koan ,zen budizmi öğrencilerine meditasyon yapmaları için ödev olarak verilen ve mantıksal çözümü olmayan problemdir. kelime anlamı "umumi kayıt" olan koanlar genellikle ünlü ustaların menkıbeleri tarzında gelir. koanlar zihin ve egonun sınırlarını kırmak ve sezgisel bir aydınlanma parıltısını doğurmak amacıyla düzenlenmiştir
one day a student came to moon and said: "i understand how to make a better garbage collector. we must keep a reference count of the pointers to each cons."
moon patiently told the student the following story:
"one day a student came to moon and said: "i understand how to make a better garbage collector...
zen budizminde; öğrencilere, ufuklarını genişletmeleri için (günün tabiriyle: vizyon sahibi olmaları için) verilen "ev ödevleri" . bir tek koan için genelde yıllarca çalışılır, kafa yorulur. bizim yıllar sonra aynı filmi seyredip farklı bir yaklaşımda bulunmamız gibi, zaman ve zihinsel gelişim içerisinde koanların cevapları da kişilerin kafasında değişir. hocanın öğrenci üzerindeki etkisi, karşısına alıp, "bak evladım, şöyle yap, böyle yap/yapma" şeklinde değil, onun kendi doğrularını bulması için yol göstermek şeklindedir.
en klasiklerinden biri : hiçkimsenin olmadığı bir ormanda bir ağaç devrilse ses çıkar mı? (tabii ki burada, " çıkar ! hatta teybe bile kaydedebiliriz" gibi bir cevap istenmiyor.)
bir başka : herşey sonunda bir'e (kendine) döner. öyleyse bir sonunda neye döner?
salinger da dokuz öyküsünün başında bunlardan bir alıntı yapmıştır,ki şöyledir :"birbirine çarpan iki elin sesini biliriz.ya çarpan tek bir elin sesi nedir?"
bilinen bir örnek: usta, öğrencilerine, elindeki değneği göstererek "bu nedir?" diye sorar ve ekler: "eğer 'bu değnek değildir' derseniz doğruyu söylememiş olursunuz. yok eğer 'değnektir' derseniz, çok gereksiz bir lakırdı etmiş olursunuz."
bunun üzerine, koan çözmeye alışık bir öğrenci kalkar, ustadın elinden sopayı kapar ve dizinde kırıverir.
zen budizmi'nde bir meditasyon araci ve spirituel uyanis yolu olarak kullanilan kafa karistirici, genellikle paradokslar barindiran durum ya da oykulerdir.
zen budizmi ogretisindeki paradoksal, bilmecemsi sorular. mantiksal ve linear dusunce yapisini kirip, ogrencilerin birden aydinlanmasidir amac. oyleki zen ogrencileri yillarini harcarlar bu sorularin cevaplari icin. en unlu sorulardan biri mesela; ogrencilerden biri zhaozou isimli rahibe sorar "bir kopek'de buddha dogasi var midir?" bu soruya zhaozou yok manasina gelen "wu" seklinde cevap verir. bu sefer baska bir rahip de ayni soruyu sorar zhaozou'ya "bir kopekde buddha dogasi var midir?". bu sefer zhaozou "evet" diye cevap verir.
en unlu zen koan'i herkesin bildigi "iki elin cikardigi ses alkistir. peki bir elin cikardigi ses nedir?" sorusudur. (aynen bizim unlu ata sozumuz "bir elin nesi var iki elin sesi var" gibi. sen zen budizmi ogretisinden kalk bizim ata sozlerinin arasina gir. dunya ne kadar kucuk ve hayat ne kadar garip degil mi, oyle vapurlar falan... "zen ustam, soyle bana, hayat ne kadar gariptir?", "bir vapur kadar cekirge, bir vapur kadar!")
tabii linear, mantiksal dusunce yapisi falan da, bakalim bu el ve ses sorusunun matematiksel cevabi nedir:
(e) = bir el 2(e) = 2 el db = ses (ses seviyesini olcmek icin kullanilan desibel (db))
burdan x' in alkis sesi siddeti oldugunu dusunurek: 2(e) = xdb
eger 2(e) = xdb o zaman (e) = xdb / 2
cevap:
(e) = xdb/2
bir de bu yukardaki "bir kopek'de buddha dogasi var midir?" sorusuna bakalim:
buna bazi kompleks aritmetik kurallari uygulayabiliriz. her kompleks sayi icin "standart form" : a + bi oyleyse buddha dogasi (bd) "standart form" olarak :
bd = a + bi
gercek a ve b icin
a + bi = 0 eger sadece a = b = 0
kopek (k) gercek a ve b icin
eger k = a + bi o zaman k = 0 eger sadece a = b = 0
insanı okuyunca bir garip yapan küçük metinler, yanılmıyorsam yol yayınlarının bir derleme kitabı vardı, sahaflarda bulmuştum ama adını ve bendekine ne olduğunu hatırlamıyorum.
budist öğretinin koanları hakkında bir tanım ya da verebileceğim bir örnek yok aklımda. ancak kendi anladığımı anlatmaya çalışabilirim:
bir kere ses olarak: türkçede bana koy gitsin anını çağrıştırıyor. yetmez mi? ko-o-an... (atlantisçede koy kendini gitsin o zaman)
sonra yine fonetik olarak: bana koğan, kayan, kayan yıldızdan bir anda ayılmayı çağrıştırıyor. az mı? kavuğuna yıldızları koyan bir adam vardı hani, kimdi o?
ve bilebildiğim kadarıyla: koan bana muğlak çağrıştırıyor. burası daha karışık ama (ç)özümsüz olamaz! rahip olcam ben! *
not: yazar olanı tanımam etmem ama bu onu henüz tanımadığım anlamına gelmez.
umumi kayıttan yola çıkılınca aslında en basitinden genel geçer doğruların falakaya yatırılıp içlerindeki her tür özsuyu şırıngayla bir çekip, bir vermek anlamına geliyor türkçeye adapte etmeye kalkarsak. kimine göre bir eza, kimine cefa (eziyet demiyorum bak!) hayat memat meselesi değil meseli... düşünmek lazım üzerine, üstüne daha çok düşmek lazım.
lakin, hayat koluna takmadığın bir sevgiliyken ne işe yarar. sorarım sana ey... hayatı yaşatmaya geldik, ölümlü çocuklar doğurmaya değil.