelim tam olsun.
"kubbe ve mi
uyandık. artık üşümüyoruz. kubbeyi farkettik. şaşırdık. dolaşmaya başladık. kubbeyi binlerce resim ve kabartma süslüyor. yazılar da var. seyrediyoruz. dokunuyoruz. algılayamıyoruz. dört yanda dört yarık. güneş birinde doğup diğerinde batıyor. birkaç kez doğduğu yarıkta battı. kubbe mi dönüyor güneş mi? bugün de yukarıda kubbe, çevrede ufuktan başka birşey yok. duvarlar nerede? mi kubbeye ve bulabildiği tüm yüzeylere çarpıp kulaklarımızı dolduruyor. tek başına, ağır, rahatlatıyor. bazen çıldırıp başka seslerle üstümüze geliyor. henüz kaynağını bilmiyoruz. 'kubbealtı' bize 'tören'lerden fazlasını çağrıştırmıyordu önceleri. ama burası farklı. insanlar geliyor yazıp çiziyorlar. ahşaptan iskeleler üstünde günlerce kubbeyle uğraşıyorlar. biz de katılıyoruz onlara. mi'ye ayak uydurmaya çalışıyoruz. sadece kazıyanlar var. eskileri ortaya çıkarıp öylece bırakıyorlar. yıkmaya gelenler bize de saldırıyor. yaralıyız, kubbealtı karışıyor, kararıyor. mi uzun zamandır yoktu ortada. yaralar büyüdü. yarıklar karardı. yaktığımız ateşler kendi yüzümüzü bile aydınlatamadı. fakat şimdi herşey eski haline döndü, mi burada. hiç yok olmamış galiba, peki biz? mi can çekişiyor. kubbe iyice silikleşti.kimseyi duyamıyorum artık. gözlerim kapanıyor. elimden düşeni farkediyorum. yere çarptığında cılız bir mi vererek parçalanıyor. duyduğum ilk mi'nin aynısı! ellerime bakıyorum. yerdekine bakıyorum. gevşiyorum.
gecenin sabaha dolandığı bir vaktinde, "ulan benim bi nekropsi albümüm vardı nerde acaba" diye garip bir düşünceye saplanıp, yana yana aradığım ve sonunda çekmecemin tozlu bir rafında bulup baştan sona dinlediğim, dinlerken de türlü türlü duygulara boğuldum tadına doyum olmaz albüm. böyle uçuruyor insanı boyuttan boyuta desem yeridir.
dün akşam kanyon d&r'da nasıl olduysa bulup sevinç çığlıklarıyla, timsah yürüyüşleriyle, en çılgın gol sevinçleriyle edindiğim albüm. yeniden mi bastılar bilmiyorum ama eğer yeniden basmadılarsa ve ben kanyon d&r gibi alt tarafı bir senelik mağazada 96 tarihli ve baskısı olmayan albümü bulduysam kendimi dünyanın en şanslı insanı kabul edeceğim. akabinde üzerimdeki bahtsız bedevi hırkasının tek kolunu çıkarmış sayacağım.
albüm hakkında söylenecek çok fazla bir şey yok. hiç tartışmasız misak-ı milli sınırları içinde yapılmış en iyi albümlerden. crying game gibi bir açılıştan sonra ne verseler alırdık, ama onlar bunun kredisini yemek yerine daha güzellerini dokumuşlar. bir sözüm de "mi kubbesi"ni yenilerde yayınlanan ikinci albümden daha iyi bulanlara: iki albümün de kendi içinde güzel tarafları var, bir bakın allah aşkına 10 yıl önce neydiniz şimdi ne oldunuz? nekropsi'nin mi kubbesi'nden sonraki ikinci albümü de bu pencereden değerlendirilmeli. zira bir mi kubbesi daha yapsalardı, 60 yaşındayken 20 yaşındaymışcasına davranan fedon misali amcalar gibi olurlardı.
1996'dan beri kaset, cd, mp3 gibi çeşitli formatlarda bir kaybedip bir bularak dinlediğim, benzerini nekropsi'nin kendisinin bile yapamayacağına inandığım, kategorize etmekten kaçınarak sadece rock albümü olarak nitelendirebileceğim nekropsi albümü.
şu anda bile bu entry girilirken bilgisayarımda göç çalmaktadır.
gelecek için konuşamam ancak şahsi görüşümce, türkiye'de şu ana kadar bu albümün müzik kalitesinin üzerine çıkabilen bir albüm yapılmamıştır. distortion'a abanmadan da çatır çatır sert müzik yapılabileceğinin kanıtıdır. alır sizi uzaklara götürür ve uzun süre geri gelmenize izin vermez. notaları beyninizde döner durur.
ölmeden dinlenmesi gereken albümler listesindedir.
parçalar için "özellikle" diye başlayan cümleler kurmaya mahal vermeyen efsane (bkz: nekropsi) albümü. aynı şarkı içinde peşi sıra değişen ritmleriyle "n'ooluyo mua goyim" dedirten, delirten türünün(?) tek örneği.
hastalık gibi, kasedini satın aldığım zamanı hatırlıyorum, "bu ne lan" demiştim ilk dinleyişte. daha sonra tekrar tekrar dinleye dinleye bağımlısı olmuştum. son yıllarda ise hakikatten aralıklarla özleyip dinlemeye başlıyorum ve bir süre sadece bu albümü dinleyebiliyorum. gerçekten yıllara dayanmayı, klasik olmayı, baştacı olmayı haketmiş müthiş bir albüm.